Home » istanbul escort » BEŞİNCİ PİŞMANLIK BÖLÜM 3

BEŞİNCİ PİŞMANLIK BÖLÜM 3

Fakat bu hikâyeyi müşterilerimle paylaşmak bana hiçbir
zaman doğru gelmedi çünkü benim kullandığım metotlar be
nim yaşam deneyimlerim aracılığıyla edindiğim yaklaşık kırk
yıllık bir hazırlık sürecini ve aylar süren bir iyileşme dönemini
gerektiriyordu. Onlara boş umutlar vermem hiç hoş olmazdı.
Bu insanlarla tanıştığımda her biri, hem hastalıklarının hem de
hayatlarının sonuna epeyce yaklaşmış oluyordu.
Bu deneyim sayesinde bana verilmiş bir hediye olan haya
tımın kıymetini daha çok bilmeye başladım ve mutluluğu seç
menin her gün yapılması ve düşünce biçimim için yeni bir alış
kanlık haline getirilmesi gereken bir şey olduğunu öğrendim.
Elbette mutlu olamadığım günler oluyordu ama sanırım bunu
kabul etmek de daha huzurlu biri olmamı sağlıyordu. Zor
günlerin kendi hediyelerini getireceklerini ve sonunda geçe
ceklerini, mutluluğun diğer yanda beni beklemekte olduğunu
bilmek, o günleri kabullenmemi kolaylaştırıyordu. Fakat elim
den geldiği sürece bilinçli olarak mutluluğa ve bana bahşedilen
lütuHara odaklanmak kesinlikle içimde olumlu değişikliklere
sebep oluyordu.
Yani Rosemary bana neden hep mutlu olduğumu ve şarkı
lar mırıldandığımı sorduğunda bunun sebebi, kendi çabamla
bir mucize gerçekleştirmiş olmam ve bu yüzden kendimi çok
güçlenmiş ve kutsanmış hissetmemdi.
Rosemary de mutlu olmak istiyordu, bunu bana o günün
ilerleyen saatlerinde söyledi fakat bunu nasıl yapacağını bil
miyordu. “Şey, yarım saat boyunca mutluymuşsun gibi dav
ran. Belki de bu gerçekten hoşuna gider ve gerçekten mutlu
olursun. Fiziksel olarak gülümsemek duygularını da değişti
rir, Rosemary. Yani seni yarım saat boyunca somurtmamaya,
yakınmamaya ya da olumsuz hiçbir şey söylememeye davet
ediyorum. Bunun yerine güzel şeyler söyle, gerekiyorsa dik
katini bahçeye odakla ve gülümsemeyi unutma” diyerek onu
yönlendirdim. Rosemary’e onun geçmişini bilmediğimi ha
tırlatmam, o anda nasıl biri olmak istiyorsa olmasına olanak
sağlıyordu. Bazen mutlu olmak için bilinçli bir çaba harcama
mız gerekiyordu.
“Biliyor musun sanırım ben hiçbir zaman mutlu olmayı
hak ettiğime inanmadım. Evliliğimin sona ermesi ailemin
ismine ve itibarına çok zarar verdi. Nasıl mutlu olabilirdim ki?
diye sorarken sesindeki içtenlik yüreğimi burktu.
“Mutlu olmak için kendine izin vermelisin. Sen harika bir
kadınsın ve mutluluğu tanımayı hak ediyorsun. Kendine izin
ver ve mutlu olmayı seç.” Rosemarynin önündeki engeller, bir
zamanlar bana da ayak bağı oldukları için onu çok iyi anlıyor
dum. Ailesinin fikirlerinin ya da itibarının ancak o izin verirse
onu yıpratabileceğini hatırlatarak havayı birkaç espriyle yumu
şattım ve mutluluğun akmasına yardımcı oldum.
Başlangıçta biraz tereddüt etse de Rosemary kendine mutlu
olma izni vermeye başladı. Her gün savunma duvarlarını bi
raz daha indiriyor, sık sık giilümsiiyordu ve bu zamanla gerçek
kahkahalara dönüştü. Bazen eski ruh haline geri dönüp bana
bir şeyi yapmamı sert bir sesle emrettiğinde sadece ona gülüp,
“Hiç sanmıyorum!” diyordum. O da daha da kabalaşmak ye
rine gülüp aynı şeyi sorun çıkarmadan yapacağım, daha nazik
bir dille istiyordu.
Fakat sağlığı her gün kötüye gidiyordu ve artık kendisi de
bunu fark etmeye başlamıştı. Hâlâ kitaplarını nasıl yerleştir
mem gerektiğini bana göstermekten bahsediyorsa da artık ko
nuşmaya cesaret verici bir tavırla dâhil olmadığımda o kadar
şaşırmış görünmüyordu. Rosemarynin yatak dışında geçirdiği
zaman da giderek azalıyordu. Artık onu banyoya götürmem
hem onun sağlığını hem de benim sırtımı çok fazla tehlikeye
atmaya başladığı için yatakta yıkanmayı kabul etmişti.
Ev işleriyle uğraşarak evin diğer kısımlarında çok fazla za
man geçirdiğimde, ona eşlik etmem için beni yanına çağırırdı.
Rosemary artık odasına koyulan bir hastane yatağında yattığı
için kendi yatağı boş duruyordu. Yataktan kalmak için bize
hiç yardımcı olamadığı için hastane yatağı bir gereklilik haline
gelmişti. Hastane yatağındaki hidrolik kaldıraçlar benim ya da
gece bakıcısının sırtını mahvetmeden Rosemary’yi oturtabil
memizi sağlıyordu. Ona eşlik etmek dışında yapacak bir işim
olmadığından sohbet ederken onun eski yatağına uzanırdım.
Rosemary en çok yan yattığında rahat ediyordu çünkü bu daha
az efor sarf etmesini gerektiriyordu. Bu benim için de çok daha
rahattı.
Kısa süre sonra ikimiz de öğlen uykusu uyuma alışkanlı
ğı geliştirdik. Günün o saatlerinde evin bulunduğu sokak çok
huzurlu olurdu ve Rosemary’nin bir şeye ihtiyacı olursa ben
hemen yanındaydım. Battaniyenin altına yerleşip iyi bir uyku
çekerdim. Uyandığımızda birbirimize rüyalarımızı anlatırdık
ve benim yapmam gereken işlerin vakti gelene kadar orada
uzanıp konuşmaya devam ederdik. Bu dönem ikimiz için de
çok özel ve şefkatli zamanlardı.
Bir akşamüstü ikimiz de uzanmış konuşurken Rosemary
bana ölümün, gerçekten de ölüm anının nasıl bir şey olduğu
nu sordu. Bunu soran başka müşterilerim de olmuştu. Sanırım
bu, hamile kadınların diğer kadınlara doğumun nasıl bir şey
olduğunu sorması gibi, konu hakkında deneyimli birinden bil
gi alma isteğiyle ilgiliydi. Ya da insanların, gezginlere bir ülke
nin nasıl bir yer olduğunu sorması gibi. Ama söz konusu ölüm
olduğunda ölmek üzere olan biri, ölmüş birine bunun neye
benzediğini soramazdı çünkü onlar artık bize bunu anlatabile
cekleri bir yerde olmazlardı. Bu yüzden müşterilerim bana sık
sık, bu konudaki fikirlerim ve deneyimlerim hakkında sorular
sorarlardı. Onlara her zaman gülümseyerek aramızdan ayrılan
Stella’dan bahsederdim. Ayrıca şahit olduğum büyük değişim
leri de paylaşırdım. Stella’nın öyküsü her zaman onlara huzur
verirdi, tıpkı benim orada olduğum zamanlarda huzur duydu
ğum gibi.
Modern toplumlarda ölmekte olan ya da hasta olanların
ruhsal ve duygusal iyiliği konusundaki tedavilere çok az vurgu
yapılıyor. Ölmekte olan insanlar, hayatın bu yönlerini kucakla
yan bir merkezde olacak kadar şanslı olmadıkları sürece genel
likle bu tip şeyler konusunda merak içinde kalıyorlar. Bu onla
rın hem çok korkmalarına hem de kendilerini soyutlamalarına
sebep oluyor. Modern toplumda fiziksel sağlığı tedavi etmekle,
ruhsal ve duygusal sağlıkla aralarında bir bağlantı olduğunu
fark etmek arasında bile büyük bir uçurum var. Bu ihtiyaç
lar birleştirilip bir insanın yolculuğunun tüm yönleri tedavi
edilirse, ölmekte olan kişi son haftalarına ya da son günlerine
gelmeden kendi içindeki birçok şeyle barışabilir.
Bu alan, ölümü toplumun gözünden saklayarak yaptığı-
mız hatanın en belirgin hale geldiği yerlerden biridir. Ölmekte
olan insanların bir sürü sorusu olur ve bunlar, hepimiz gibi
bir gün öleceklerini düşünmüş olsalar hayatlarında çok daha
önce sormuş olacakları sorulardır. Çok daha derin meseleler
hakkındaki bu sorular ne kadar erken sorulursa insanlar kendi
cevaplarını ve iç huzurlarını o kadar çabuk bulurlar. O zaman
yaklaşmakta olan ölümlerini, genellikle olduğu gibi büyük bir
korku ve terör hissiyle inkâr etmek zorunda kalmazlar.
Gerçi bir süre sonra Rosemary yaklaşmakta olan ölümünü
artık inkâr etmemeye başladı. Bazen bir süre yalnız kalmak is
tiyor ve, “Üzerinde düşüneceğim çok fazla şey var” diyordu.
Bir akşam tekrar odasına döndüğümde bana şöyle dedi:
“Keşke daha mutlu bir hayat yaşamak için kendime izin ver
seydin!. Ne kadar da zavallı bir insanmışım. Ama bunu hak
ettiğimi düşünmüyordum. Fakat hak ediyorum. Artık bunu
biliyorum. Bu sabah seninle gülerken mutlu olmanın suçluluk
duyulacak hiçbir tarafı olmadığını fark ettim.” O konuşmaya
devam ederken yatağın yanına oturarak dinledim.
“Bu gerçekten de kendi seçimimiz, değil mi? Hak etmedi
ğimizi düşündüğümüz ya da başkalarının fikirlerinin, kişiliği
mizin parçası haline gelmesine izin verdiğimiz için kendimizi
mutlu olmaktan alıkoyabiliriz. Ama bu, bizim kim olduğumu
zu belirlemez, değil mi? Biz, kendimize izin verdiğimiz her şey
olabiliriz. Tanrım, bunu neden daha önce anlamadım ki? Ne
büyük bir kayıp!”
Sevgiyle ona bakıp gülümsedim. “Ben de bunları yaşadım,
Rosemary. Ama kendine karşı nazik ve şefkatli olmak en sağlıklı
sıdır. Ne olursa olsun, bunu şimdi anladın ve artık hayatında bi
raz olsun mutluluk var. Birlikte çok güzel vakit geçirdik.” Birlik
te güldüğümüz şeyleri hatırladığımızda Rosemary kıkırdayarak
bana hak verdi ve kendini yine mutlu bir ruh halinde buldu.
“Bugünlerde dönüştüğüm kişiyi sevmeye başlıyorum,
Bronnie; yani bu daha hafif tarafımı.” Gülümseyerek benim de
bu tarafını daha çok sevdiğimi söyledim. “Ah, gerçekten çok
serttim, değil mi?” diyerek kıkırdadı, birlikte geçirdiğimiz ilk
haftaları hatırlayarak.
Gerçi paylaştığımız tek şey kahkahalarımız değildi. Onu
neyin beklediğini bilerek el ele tutuştuğumuz, birlikte ağladı
ğımız üzgün ve hassas anlar da paylaşmıştık. Ama en azından
Rosemary son aylarında biraz olsun mutlu olmuştu. Muhte
şem bir gülümsemesi vardı. Hâlâ gözümün önündedir.
Yaşadığı son günün akşamüstünde zatürre vücudunu ele
geçirdi ve boğazı balgamla doldu. Birkaç akrabası ve yakın ar
kadaşı yanına gelebilmişti. Aramızdan ayrılışı, gördüğüm en
yumuşak geçiş olmasa da inanılmaz derecede kısa sürdü. Bu
harika kadın artık başka bir yerdeydi.
O akşamüstü sosyal hizmetlerin hemşiresinin geldiği gündü
ve on dakika sonra eve varmıştı. Rosemary’nin akrabaları ve ar
kadaşları mutfakta sohbet ederken hemşireyle ben Rosemary’i
temizleyip ona yeni bir gecelik giydirdik. Hemşire onu ilk kez
görüyordu ve birlikte vücuduyla ilgilenirken bana nasıl biri ol-
duğunu sordu.
Sevgili arkadaşımın huzurlu ve artık sonsuza dek uyuyacak
olan yüzüne bakarak gülümsedim. Yan yana yataklarda uzana-
rak geçirdiğimiz akşamüstlerinin anıları bir anda aklıma üşüş-
tü. Rosemarynin güldüğü, öpmem için yanağını uzattığı anlar
da gözümün önünden geçti.
“Mutluydu” dedim gerçeği söyleyerek. “Evet. O mutlu bir
kadındı.”

Cevap bırakın