Home » istanbul escort » BEŞİNCİ PİŞMANLIK

BEŞİNCİ PİŞMANLIK

anadolu yakası escortBEŞİNCİ PİŞMANLIK-KEŞKE DAHA MUTLU BİR HAYAT YAŞAMAK İÇİN KENDİME İZİN VERSEYDİM

Global bir şirkette yöneticilik yapmış olan Rosemary, za-
manının çok önünde bir kadındı. Kadınların bu tip
rollerde görülmeye başlanmasından uzun zaman önce, kari-
yer basamaklarını tırmanmıştı. Fakat bundan önce toplumun
beklentilerine göre yaşamış ve erken evlenmişti. Ne yazık ki
evliliğinde fiziksel ve zihinsel istismara maruz kalmıştı. Bir ke-
resinde neredeyse ölümcül bir dayak yedikten sonra evliliğini
bitirmeye karar vermişti.
Bu, bir evliliği bitirmek için çok geçerli bir sebep olsa da o
günlerde boşanmak hâlâ biiyiik bir skandal gibi görülüyordu.
Yaşadığı kasabada iyi bilinen aile isminin itibarını korumak
için Rosemary şehre taşınmış ve hayatına sıfırdan başlamıştı.
Hayat kalbini ve düşünce biçimini sertleştirmişti. Kendi
ni meşrulaştırmak ve ailesinin onayını kazanmak için buldu
ğu yol, erkek egemen bir dünyada elde ettiği başarı olmuştu.
Yeni bir ilişkiye başlama fikri bir daha aklından bile geçmemiş
ti. Rosemary bunun yerine sarsılmaz bir kararlılık ve yüksek
zekâsıyla basamakları hızla tırmanmış ve kendi eyaletinde yö
netimin yüksek kademelerine ilerleyen ilk kadın olmuştu.
İnsanların ne yapması gerektiğini söylemeye alışkın olan
Rosemary, göz korkutucu tavırlarının ona sağladığı gücü se
viyordu. Bu, bakıcılarına karşı takındığı tavırlara da yansıyor
du. Ben gelene kadar hiçbirinden memnun kalmayarak birçok
bakıcı değiştirmişti. Benden bir bankacılık geçmişim olduğu
için hoşlanmıştı çünkü bu ona aptal olmadığımı gösteriyordu.
Bu düşünce biçimi, kesinlikle bende karşılığı olan bir şey de
ğildi fakat ona herhangi bir şey kanıtlamam da gerekmiyordu,
bu yüzden nasıl mutlu olacaksa öyle düşünmesine izin verme
ye karar verdim. Ne de olsa seksenlerinde ve ölmek üzereydi.
Daha sonra Rosemary öncelikli bakıcısının ben olmam konu
sunda ısrar etmişti.
Sabahları, Rosemary’nin huysuzluğu ve emreden tavırlarıy
la günün en kötü saatleriydi. Artık daha güçlü bir benlik duy
gum olduğu için bunu bir noktaya kadar hoş görebiliyordum
ama bunun bir sınırı olması gerektiğini de biliyordum. Bir gün
Rosemary’nin ruh hali iyice huysuzlaşıp sözleri kişiselleşince
onu kesin bir dille uyardım. Bana karşı daha nazik olmazsa
gidecektim. Bunun üzerine yatağının yanında oturarak çığlık
çığlığa gitmemi, evini terk etmemi söyledi ve daha öncekinden
daha da kötü sözler etmeye başladı.
O bana bağırırken gidip yatakta onun yanına oturdum.
Rosemary kapıyı göstererek, “Git o zaman! Hiç durma!” diye
bağırmaya devam ediyordu. Orada öylece oturup ona sevgimi
gönderdim ve öfke patlamasının sona ermesini bekledim. Ar
dından bir süre sessiz kaldık. Bir dakika kadar hiçbir şey söy
lemeden birbirimize yaslanacak kadar yakın oturup bekledik.
“Bitti mi?” diye sordum kibarca gülümseyerek.
“Şimdilik” diye söylendi. Ben başımı sallayıp sustum. Ses
sizlik devam etti. Sonunda kolumu ona sarıp yanağından öp
tüm ve mutfağa gidip birkaç dakika sonra elimde bir demlik
çayla geri döndüm. Rosemary hâlâ aynı pozisyonda oturuyor
ve kaybolmuş, küçük bir kız çocuğu gibi görünüyordu.
Yataktan kalkmasına yardım ettim ve birlikte odasının di
ğer yanındaki koltuğa doğru ilerledik. Çay, koltuğun yanında
ki sehpada onu bekliyordu. Rosemary, ben dizlerine sıcak bir
battaniye örterken gülümseyerek oturdu. Sonra ben de otur
dum. “Çok yalnızım ve korkuyorum. Lütfen beni bırakma”
dedi. “Senin yanında kendimi güvende hissediyorum.”
“Bir yere gittiğim yok. Her şey yolunda. Bana saygılı dav
randığın sürece yanında olacağım” dedim içtenlikle.
Rosemary sevilmeye ihtiyaç duyan küçük bir kız gibi gü
lümsedi. “O halde kal lütfen. Kalmanı istiyorum.” Başımı sal
layarak onu tekrar yanağından öptüm ve bu onun kocaman
gülümsemesini sağladı.
Bundan sonra aramızdaki ilişki hemen iyiye gitmeye baş
ladı. Rosemary geçmişi hakkında konuşuyordu ve bu, onu ve
onun hep insanları kendisinden nasıl uzaklaştırdığını daha iyi
anlamama yardımcı oluyordu. Bu davranış kalıbına uzun süre
ben de sahip olduğum ve bundan kurtulmanın faydalarını çok
iyi bildiğim için ona insanları hayatına dâhil etmek için asla
çok geç olmadığını anlattım. Rosemary, bunu nasıl yapacağını
bilmediğini söyledi fakat daha kibar biri olmayı denemek isti
yordu.
Hastalığı oldukça yavaş ilerliyordu fakat her gün bu konuda
yeni işaretler görülüyordu. En önemlisi de sürekli artan hal
sizliğiydi. Başlangıçta bu oldukça yavaş bir değişimdi ve gö
rebildiğim kadarıyla Rosemary hâlâ zaman zaman durumunu
inkâr ediyordu. Bana tüm kitaplarını düzenletiyor, tüm yatı
rım portföylerini gözden geçiriyor ve buna benzer konularda
detaylı konuşmalar yapıyordu. Hiçbir zaman gerçekleşmeye
ceğini bilerek bunları sakince dinliyordum. Rosemary, yeterli
enerjiyi bulduğunda hepsine başlamak için nasıl birkaç saatini
benimle geçireceğini anlatıyordu. İnsanların, enerjileri her gün
biraz daha düşerken geleceğe dair planlar yapmaya devam etti
ğini daha önce de görmüştüm.
Onun için kasaba civarında randevular almam konusunda
da ısrarcıydı. Ayrıca bunu tüm konuşmayı dinleyebilmek, her
an lafa karışabilmek ve bütün olayı kontrol edebilmek için ya
tak odasındaki telefondan yapmamı istiyordu. Sonra tüm bu
randevuları tek tek ileri bir tarihe ertelerdim çünkü hiçbirini
iptal etmeme izin vermezdi. Rosemary’nin kontrolcü bir ki
şiliği olduğu su götürmez bir gerçekti. Onun için bazı gerek
siz işleri yapmak benim için sorun olmasa da daha önce evin
her metrekaresinde karış karış aradığımız şeyleri bir kez daha
arayarak zaman ve enerji kaybetmek gibi bazı şeyleri yapmayı
kesin bir dille reddediyordum.
Her geçen gün Rosemary’nin duygusal duvarlarının biraz
daha eridiğini ve birbirimize daha da yaklaştığımızı görüyor
dum. Akrabaları, uzakta yaşamalarına rağmen ona düzenli
olarak telefon ediyorlardı. Sık sık ziyaretine gelen epeyce arka
daşı ve eski iş arkadaşı vardı. Fakat çoğunlukla birlikte keyfini
çıkardığımız çok hoş bir bahçesi olan, sakin bir evde yaşıyor
duk. Bir akşamüstü, ben birkaç parça çarşafı toplarken o beni
yakınımdaki tekerlekli sandalyesinden izliyordu ve birdenbire
mırıldanmayı kesmemi söyledi. “Sürekli mutlu olmandan ve
sürekli şarkılar mırıldanmandan nefret ediyorum” dedi umut
suzca. Yaptığım işi bitirdim, çarşaf dolabının kapağını kapat
tım ve ona dönüp eğlenerek baktım. “Ama bu doğru. Sürekli
şarkı mırıldanıyorsun ve sürekli mutlusun. Keşke sen de bazen
mutsuz olsaydın.”
Bu Rosemary için o kadar tipik bir bakış açışıydı ki hiç şa
şırmadım. Her zaman mutlu filan değildim fakat mutlu ol
duğumda bu ona üzerinde homurdanabileceği bir şey vermiş
oluyordu. Ona sözlü olarak tepki vermek yerine baktım, par
maklarımın ucuna yükselip balerin selamı verdim, dilimi çı
kardım ve gülerek odadan çıktım. Beni bunun için seviyordu
ve kısa süre sonra tekrar odaya döndüğümde bana asi ve kabul
lenmiş bir gülümsemeyle baktı. Bundan sonra hiçbir zaman
benim olumlu tavırlarımı bu şekilde eleştirmedi.
Bundan kısa süre sonra Rosemary bir sabah bana, “Neden
mutlusun?” diye sordu. “Yani, sadece bugün değil; genel ola
rak. Neden mutlusun?” Bu soru karşısında gülümseyip bana
böyle bir sorunun sorulabilmesi için kendi içimde ne kadar yol
almam gerektiğini düşündüm. Rosemary’e baktığım dönemde
kendi hayatımda nelerle uğraştığımı düşündüğümde bu ol
dukça keskin bir soru haline geliyordu.

 

Cevap bırakın