Home » istanbul escort » BAKIŞ AÇISI MESELESİ BÖLÜM 2

BAKIŞ AÇISI MESELESİ BÖLÜM 2

Bakımevi bir Hristiyan mezhebi tarafından yönetiliyordu.
Lenny, Rita öldüğünde kiliseye gitmeyi bırakmıştı. Bunun
sebebi artık inanmaması değil, güzel karısının şarkı söyleyen
sesini artık yanında duyamamanın onun için çok acı verici ol-
masıydı.
Lenny, bakımevinin bir Hristiyan mezhebince, başka
bir dinin mensupları tarafından ya da herhangi bir dini yakın-
lığı olmayan insanlar tarafından yönetilmesinin kendisi için
önemli olmadığını söylüyordu. Her durumdan en iyi sonucu
çıkarabilirdi. Ne olursa olsun, kısa süre sonra Rita’nın yanına,
eve dönecekti ve umurunda olan tek şey buydu. Ama orası
Hristiyanlar tarafından yönetilen bir bakımeviydi ve çalışanla-
rın yanı sıra birçok gönüllü de vardı.
Bunlardan biri, Roy adında bir adamdı ve koğuşları gezerek
bakımevi sakinlerine her gün İncil’den bölümler okurdu. Aylar
önce Lenny’e de bunu önermişti fakat o bu teklifi kibarca reddet-
mişti. Roy inatçı davranmış ve teklifini farklı zamanlarda defalar-
ca yinelemişti ama Lenny her seferinde onu nazikçe reddetti.
Artık Lenny son günlerini yaşıyordu ve itiraz edemeyecek
kadar güçsüz olduğu için Roy kendi kendine her akşamüstü
gelip Lenny’e İncil’den bölümler okumayı kendine iş edinmiş-
ti. Çok uzun bölümler okuyordu. Sağlıklı ve kendini İncil’i
çalışmaya adamış biri bile her gün tekrarlanan bu monoton
okumanın sonunda biraz bıkardı. Kibar davranmak adına ben
de Roy okuduğu sürece elimden geldiğince dikkatli dinlemeye
çalışıyordum. Söylediğim gibi Roy çok monoton bir ses tonuy-
la uzun, çok uzun zaman okuyabiliyordu.
Daha da kötüsü, Roy, okuduğu bölümleri Lenny’yle tar-
tışmak istiyordu. Lenny’nin bakıcısı olarak benim önceliğim,
müşterimin iyi olmasıydı. Bu yüzden nazikçe Lenny’nin ancak
enerjisi olduğunda konuşabildiğini ve zorlanmaması gerektiği-
ni ona açıkladım ki bu doğruydu.
“Biliyorum ki sen çok hoş birisin, Bronnie” dedi Lenny bir gün
sessizce, Roy başka bir odaya geçtikten sonra. “Ve biliyorum ki
insanlar hakkında iyi şeyler düşünmeyi seviyorsun. Ama o adam
bir kez daha bu odaya gelirse kıçına öyle bir tekme vuracağım
ki buradan Timbuktu’ya kadar uçacak.” Ertesi gün Roy’un aynı
saatte tekrar geleceğini bilerek, ikimiz de yüksek sesle güldük.
“Şu an cennete gitmiyorsam bütün bu dini metinlerin ne
anlamı var ki?” diyerek kıkırdadı. “Zaten ne okursa okusun
konsantre olamıyorum. O kadar enerjim yok.”
“O iyi niyetli biri Lenny. En azından bundan eminim” diye
cevap verdim. İkimiz de bu durum karşısında hafifçe güldük.
Roy tatlı bir adamdı ve niyetinin iyi olduğu çok belli olsa da
bu sonunda bir komedi skeci gibi görünmeye başlıyordu. Her
akşamüstü geldiğinde bizi neyin beklediğini biliyorduk. Roy,
monoton ve cansız okuyuşuyla, İncil’deki bilgece sözlerin hak-
kını veremiyordu. “En azından uyumana yardımcı olur” diye-
rek güldüm. Lenny gülümseyerek başını salladı.
Günler yavaş yavaş geçiyordu ve bana başka bir iş teklifi
gelmişti ama reddettim. İşler düşündüğüm gibi ilerlerse bu gü-
zel adamın aramızdan ayrıldığını görmek istiyordum. Ayrıca,
kızı Rose’a karşı da bağlılık duyuyordum. Babasının başka bir
ülkede, ölüm döşeğindeyken her gün yeni biriyle uğraşması
gerekeceğini düşünmek korkunç olurdu. Kısa zaman sonra ses-
siz konuşmalarımızı özleyeceğimi bildiğim için bunun mecbur
olduğumdan daha önce bitmesini istemiyordum. Zaten bu za-
man da çok çabuk geldi.
Yoğun bir mahallede, yoğun bir perşembe günüydü. Yol-
lar, dükkânlar, hatta gittiğimde bakımevi bile çok kalabalıktı.
Çalışanlar, yemekleri taşıdıkları servis arabalarıyla koridorlarda
telaşla dolaşıyordu. Doktorlar günlük vizitelerine çıkmışlardı.
Hemşireler yapabileceklerinden daha fazla işleri olduğu için
acele ediyordu. Ağızlarından salyaları akan, gözlerini anlam-
sızca boşluğa dikmiş hastalar tekerlekli sandalyelerle bir yerden
bir yere götürülüyordu. Bakımevleri çok trajik yerlerdi ve bu-
gün de farklı değildi.
Yanlarından geçerken ofis çalışanlarının ofiste çalışan başka
bir kız hakkında birbirlerine dert yandığını duydum. Etrafları
ölümle sarılıyken hâlâ böyle önemsiz şeylere harcayacak ener-
jiyi nereden bulduklarını merak ettim. Fakat o zamana kadar
birçok harika müşterimden ve kendi deneyimlerimden gere-
ken dersi alma lütfuna sahip olmuştum. İnsanlar genellikle,
enerjilerinin büyük bir kısmını uzun hayat koşusunda önemsiz
şeylere harcardı.
Her zamanki gibi Lenny’nin odasına girdiğim an kendimi
bambaşka bir dünyaya geçmiş gibi hissettim. Bu hafifçe loşlaştı-
rılmış odadaki huzur, içeri girdiğiniz an hissedilebiliyordu. Bu,
en başından beri böyle olmuştu ve Lenny’e bundan daha ilk gün
bahsetmiştim. O da gülümseyerek, “Ah, evet burası huzurlu bir
yer. Ama bunu herkes fark edemez. Buraya gelen görevlilerin
çoğu, kendi aceleleri yüzünden bu odanın hissini tamamen göz-
den kaçırıyor” demişti. Daha sonra bunu ben de gözlemlemiş-
tim. Fakat ziyaretçilerinin küçük bir kısmı huzurlu insanlardı ve
onlar da hemen bunu hissediyordu ki bu çok hoştu.
O uyurken sandalyemi yatağına biraz daha yaklaştırarak bir
süre kitap okudum. Ama aklım ondaydı. Bir süre sonra uyan-
dı ve orada olduğumu gördü. Elimi tutmak için elini yatağın
kenarına vurunca elimi ona verdim. Gülümseyerek yeniden
uykuya daldı ve böylece saatler geçti. Arada sırada uyanıyordu
ve ben ona bir yudum içecek veriyor ya da elinin üstüne bir
öp ücük konduruyo rd um.
Uyandığında sessizliğin içinden güçsüz bir sesle, “İyi bir ha-
yatım oldu” dedi. “İyi bir hayatım oldu.” Ben ona sevgiyle ba-
karken yeniden uykuya daldı. Kalbim acıyordu ve gözlerimden
birkaç damla yaş dökülmeye başladı. Neden duygusal bağlan-
tıları olmayan, daha kolay bir iş seçmediğimi merak ettim. Bu
bazen çok acı verici olabiliyordu. Fakat diğer işlerin, müşteri-
lerimi tanımış olmam sayesinde bana verilen hediyelere sahip
olmadığını biliyordum.
“Evet, iyi bir hayat” diye tekrar etti, bitkin gözlerini açıp
bana gülümseyerek. Gözyaşlarımı görünce elimi sıktı. “Endi-
şelenme kızım, ben hazırım.” Sesi neredeyse bir fısıltı gibi çıkı-
yordu. “Bana bir söz ver.”
Ağlamak istiyordum ama gözyaşlarının! arasından ona gü-
lümsedim. Bu aslında, birinin cesur olmaya çalışıp başarama-
dığını gösteren bir gülümsemeydi. “Elbette, Len.”
“Küçük şeyler için kendini üzme. Hiçbiri önemli değil.
Önemli olan tek şey sevgi. Bunu, yani sevginin her zaman var
olduğunu hatırlarsan iyi bir hayat yaşarsın.” Nefes alışı değişi-
yor ve konuşması gittikçe giiçleşiyordu.
Gözyaşları arasında, “Her şey için teşekkürler, Len” demeyi
başardım. “Tanıştığımız için çok mutluyum.” Söyleyebilece-
ğim ve söylemek istediğim öyle çok şey vardı ki bu sözler bir
bakıma çocukça görünüyordu. Ama sonuçta duygularımı en
basit biçimde ifade ediyorlardı. Eğilip alnını öptüğümde onun
tekrar uykuya daldığını gördüm.
Gözyaşlarımın özgürce akmasına izin vererek orada otur-
dum. Bazen içeride dökülmeyi bekleyen daha çok gözyaşı ol-
duğunu fark etmek için vanayı gevşetmek yeterli oluyordu. Bi-
rikmelerinin sebebini bile bilmezdiniz. Ben de vanayı gevşetip
uzun süre ağladım. Ama Lenny sonraki birkaç saat boyunca
deliksiz uyumaya devam etti. Bir daha hiç uyanmaması da
mümkündü. Gözyaşlarını dindiğinde sessizce oturup şefkatle
ona baktım. Tabii sonra Roy içeri girdi.

 

 

Cevap bırakın