Home » istanbul escort » ÇEVREMİZİN ETKİLERİ BÖLÜM 2

ÇEVREMİZİN ETKİLERİ BÖLÜM 2

BİRİNCİ PİŞMANLIK ÇEVREMİZİN ETKİLERİ 2

Bu, çoğu açıdan sağlıksız bir ilişkiydi. Yine de bir şekilde o dönemden
sağlam çıkmayı başardım. Şimdi geriye baktığımda bunu nasıl
yapabildiğime dair hiçbir fikrim yok. Nişanlım tarafından
maruz bırakıldığım yoğun zihinsel istismar, psikolojik oyunlar
ve bana uyguladığı farklı seviyelerdeki öfke gösterileri, sürekli
olarak kendime güvenimi yerle bir ediyordu.
Aynı anda bir de şaşırtıcı olmayan bir bankacılık işi bulduğumda
her şey kaldırabileceğimden ağır hale geldi. İş yerindeki
ekibim harikaydı ve kendimi yeniden hayattan zevk alırken
buldum. Düzenli bir işe sahip olmak, o anki durumumun çok
daha ötesinde yaşam düşleri kurabilmemi sağladı ve ailemin
evinden ayrıldım. Çok geçmeden, her şeye yeniden başlamak
için çalıştığım bankadan kuzey kıyısında bir yere transfer
edilmeyi istedim.
Çok kısa zamanda dans ve havailik; hayatımda hüküm sürmeye
ve günlerimin mutlu, tasasız bir parçası olmaya başladı.
Etrafımda birçok uyuşturucu da vardı. O zamana kadar içki
içmenin bana göre olmadığını anlamıştım ve henüz alkolü
tamamen bırakma noktasına gelmemiş olsam da içki hayatımın
önemli bir parçası değildi. Fakat ulaşabildiğim birçok başka şey
vardı ve bir yıl içinde bunların çoğunu denedim. Bunlar ‘buz’
ya da sokaktaki isimlerini bilmediğim diğer sentetik
uyuşturucular ortaya çıkmadan önceki günlerdi. Arkadaş çevremde
evde yetiştirilen marihuana yaygındı ve bir arkadaşım bana
afyonu deneme fırsatı sunduğunda geri çevirmedim.
O dönemde yeni şeyler deneyebileceğimi hissettiğim bir
noktadaydım ama birçoğunu bir kez denedikten sonra bırakacak
kadar zihnim açıktı ve neyse ki asla eroinle ilgili, bir
kez kullanmanın bağımlılığa sebep olmayacağına dair teoriyi
test etmek gibi bir arzuya kapılmadım. Eroininin yanına bile
yaklaşmadım. Ayrıca afyon, sihirli mantar, LSD ve kokaini o
bir yıllık dönemde sadece birer kez denedim ve bir daha hiç
kullanmadım. Sanırım yetiştirildiğim dünyanın kapalılığının
ve başımdan geçen ilişkinin ardından biraz umarsız davranmaya
ihtiyacım vardı. Ama tüm bunların altında, bilinç dışı bir
seviyede hâlâ kendimi tamamen değersiz buluyor ve bunu hâlâ
besliyordum.
Gerçi aşırı uyuşturucu kullanımını içeren bir hayat tarzı
bana göre değildi. Bunu daha en başından anlamıştım ama
bu arada birkaç şeyi denemek de beni mutlu ediyordu. Kendi
kendime bunun, kendimden kurtulmaktan’ çok, hayat deneyimimi
artırmaya yönelik bir arzu olduğunu söylüyordum.
Bilinç düzeyimde, daha sağlıklı bir hayatı tercih ettiğime
karar vermem pek de uzun sürmedi. Fakat bilinçaltımda, yıllarca
inanç sistemimi yönlendirmelerine izin verdiğim başkalarına
ait fikirleri temizlemem konusunda yapmam gereken
daha çok şey vardı. Mutluluğum hâlâ büyük ölçüde dış
güçlere bağlıydı.
Adadaki hayatımdan birkaç yıl sonra ingiltere’de bir kasaba
barında bira dolduruyordum. Orada Speed çok kullanılıyordu.
Birkaç kez dışarı çıktıktan sonra yerel gençler, kocaman olmuş
göz bebekleriyle geri döner ve gece boyunca dişlerini gösterirlerdi.
Bu yıllar boyunca rutin alışkanlıkları haline gelmişti. Ve
biri Speed bulduğunda bu, gerçekliklerini aynı sahneye başka
bir bakış açısıyla bakacak kadar değiştirirdi. Kaçmaya çalıştıkları
tek şey can sıkıntısıydı ve onları ertesi günlerde bitap
düşmüş ve melankoliye kapılmış halde gördüğümde, bunun
ödedikleri bedele değip değmediğini merak ederdim.
Bir seferinde sevgilimle birlikte buna eşlik etmeye karar
verdik. Ama bunun bize göre bir şey olmadığını anlamamız uzun
sürmedi. Speed’in etkisinden çıkma süreci çok korkunçtu ve
vücuduma bunu yaptığım için kendimden nefret ettim. Fakat
yine de bundan bir ay kadar sonra kendimi, hayatımı değiştiren
bir deneyimin ortasında buldum. Yine çevremden etkilenmiştim
ve o zamanlar daha iyi bir hayat yaşamak için yeterli
isteğim ya da bilinçli bir seçimim yoktu.
Dean hafta sonu boyunca çalışacaktı. Ben de kasabanın diğer
gençlerine katıldım ve bir geceliğine Londra’ya gitmek için
trene bindim. Yirmili yaşlarımın ortalarında olmama rağmen
daha önce hiç kulübe gitmemiştim. Bunun sebebi, çalman müziğin
hiç bana göre olmamasıydı. Ama çocuklar beni, evde tek
başıma oturacağıma onlara katılmaya ikna etmiş ve hayatımın
en eğlenceli gecesini geçireceğime dair söz vermişlerdi. Hepsi
de iyi arkadaşımdı, ben de onlarla gittim.
Daha önce bir kez Ecstasy denemiştim ve herhangi bir sorunla
karşılaşmamıştım. Saçma sapan bir akşam geçirmiştim.
Pek eğlenceli olduğunu söyleyemesem ve etkisinden kurtulmam
biraz zor olmuştu. Midem çok kötü olmuştu ve günlerce
kendimi çok halsiz hissetmiştim. Fakat bunun yeterli bir
deneyim olduğunu düşünmüş ve o zamandan beri gelen teklifleri
reddetmiştim. Ayrıca sonrasında yoğun bir kendinden nefret
hissi duymuştum ve bunun daha fazlasına ihtiyacım yoktu.
Zaten hâlihazırda bu tip düşüncelere yeterince sahiptim. Yine
de beni bir Ecstasy hapı almaya ikna eden sekiz adamla birlikte
Londra’ya giden bir trendeydim işte. Şehirde yaşayanlar
bu haplardan haftada birkaç tane kullanıyorlardı, benim bir
tanecik almamın ne zararı olabilirdi ki? Gerçi bunun için
hiçbir şekilde arkadaşlarımı suçlamıyorum. Onlar bundan keyif
alıyordu ve sadece benim de onlara katılmamı istemişlerdi.
Son karar bana aitti ve hap boğazımdan geçerken tren Victoria
İstasyonu na girdi. Kışın ortasındaydık ve o mevsimde
Londra’da -hep olduğu gibi- dondurucu bir soğuk vardı.
Kulübe girdiğimiz andan itibaren müzikten nefret ettim ve
gecenin bir an önce bitmesini istemeye başladım. Her ne kadar
ikisinin de farklı yanları olsa da dijital bir şeydense akustik
müziği her zaman tercih ederdim. Tekno müzik hoparlörlerden
boşalıp kulübü doldurdu. Bilinçli bir seçimle etrafımı yargılamamayı
seçtim ve güneş doğana kadar orada olacağımı bildiğim
için gevşeyerek dans pistindeki arkadaşlarıma katıldım.
Onlar hemen çılgınca eğlenmeye başlarken ben duruma zar
zor katlanabiliyordum.
Sonra hap bütün gücüyle etkisini gösterdi ve kalabalığın
içinden çıkmam gerektiğini anladım. Her yanımı ter basmıştı.
Dans pistindeki herhangi birinin bana ufak bir teması bile
beni klostrofobik hale getiriyordu. Biraz boş yer bulabilmek
için etrafta tökezleyerek dolaştım. Müziğin basları, tahta
zeminde ve vücudumda titreşiyordu. Hemen yanımda dans
eden arkadaşlarımın gülümseyen yüzleri gitgide bulanıklaştı.
Hızla kontrolümü kaybediyordum ve hemen güvenli bir yere
gitmeliydim.
Umutsuz bir çabayla kendimi kadınlar tuvaletine atmaya
çalışırken sesler, gülüşler ve ışıklar gitgide daha da bulanıyordu.
Tek istediğim bu olsa da kabinlerden birini bütün gece
boyunca işgal edemezdim. Kabinde kaldığım zaman zarfında
buna bir süreliğine niyetlendim ama diğer kızlar içeride birinin
olup olmadığını öğrenmek için kapıyı çalmaya başladıklarında
gönülsüzce de olsa bu mahrem alanı terk ettim.
Kulüpten çıkmak istiyordum fakat dışarısı çok soğuktu ve
eve dönebileceğim ilk tren sabahın altısındaydı. Kadınlar
tuvaletinin gürültüsü ve içeri girip çıkan insanların
kahkahaları, bende baş döndürücü bir sersemliğe sebep oluyordu.
Sonra pencerenin pervazını gördüm. Oraya sığına bileceğime
karar verdim.
Lavabonun üzerine tırmanarak pervaza çıkmayı başardım.
Pervaz oldukça genişti ve düşme riskim yok gibi görünüyordu.
Üzerinde kayarak ilerlerken kadınlar tuvaletindeki lavaboların
üstünü gören, gözden uzak bir köşe buldum. Aşağısı karmaşık
ve gürültülüydü. Ama artık sırtımı dinlendirebilir, başımı cama
dayayabilir ve biraz huzur bulmaya çalışabilirdim.
Hâlâ her yanımdan ter fışkırıyordu.

Cevap bırakın