Home » istanbul escort » AMAÇ VE NİYET

AMAÇ VE NİYET

Yaşam biçimim hakkında kulaktan kulağa dolaşan sözler,
benim yararıma çalışmaya başlamıştı. Ruth’un evinde kal
dığım zaman artık epey geride kalmıştı. Ama harika insanlar
dan oluşan bir topluluk, onlar yokken benim evlerine bakma
mın karşılıklı faydasını görmeye başlamıştı. Bazen birkaç hafta
ya da ayda bir ev değiştirmem gerekmesi beni oldukça yorsa da
faynı zamanda bir sürü güzel ev görmemi de sağladı. Hatta bu
evlerden biri, ülkenin en zengin insanının evinin arka tarafına
bakıyordu. Yani oldukça varlıklı çevrelerde yaşıyordum.
Göz kulak olduğum evlerin çoğuna bir temizlikçi ve bir
bahçıvan geliyordu ve bazılarının ayrı bir cam silicisi bile
vardı. Benim buradaki tek rolüm, burası kendi evimmiş gibi
yaşamak ve bundan keyif almaktı. Bunun oldukça kolay ol
duğunu söylememe bile gerek yok. Yeni çevrem varlıklı insan
lardan oluşuyordu ve bunlardan bazıları inanılmaz derecede
yaratıcıydı. Bu yüzden evleri de genellikle aydınlık, renkli ve
davetkâr oluyordu.
Pearl’ün bakıcılığını yapmaya da bu ev bakıcılığı görevle-
rimden biri aracılığıyla başladım. Pearl’ün hem evi hem de
kendisi çok neşeliydi, tabii bu ölmekte olan biri için ne kadar
mümkünse. Birbirimizi görür görmez sevdik. Pearl’ün, biri ya
bancılara karşı oldukça soğuk olan üç köpeği vardı ve bu kö
pek, birkaç dakika sonra kucağımda oturuyordu. (Hayvanlar,
hayvan severleri hemen tanır.) Minik, siyah köpeğin tepkisi,
Pearl’le aramızdaki ilişkinin hızla ilerlemesini sağladı.
Birkaç ay önce, altmış üçüncü doğum gününü kutlamasına
kısa süre kala, Pcarl’e ölümcül bir hastalığın teşhisi konmuştu.
Köpekleri ve evine duyduğu sevgi yüzünden kendi yatağında
ölmeye kararlıydı. Bir arkadaşı, zamanı geldiğinde üç köpeğini
birden kendi evine almayı teklif etmişti ve Pearl birlikte kala
caklarını bilmenin huzuruna sahipti. Ayrıca yaklaşmakta olan
sonunu da oldukça kabullenmiş görünüyordu.
O ana kadar bakımını üstlendiğim müşterilerimin birçoğu
başlangıçta durumları konusunda inkâr halinde olurlardı.
Kaçınılmaz sonu kabullenmeden önce bir dizi duygusal değişim
geçirirlerdi. Bazı müşterilerimse bu haber onlara kaldırama
yacakları biçimde verilmiş olduğu için- şokta olurdu. Bu tip
haberleri veren kişi bazen, ilettiği haberin tam etkisinin farkın
da olmadığı için çıplak gerçeği ifade etmekle yetinir. Zaman
zaman bu aileden biri olur. Bazense profesyonel tıpçılar. Fakat
bu durumlarda gerçek bir yumuşaklık kesinlikle gereklidir.
Fakat Pearl, vaktinin dolduğu konusunda tam bir kabul
içindeydi. Bana bunu kolaylaştıran şeylerden birinin, kocasını
ve tek çocukları olan küçük kızını otuz yıl önce birer yıl arayla
kaybetmesi olduğunu söylemişti. Kalbinin derinliklerinde, ya
kında onları yeniden göreceğini biliyordu.
Kocası ani bir iş kazasında hayatını kaybetmişti ama Pearl
‘kaza kelimesini kullanmaktan pek hoşlanmıyordu, çünkü
böyle bir şey olduğuna inanmıyordu. “Olması gereken buydu”
demişti bana. “Bu dayanılmaz acılar çekmeme sebep olmuştu
fakat bunun üzerine otuz yıl yaşadıktan sonra bu kaybın nasıl
şu anda olduğum insan olmamı ve başkalarına yardım etmemi
sağladığını gördüm. Onun ölümünü yaşamasaydım, şu anda
olduğum insan olamazdım.”
Küçük kızını kaybetmek konusunda da felsefi bir yaklaşıma
sahipti. Tonia sekiz yaşında kan kanserinden ölmüştü. ‘Çocu
ğunu kaybetmek, herkesin söylediği kadar kötü bir şey. Hiçbir
anne-baba bunu yaşamamalı. Ama yaşıyorlar, hem de her gün,
dünyanın her yerinde. Ben sadece birçok kişiden biriyim.”
Onu dinledim ve kızından bahsederken ondan yayılan huzuru
takdir ettim. “Çok uzun zaman acı çekmediği için onun adına
mutluyum. Ben onun hayatıma neşeyi ve koşulsuz sevgiyi öğ
retmek için geldiğine inanıyorum. O zamandan beri bu sevgiyi
akrabam olmasa da başka insanlara da gösterebiliyorum. Sevgi
li Tonia, minik meleğim benim.”
Anıları zihninde solmuş ve ona dair net fotoğraflar yavaş
yavaş silinmişti fakat kalbinde güçlerinden hiçbir şey kaybet
meden duruyorlardı. Pearl’ün kızına duyduğu sevgi, her za
manki kadar güçlüydü. Sevgi asla ölmez, dedi bana neşeyle.
Bana, Tonianın ölümünden sonra hayatın ne kadar zor oldu
ğunu ve hayatının yeniden düzene girmesinin nasıl birkaç yıl
sürdüğünü anlattı.
Ama Pearl asla kendisini bir kurban gibi hissetmemişti. Ço
cuğunu kaybetmenin acısını bilse ve bunun kimsenin başına
gelmemesini dilese de bir çocuk sahibi olmanın mutluluğunu
da biliyordu ve özellikle belirttiği gibi herkesin böyle bir şansı
olmuyordu.
Her zorlukta bir hediye olduğu konusunda aynı fikirdeydik.
“İnsanlar sürekli kurbanı oyuyor” diye devam etti. “Ama kimi
kandırıyorlar ki? Sadece kendi kendilerine zarar veriyorlar. Ha-
yatın sana hiçbir borcu yok. Başka kimsenin de borcu yok. Sen
sadece kendine bir şeyler borçlusun. Bu yüzden hayattan en
fazlasını almak için yapman gereken şey, sana verdiği hediyele-
re teşekkür etmek ve kurban olmamayı seçmektir.”
Pearl’e benim de hayatımda epeyce kurban tanıdığımı ama
beni uyandıran en büyük şeyin, bir noktada benim de bunu
yaptığımı fark etmem olduğunu anlattım. Yaralarımla uğraş-
maya çok fazla daldığım için sadece hayatımın ne kadar zor
olduğuna odaklanabildiğimi gördüğümde çok şaşırmıştım.
Pearl beni yargılamadan bunu onayladı. “Hepimiz zaman
zaman bunu yapabiliriz. Şefkatle kurban psikoloji arasında
ince bir çizgi vardır. Fakat şefkat, iyileştirici bir güçtür ve ken-
dine nezaketle yaklaştığın bir noktadan kaynaklanır. Kurbanı
oynamaksa hem etrafındaki insanları senden uzaklaştıran hem
de kurbanı oynayan kişinin asla gerçek mutluluğu tadamama-
sına sebep olan zehirli bir atıktır. Kimsenin bize hiçbir borcu
yok” dedi yeniden. “Sadece biz, kendi kendimize yüklerimiz-
den kurtulmayı, şükredilecek şeyleri saymayı ve zorluklarımız-
la yüzleşmeyi borçluyuz. Bu bakış açısıyla yaşadığında hayatın
hediyelerle dolar.” Bu kadını çok seviyordum.
Pearl, birçok insanın hayatının ne kadar zor olduğu, ne ka-
dar büyük mücadeleler verdiği ama yine de onların hayata de-
vam etmeyi başardıkları ve yolları üzerindeki küçük şeylerde
nasıl mutluluğu bulduğu konusunda konuşmaya devam etti.

Cevap bırakın