Home » istanbul escort » BÖLÜM 2 GİZLİ HEDİYELER

BÖLÜM 2 GİZLİ HEDİYELER

Konuşması, onunla tanışmamdan aylar
önce bu hale gelmişti.
Bir gün tuvalete gitmesine yardım ettikten sonra ellerimden
birini tutarak yatağına geri dönmek için yavaş yavaş yürümeye
başladı. Diğer elimdeki bir tüp yere düşünce gülüp onu almak
için eğildim. Bunun hiç farkında olmasa da Nanci ye de her
zaman herhangi bir müşterime davranacağım gibi davranmış
tım. Ayağa kalktığımda hâlâ gülüyor ve onunla konuşuyor
dum. Sonra Nanci, tam gözlerimin içine bakarak net biçimde,
“Bence sen çok tatlısın” dedi.
Yüzüme dev bir gülümseme yayıldı ve bir dakika boyunca
birbirimize gülümseyerek orada durduk. Aklı tamamen başın
da ve yaşadığı anın farkında olan bir kadına bakıyordum. O
anda, neler olduğunun tamamen farkındaydı. Ben de gerçek
ten düşündüğüm şeyi söyledim: “Bence sen de öylesin, Nanci.”
Gülümseyişi genişledi ve birbirimize sarıldıktan sonra bir kez
daha karşılıklı güliimsedik. Çok güzel bir andı.
Fakat artık dengesini kaybetmeye başladığı için el ele ya
tağına doğru ilerlemeye devam ettik. Yatağın yanma oturup
bacaklarını yukarı kaldırdığımda Nanci hiç kimsenin anlaması
mümkün olmayan, Alzheimer hastalarına özgü bir cümle kur
du. Yine uzaklardaydı fakat kısacık bir an için benim yanıma
gelmişti.
Kimse beni bunun tersine ikna edemezdi. Alzheimer hasta-
ları çoğunlukla etraflarında neler olup bittiğinin farkında ol
mayabilirdi ama düşüncelerini net olarak ifade edememeleri ve
genellikle kafalarının karışık olması, etraftakilerin bir kısmını
algılamadıkları anlamına gelmiyordu. Buna kendi gözlerimle
tanık olmak, bu hastalık hakkındaki bakış açımı tamamen de
ğiştirmişti.
Birkaç hafta sonra bunu diğer bakıcı Linda’ya anlattığımda
o da çok özel bir şey olduğunu söyledi. Bundan kısa bir süre
sonra Linda da bu kadar sevimli olmasa da Nanci’nin bu net
lik anlarından birine şahit oldu. Lindanın akşam vardiyasın
daki görevlerinden biri de kas tutulmalarını engellemek için
birkaç saatte bir Nanci’nin pozisyonunu değiştirmekti. Nanci
genellikle bu sırada derin bir uykuda oluyordu fakat doktorla
rın emriyle bu işin yapılması gerekiyordu. Ama bir gece, saat
sabaha karşı dörtte Linda yine Nanci’yi döndürmek için yatağa
yaklaştığında Nanci gayet net ve sert biçimde, “Bana dokun
mayı aklından bile geçirme” demişti.
“Merak etme, Nanci” demişti Linda şaşırarak. “İyi uykular.”
Linda çok şaşırmış ama yatağına geri dönmüştü.
Her gün aileden biri gelip bir buçuk saatliğine üzerimdeki
yükü alıyordu. Vardiyam uzun ve çok yorucu olduğu için bu
molayı çok seviyordum. Nancf nin evi sahile yakın bir mahalle
de olduğu için hemen yokuş aşağı iner ve bir kayanın üstünde
durup denize bakardım. Kayalar yer yer midyeler ve okyanus
suyuyla dolu küçük gölcüklerle kaplıydı fakat basabileceğim
ve güvenle uçurumun kıyısına kadar ilerleyebileceğim kadar
boş alan da vardı. Okyanus havasını içime çekerek tertemiz
rüzgârın ve uçsuz bucaksız görünen okyanusun keyfini çıka-
rırdım. Bazen kayaların üstünde, benim durduğum yerin çok
uzağında iyice sağ tarafa doğru biri daha olurdu. Orada durup
saksafon çalardı. Bu mükemmel notaların okyanusun ritmine
uygun olarak havada uçuşmasını izlemek ve dinlemek büyüle
yiciydi. Orada kendimi müziğe kaptırmış halde durup her anı
dolu dolu yaşamaya çalışırdım. Sonra isteksizce de olsa yokuşu
yeniden tırmanmaya başlardım. Müzik, her seferinde vardiya
mın geri kalanında keyfimin yerinde olmasını sağlardı.
Elbette, o tamamen başka bir dünyada olsa da Nanci’ye
bundan bahsederdim. Bu beni rahatsız etmiyordu. Niyetim,
dış dünyaya ait konulardan bahsederek onun dünyasına elim
den geldiğince çok uyaran göndermekti. Nanci’nin dünyası
artık yatak odası, ona bağlı bir banyo ve oturma odasından
oluşuyordu.
Birkaç ay boyunca ona, hiçbir tepki ya da ilgi belirtisi gör
meden saksafon çalan adamdan bahsetmeye devam ettim.
Sonra bir gün, biraz gecikerek döndüğümde adamın o gün
çaldığı melodileri tasvir etmeye çalışırken -müziği sözcükler
aracılığıyla tasvir etmek mümkünmüş gibi- Nanci gözlerimin
içine bakıp gülümsedi. Bundan birkaç dakika sonra ben ça
maşırları kaldırırken bir şarkı mırıldanmaya başladı. Günün
bu saatlerinde genellikle en gergin olduğu anlar yaşanırdı fakat
bunun yerine Nanci uzun uzun o şarkıyı mırıldanmaya devam
etti. Fakat bu, başladığı kadar hızlı sona erdi ve Nanci yeniden
kilometrelerce uzaktan anlamsız şeyler söylemeye başladı.
Nanci’nin bilincini kazandığı bu anlarda, bu zaman boyun
ca istediğim tepkileri alamasam da onunla konuşmaya devam
ettiğim için şükrediyordum. Birinin sadece sizin istediğiniz
şekilde tepki vermemesi, kendinizi ifade etme girişiminizden
pişman olmanız gerektiği anlamına gelmez.
Karşınızdaki kişinin tepkisi, onun seçimidir, aynı bizim
tepkilerimizin bizden başka kimsenin sorumluluğu olmadığı
gibi. Her defasında bir tuğla azalarak eriyen duvarlarım yüzün
den, kendimi ifade etme ihtiyacımın arttığını fark ediyordum.
Artık kim olduğumu ifade etmek daha önemli hale gelmiş-
ti. Fakat diğer yandan, insanların beni nasıl algıladığı gitgide
daha az önemli olduğu için bu da daha önemsiz hale geliyordu.
Sanırım sonunda en önemli olan şey, benim kendimi nasıl al
gıladığımdı. Bundan sonra ne olursa olsun cesur ve dürüst ol
mak istiyordum. Açık olmayı öğrenmek de kendimi iyi, hatta
harika hissetmeme sebep oluyordu.
Fakat aynı zamanda birçok yönde olumlu değişimler geçi
riyor olmamın, hayatımdaki diğer insanların bunu kucakla
yacakları anlamına gelmediğini biliyordum. Yeni kalıplar ya
ratmaya başlamıştım ve bunlar, yavaş yavaş beni geçmişimden
kurtarıp bana güç veriyordu. Bu durum etrafımdaki insanlar
tarafından her zaman hoş karşılanmıyordu fakat artık insanla
rın benden beklediği kişi değil, olduğum kişi gibi davranmam
gerekiyordu. İçimde yepyeni bir insan doğuyordu ve o, dışarı
çıkıp yeni kişiliğini paylaşmak istiyordu.
Hayatımdaki arkadaşlıklardan biri özellikle son birkaç yıldır
çok dengesizdi. Belli ki bu, sınırlar konusunda bana verilen bir

dersti ve ben dersimi almıştım. İçimdeki tüm değişimlerle be
raber, dürüstçe kendini ifade etmenin tatminini de fark edin
ce, sonunda ona neler hissettiğimi söylemek zorunda olduğum
bir noktaya gelmiştim. Dürüst davranarak ve anlaşılacaklarını
umarak düşüncelerimi ona açıkladım. Bu, arkadaşıma yaptı
ğım bir saldırı değildi; sadece görüşmelerimiz konusunda tüm
beklentinin benim üzerimde olması ve ilişkimizde hissettiğim
dengesizliği paylaştım.
Çok uzun zamandır arkadaştık ve ilişkimizin bu dürüstlük
sınavını geçebileceğini düşünüyordum. Fakat bunun yerine
bana son zamanlarda ilişkimizin nasıl da sadece alışkanlıklar
ve ortak tarihimiz olduğunu gösterdi. Arkadaşım, içinde bi
riktirdiğinden hiç haberim olmayan bir öfkeyle bana saldırdı.
Onda bu duyguları tetikleyen şey, öfke ve incinmişlikti. Bunu
anlayabiliyordum ama bana yöneltilen öfkenin boyutu, beni
korkutmuştu. Karşımdaki kişiyi aslında hiç tanımadığımı fark
etmiştim, içinde daha önce hiç görmediğim ve şüphelenmedi
ğim bir çirkinlik vardı. Bu yüzden bundan sonra bağlantımızı
tamamen kesmeye karar verdiğinde kararını kabul ettim ve hu
zurla buna uydum. Bunu geride bırakmanın vakti gelmişti.
Yine de arkadaşlığımızı sürdüğü yıllar boyunca güzel bir
hediye olarak kabul ettim ve bu hâlâ geçerli. Sonunda sade
ce mutlu anılar bizimle kalır ama bu arkadaşlıktan vazgeçmek
benim için daha acısızdı çünkü dengesiz ve dürüstlüğü kaldı
ramayan bir arkadaşlığı devam ettirmenin anlamsız olduğunu
düşünüyordum.

Cevap bırakın