Home » istanbul escort » BİRİNCİ PİŞMANLIK BÖLÜM 3

BİRİNCİ PİŞMANLIK BÖLÜM 3

Elbette hediye, onu vermeye çalışan kişide kalırdı.
Bu hâlâ haksız olarak bana söylenen sözler için de geçerliydi.
Onları üstüme alınmayı bırakıp bunun yerine şefkat duymaya
başladım. Ne de olsa o sözler, mutlu bir yerden gelmiyordu.
Fakat hayattan aldığım en önemli ders, öğrendiğim en
önemli şey şuydu: Şefkat duymak önce kendinizle başlar.
Başkalarına karşı şefkat duygusu geliştirmem iyileşmemin
başlamasına ve devam etmesine izin verdi. Bu, eski davranış
kalıplarım yeniden yönetimi eline almaya çalıştığında, bir şekilde
beni denklemin dışında bıraktı. Çektiğim acıyı görüyor ve
meselenin kesinlikle benimle ilgili olmadığını fark edebiliyordum.
Gördüğüm, karşımdaki kişinin ortaya çıkıp görünür hale gelen
kendi açışıydı. Tabii bu sadece aile ilişkilerimde geçerli değildi.
Bu kişisel, toplumsal ya da profesyonel tüm ilişkiler için
geçerliydi. Hepimiz zaman zaman acı çekerdik. Hepimizin üzüntüleri
vardı, her birimizin.
Fakat kendime karşı şefkatli olmayı öğrenmem çok daha
zordu ve o zaman farkında olmasam da bunu başarmam yıllar sürecekti.
Hepimiz kendimize, haksızlık derecesinde fazla
yükleniriz. Kendime şefkat göstermeyi öğrenmem ve benim
de çok fazla acı çektiğimi kabul etmem, yapılması çok güç bir
değişiklikti ama bu neredeyse insanların haksız yorumlarını
dinleyip onları üzerime alınmaktan daha kolaydı çünkü ikisi
birbirine çok benziyordu. Bana mutluluk getirmemiş olabilirdi,
fakat kendime karşı nazik olmayı öğrenmem ve her şeyden
önce kendime şefkatli davranmam kesinlikle benim içinden
geçmem gereken bir süreçti. Ama en azından, artık iyileşme
süreci başlamıştı.
Bu yeni kendini sevme, kendine saygı duyma ve kendine
şefkat gösterme niyetiyle eski aile dinamikleri güç
kaybetmeye başladı. Geri çekilmeye devam etmek yerine, onlara cevap
verecek ve sonunda sesimin duyulmasını sağlayacak cesareti
bulmaya başladım. Tabii artık ifade ettiğim şey kendi açımdı
ve bunun karşımdaki kişilerle hiçbir ilgisi yoktu. Hepimiz
olayları kendi yorumlama biçimimize göre anlamlandırırız. Bu
benim için kendimi ifade etmek ve acılarımdan kurtulmak
anlamına geliyordu. Yıllardır yürürlükte olan modelleri yıkmak
epeyce cesaret gerektiriyordu. Ama acım bana bu cesareti vermişti
ve artık kaybedecek hiçbir şeyim yoktu. Zaten artık sessiz
kalmanın acısını taşıyamaz hale gelmiştim.
Aslında en temelde hepimizin içindeki acıyı körükleyen şey,
birbirimiz tarafından sevilme, kabul edilme ve anlaşılma
isteğimizdi. Yani, ilerlemenin tek yolu şefkatti: Şefkat ve sabır.
Her şeye rağmen kırılgan maskenin ardında, sevgi aramızdaydı.
Sanki aynı nehri defalarca baştan aşağı yüzüyordum ve
her seferinde aynı kaya doğal akışımı engelliyordu. Kaya, her
zaman oradaydı. Fakat bir gün, o kayanın her zaman orada
kalabileceğini anladım. Bu yüzden aynı kayayla, aynı engelle
defalarca karşılaşmaktansa kendime yüzmek için özgürce ve
doğallıkla ilerlememe olanak sağlayan başka bir yer seçiyordum.
İstisnasız her seferinde tıkanmalara ve acıya sebep olan
ve doğal süreçlerimi engelleyen güçlüğü tekrar tekrar yaşamak
zorunda değildim.
Artık bazı şeyleri değiştirmenin vakti gelmişti. Farklı bir yol
seçmenin, sesimi yükseltip, “Bu kadarı yeter!” dememin vakti
gelmişti. Artık aynı modellere hoşgörülü davranmak istemiyordum.
Daha yalnız bir hayatım olsa da en azından daha
huzurlu olacaktım. Diğer yol, kesinlikle huzurlu değildi.
Sesimi çıkarmaya başladıktan sonra içimde bir şeyler
değişmeye başladı. Özsaygım güçlendi ve kendimi ifade edişim
daha net hale geldi. Sonunda yeni ve daha sağlıklı tohumlar
ekiyordum. Henüz onları nasıl besleyeceğimi bilmiyordum
ama en azından onları ekmiştim. Artık, her seferinde küçük
bir adım atarak, kendi istediğim gibi yaşamaya başlamamın
vakti gelmişti.
Ben bunları Grace’e anlattıktan sonra hiç çaba harcamadan
birbirimize yakınlaştık. Her ailenin alması gereken dersler
olduğunu kabul ediyordu. Kendine has zorlukları olmayan bir
aile olabileceğini tahmin etmiyordu ve ailenin, birçok insana
en değerli dersleri hediye ettiğine inanıyordu. Sevgiyi
deneyimlemenin tek yolunun, insanları oldukları gibi kabul etmek
ve onlar hakkında beklentilere sahip olmamak olduğu
konusunda konuştuk. Bunu yapmak, söylemekten çok daha zor olsa
da bu, var olan en sevgi dolu yaklaşımdı.
Grace benimle hayatına, çocuklarının büyüyüşüne, mahalledeki
değişimlere dair birçok hikâye paylaştı. Genellikle konu
dönüp dolaşıp ölürken pişman olduğu şeylere geliyordu. Grace,
başkalarının istediği gibi değil; kendi istediği gibi bir hayat
yaşayacak cesarete sahip olmuş olmayı diliyordu. Yaşayacak
sınırlı zamanınız kaldığında tamamen dürüst olmanın size
kaybettirebileceği çok az şey vardır. Birbirimizle paylaştığımız şeyler,
en önemli konuların merkez noktalarıydı. Konuştuğumuz her
şey çok derin ve çok kişisel olduğu için artık aramızda havadan
sudan konuşmalar geçmiyordu. Grace’e içimi dökmek beklenmedik
biçimde benim için çok iyileştirici olmuştu ve benim
onu dinlemem de onun iyileşmesine yardım ediyordu.
Sonunda konu, benim hayatımın şu anda nerede olduğuna,
müziğe olan ilgime ve şarkı sözü yazıp sahneye çıkmaya nasıl
başladığıma geldi. Bir çay eşliğinde Grace ertesi gün gitarımı
yanımda getirmem ve ona bir şeyler çalmam için ısrar etti. Bu
benim için büyük bir keyifti. Grace yatağında oturur ve
gülümseyip şarkıya mırıldanarak eşlik ederken büyük bir keyifle
müzik çaldım. Çaldığım her şarkıyı, sanki her biri dünyanın
en güzel şarkısıymış gibi kucaklayarak dinliyordu. Ailesi de
dinlemeye geldi ve onlar da Grace kadar iyi ve destekleyici
davrandılar. Her zaman seyahat etmek istediği için Grace özellikle
bir şarkıyı çok sevdi. İsmi, Beneath Australian Skydi {Avustralya
Göğünün Altında).
O günden sonra benden düzenli olarak şarkı söylememi istedi.
Grace’e göre bir gitara ihtiyacım yoktu. Yatak odasında
oturup bu harika, ufak tefek hanımefendiye şarkı söylerdim
ve o da gülümseyerek gözlerini kapatır ve söylediğim her şeyi
özümserdi. Aynı şarkıları tekrar tekrar dinlemek isterdi ve ben,
ona şarkı söylemekten asla bıkmazdım.
Grace’in sağlığı, her geçen gün daha da bozuluyordu. Küçücük
bedeni iyice ufalmıştı. Eski dostları onunla vedalaşmak
için uğramaya başlamıştı. Akrabaları yatağının yanında oturup
gözyaşlarıyla savaşıyordu. Grace’in çok ilgili bir ailesi vardı ve
onu düzenli olarak ziyaret ediyordu. Bunu seviyordum. Ayrıca
beni çeken şey, hepsinin çok nazik olmasıydı. Fakat hepsi
gittiğinde yine Grace’le baş başa kalırdık ve o, benden yine şarkı
söylememi isterdi. Onlar, çok özel günlerdi.
İ Grace artık doğru düzgün yıırüyemiyordu ve yatağın yanındaki
lazımlığı kullanmayı kabul ettiyse de konu büyük tuvaleti
olunca buna kesinlikle yanaşmıyordu. Lazımlığı temizlemek
zorunda kalmamam için gerçek bir tuvalet kullanmak
istiyordu. Grace’e bunun benim için sorun olmadığını kaç kez
söylersem söyleyeyim, bu konu pazarlığa kapalıydı. Bu yüzden
biz tuvalete ulaşana kadar bana yıllar geçiyormuş gibi gelirdi.
Neyse ki tuvalet, yatak odasının hemen yanındaydı. Grace çok
güçsüzdü. İşi bitip temizlendiğinde ayağa kalkmasına yardım
eder, sonra da iç çamaşırlarını yukarı çekerdim.
İç çamaşırlarıyla uğraşırken onu dengede tutmak için oldukça
hızlı hareket etmem gerekiyordu.
Grace yürütecine dayanmış halde, ben arkasından kalçalarını
tutarak tekrar odaya dönmek üzere ilerlerken aceleyle
geceliğinin bir kısmını iç çamaşırının içine soktuğumu fark ettim.
Son günlerini yaşayan ve yatağına doğru sendeleyerek ilerleyen
bu tatlı kadına gülümsedim. Yürürken, Berıeath Australian Sky
(Avustralya Göğünün Altında) şarkısını söylemeye başlayınca
içim tarif edilemez bir neşeyle doldu.

Cevap bırakın