Home » istanbul escort » BASİTLİK BÖLÜM 3

BASİTLİK BÖLÜM 3

“Ben oğlumu seviyorum. Bunu ona söylemeliyim, değil mi?”
Mutlulukla başımı salladım. Sonra Charlie birden bire, “Peki,
senin hayatın basit mi?” diye sorduğunda hafifçe güldüm.
“Evet, fiziksel hayatım oldukça basit, Charlie. Ve duygusal
hayatımı da basitleştirmek konusunda çalışıyorum,
adım adım” diye cevap verdim dürüstçe. Hâlâ gülerken son yıllarda
duygusal hayatımda yaşadığım bazı sorunların basit olmaktan
çok uzak olduğunu düşündüm. “Meditasyon düşüncelerimi
basitleştirmek konusunda bana çok yardımcı oldu. Bunun,
öyle ya da böyle bütün hayatıma faydalan var. Beni gerçekten
dönüştürdü ve daha önce beni engelleyen bir sürü şeyi geride
bırakmamı sağladı. Bu yüzden düşüncelerim bugünlerde çok
daha basit. Ve evet, fiziksel hayatım da oldukça basit.”
Charlie, farklı bir nesildendi ve farklı bir hayat tarzına
sahipti. Bu yüzden meditasyon hakkında denizaşırı ülkelerdeki
birtakım insanların turuncu giysilerle ve gözlerini kapatarak
yaptığı bir şey olması dışında hiçbir şey bilmiyordu. Bana
meditasyonu ne olduğunu sordu. Bunu elimden geldiğince basit
açıklamaya çalışarak Charlie’ye, zihnimizi odaklamayı öğrene
rek düşüncelerimizi gözlemleme konusunda daha iyi hale gel
diğimizi söyledim.
Bu noktadan sonra hayatımızın ne kadar büyük bir bölü
münün kendi başına hareket eden zihnimiz tarafından şekil
lendirildiği ve bunun ne kadar çok acıya sebep olduğu çok net
görünmeye başlıyordu. Sağlıksız düşünce kalıpları büyüyüp
yoğunlaştıkça bu kimliği kendi kişiliğimiz olarak benimsiyor
ve hayatlarımızı bunun çevresinde şekillendiriyorduk. Ama
aslında bizler bundan çok daha fazlasıydık.
Biz, zihinlerimizin hem olumlu hem olumsuz tepkiler ara
cılığıyla yıllar boyunca yarattığı korkular ve yanlış anlamalar
yüzünden körleşmiş olsak da bilge ve sezgisel yaratıklarız. Yani
meditasyon yoluyla örneğin basitçe nefesimizi gözlemleyerek
zihnimizi odaklamayı öğrendiğimizde yeniden kendi düşün
celerimize hâkim olabiliriz ve bu, bize bilinçli olarak daha iyi
düşüncelere sahip olma fırsatı verir. Ve böylece daha mutlu ha
yatlar yaratmamızı sağlar.
Charlie bana bakarak hiç konuşmadan oturdu. Ben gülüm
seyerek bekledim. “Vay canına dedi sonunda. “Seninle neden
elli yıl önce karşılaşmadım ki?” Gülerek uzanıp ona içeceğin
den bir yudum daha verdim.
“Peki, ben neden kendimle yıllar önce tanışmadım, Char
lie?” dedim gülerek. “Bu beni bir sürü acıdan kurtarırdı!”
Konuşmamız devam etti ve sonunda Charlie bana fiziksel
hayatımın oldukça basit olduğunu söyleyerek ne demek istedi
ğimi sordu. Ona yıllarca sık sık taşınarak yaşadığım için kendi
kendime eşyaların gerekli olup olmadığını sormaya başladığımı
söyledim. “Sahip olduğum bütün mobilyaları birkaç hareketle
toplayabiliyordum. Diğer zamanlarda ya bedavaya aileme ait
çiftlikte ya da kiraladığım bir depoda duruyorlardı. Eşyalarım
olmadan yaşadığım her dönemde, aslında mutlu olmak için
onlara hiç de ihtiyacım olmadığını hatırlardım. Ve onları ne
den hâlâ sakladığımı sorgulardım.
Böylece tüm mobilyalarım satıldı ve bana ait şeyler sadece
ev içinde kullanılacak şeylere indirgendi. Bu da beni, zamanı
geldiğinde yeniden toparlanıp başka bir yere yerleşmeye hazır
hale getirdi. Akıntıyla sürüklenmek bana uygundu. Bu insana
müthiş bir özgürlük sağlıyordu. Fakat özgürlüğün de bedelleri
vardı. Her şeyin bir bedeli vardı. Bir süreliğine bir yerlere yer
leşmemi istememe sebep olan şey genellikle kendime ait bir
mutfağım olmasını özlemem olurdu. Fakat bir yere yerleştik
ten sekiz, en fazla on iki ay sonra yeniden bilinmeze doğru
ilerlemenin heyecanını özlemeye başlardım. Bir şeylere sahip
olmak bana kendimi feci şekilde ağırlaşmış hissettirirdi. Kendi
kalıplarımı bildiğim için hayatımın o yıllarında çok fazla eşya
ya sahip olmamanın benim için daha iyi olacağını kabul etmiş
tim. Her seferinde yeniden başlardım; mobilyalar, arkadaşların
birbirlerine söylemesiyle ikinci el dükkânlarında ya da garaj
satışlarında kolayca öniime çıkardı. Bunu severdim. İkinci el
eşya satın almak, yapımında yeni kaynaklar kullanılmadığın
dan, dünyaya duyduğum sevgi için de daha yapıcı bir tavırdı.
Kullan-at mantığına çok alışmış olan toplumumuz, her şeyin
bir yerlerden gelmesi gerektiğini unutmuş gibi. Çoğu durum
da iki yandan da bunun sıkıntısını çekmesi gereken yine
dünya oluyor. Bunun, gezegenin ve insanlar da dâhil olmak iizere
üzerinde yaşayan tüm canlıların hayatını sürdürmesi konusun
da tehlikeli bir bedeli var.
Kendime yepyeni bir ev kurarken her seferinde muhteşem
eşyalar bulurdum. Mobilya bulamayacağım hiç aklıma gelmezdi.
Sonuç olarak her zaman kolayca eşya bulurdum. Yıllar
içinde muhteşem mobilyalara sahip oldum. Yerleşmeye her
karar verdiğimde mobilyalar bu kadar kolayca önüme çıkıyorsa
diğer her şey de kolayca karşıma çıkmalıydı.
Önceki on iki ay boyunca eşyalarımı depolamak için kira
ödedikten sonra bunun boşa harcanan para ve istemediğim bir
sorumluluk olduğuna karar vermiştim. Harika ve güvenilir bir
arkadaşımın yardımıyla onun evinde bir garaj satışı düzenle
dik. Çatal bıçak takımları, kitaplar, halılar, nevresim takımları,
süs eşyaları, resimler, hepsi gitti. Benim eşyalarım sıkı pazarlık
lardan sonra onların olurken insanların heyecanlarını izlemek
çok eğlenceliydi. Kalan eşyaların hepsi o akşamüstü yardım
kurumlarına götürüldü.
Artık kibrit kutusu kadar bir araba kullanıyordum. Cipim
bir yıl kadar önce altı şeritli bir otobanda görülmeye değer
biçimde hayata veda etmişti. O anki arabam, şehir içi kullanımda
inanılmaz ekonomik ve kıvrak olmakla birlikte çok da küçüktü.
Ona, pirinç patlağı’ diye sevimli bir isim de takmıştım.
Düzenlediğim garaj satışındaki amacım, sonrasında pirinç
patlağı’na sığabilecek kadar eşyamın kalmasıydı.
Geriye sadece beş kutu kaldı. İkisinde, en sevdiğim kitap
larım vardı. Sadece bir daha okuyacağımdan ya da başkalarına
ilham vermesi için ödünç vereceğimden emin olduklarımı sak
lamıştım. Kutuların geri kalanında CD’ler, günlükler, fotoğraf
albümleri, duygusal değeri olan birkaç küçük ıvır zıvır, anne
min benim için yaptığı patchvvork yorgan ve giysilerim vardı.
Sonra, ‘pirinç patlağı nı son haddine kadar doldurmuş ve
müziğin sesini sonuna kadar açmış halde hayatımın bir sonraki
dönemine doğru yola çıktım.
Yolda bana eşlik eden müzisyenler; Guy Clark, Itıe Waifs,
Ben Lee, David Hosking, Cyndi Boste, Shavvn Mullins, Mary
Chapin Carpenter, Fred Eaglesmith, Abba, Ihe Waterboys, JJ
Cale, Sara Tindley, Kari Broadie, John Prine, Heather Nova,
David Francey, Lucinda Williams, Yusuf ve The Ozark Mountain
Daredevils’dı. Hepsi de çok kaliteli müziklerdi ve her şarkı
benim için muhteşem birer yol arkadaşıydı. Kilometreler
arkamda kalırken mutlulukla ve özgürce şarkı söyledim. Dünya
üzerinde sahip olduğum her şey pirinç patlağı’nın içindeydi.
Din kilometre kadar sonra ailemin evinde durdum ve kutuları
indirdim. Ondan sonra sadece kıyafetlerim ve ben vardık.
Charlie keyifle beni dinlerken yaşlı, yıpranmış ellerini
hikâyemden duyduğu mutlulukla ovuşturuyordu. Daha sonra
onunla, o yolculuktan sonra bir süre nasıl sürüklendiğimi
paylaştım. O anda da Sydney’de alışılmadık bir bakıcılık hayatı
yaşıyordum ve bu yüzden fiziksel hayatım gerçekten de oldukça
basitti. O zaman basitliğin önemi hakkında söylediklerini anladığımı
fark etti. İnsanların, taşınmak gibi bir niyetleri olmasa
da çok fazla eşyaya sahip olmanın onları ne kadar ağırlaştırdı
ğını fark etmedikleri konusunda aynı fikirdeydik. Fiziksel
eşyalarını temizlemek her zaman kişinin içinde de kendini daha
ferah hissetmesini sağlıyordu.

Cevap bırakın