Home » istanbul escort » DEĞİŞEN ZAMANLAR BÖLÜM 2

DEĞİŞEN ZAMANLAR BÖLÜM 2

Orada geçirdiğim ilk gece, kollarımı iki yanıma açarak salon
zeminine yatıp kocaman gülümsedim. Burası benim evimdi!
Sonunda tekrar kendime ait bir yerim vardı. Hissettiğim rahat-
lama, şükran ve neşe öyle yoğundu ki bir ay boyunca neredeyse
kimse beni görmedi. İş dışında evimden ayrılmaya dayanamı-
yordum. Eve döndüğümde yeniden kendi alanıma bakıp aynı
heyecanla gülümsemeye başlıyordum.
Başvurduğum fonların hepsini almayı başaramasam da
elime geçenlerle hapishane programını başlatmayı başardım.
Zaman içinde başka kuruluşlar aracılığıyla yeni fonlara başvu-
rabileceğimi düşünüyordum. Almayı başardığım fonları alabil-
miş olmak bile büyük bir başarıydı ve bu fikrin gerçeğe dönüş-
mesine şahit olmamı sağlamıştı. Fonlar iyiliksever özel sektör
şirketleri tarafından karşılandığı ve hapishane sisteminin bana
para ödemesi gerekmediği için onların gözünde bir gönüllüy-
düm. Kursumun ders programı onaylanmıştı. Ne öğretmeyi ve
neyi başarmayı umduğumu anlatan bir sunum yaptım. Progra-
mım, denkliğe tabi olmadığı için öğretmenlik eğitimi almış ol-
mam gerekmiyordu. Eğitim Departmanı çalışanları fikirlerime
ve öğretme yeteneğime inanmışlardı ve buna dayanarak onay
almayı başarmıştım ki geriye dönüp baktığımda bunun inanıl-
maz olduğunu görebiliyorum! Fakat o zamanlar bunu hiç de
alışılmadık bulmuyordum ve sonunda kendimi bir oda dolusu
hüküm giymiş suçluya şarkı yazma dersi verir halde bulana ka-
dar önümde açılan yolu takip etmiştim.
Daha önce hiçbir sınıfta ders vermemiş biri olarak çoğu pek
de arkadaş canlısı olmayan düzinelerce gözün karşısında dur-
mak oldukça ilginçti. Durup düşünecek olsam bu cesaretimi
kırabilirdi ama bunu yapmadım. Sadece işime baktım. Ada-
let Bakanlığı’yla iletişime geçmeden önce bir hapishanede de
bulunmamıştım. Hazırladığım ilk konuyla ve epeyce cesaretle
derse başladım. Başlangıçta herhangi bir tepki alabilmek için
bir sürü espri yapmam gerekti, çünkü herkes, duvar gibi su-
ratlarla karşımda oturup beni süzüyor ve birbirlerinin yanında
sert görünmeye çalışıyordu. Ama bir süre sonra kadınlar be-
nim sorun olmayacağımı fark ettiler.
Kafiye egzersizi yapıyorduk ve ders için önceden hazırladı-
ğım örnekleri kullanmak yerine daha eğlenceli ve duruma daha
uygun kafiyeler uydurmaya, onlarla beraber kendime gülmeye
başladım.
“Burada oturuyorum böylece
Bu kadın kafiye mi yapacak gündüz gece?
Gitar öğrenip Emmylou gibi olmak için,
Ona biraz katlanmam gerek yine de.”
Kadınlardan birkaçı kıkırdamaya ve benimkilere yeni espriler
ekleyerek katılım göstermeye başladı ve bu, diğer mahkûmların
da rahatlayıp söz almaya başlamalarına sebep oldu.
” Yani kızım, çabucak ne yapacağımızı öğret bize,
Umursanıyoruz kafiyeleri, keşke umursamasan sen de.”
Kahkahalar, buzları tamamen eritti. Ayrıca ortak bir konu,
bu ortamda Emmylou Harris’in müziği gibi bir ortak nokta
bulmuş olmamız, gerçekten yol almaya başlamamızı sağladı.
” Tamam ama daha öğreneceğiniz şeyler var
Yani beni eğlendirip kafiye bulanın olacak gitar
Yakında kendi şarkılarınızı söyleyeceksiniz
Ama bunu ertelerseniz, bu iş çok uzar.”
Buna şöyle bir cevap aldım:
” Tamam yazarız bu aptal kafiyeleri illa gerekiyorsa
Ama sen de çok uzatma, gerçek bir gitar lazım bana. ”
Bu atışma kafiyeli olarak devam etti ve ilk dersin sonunda
kahkahalar özgürce havada uçuşuyordu. Kadınların birçoğu-
nun derse katılımı harikaydı. Hepimiz çok eğlenmiştik.
Eğitim Departmanı nın tüm çalışanları iyi insanlardı ve bir
sürü müşterimin evinde, onlarla bire bir çalıştıktan sonra ye-
niden bir ekip ortamında çalışmak çok güzeldi. Gerçi beni,
mahkumlarla çok yakın ilişkiler kurmamam konusunda uyar-
mışlardı ve bunu, hem güvenlik hem de mahremiyete dair se-
bepler yüzünden anlayabiliyordum. Ama ben ancak kendim
gibi davranabilirdim ve öğrencilerimi, mahkûmlar olarak değil;
gitar çalıp şarkı yazmayı öğrenen kadınlar olarak görüyordum.
Bir hapishanede olduğumu hatırlayacak kadar deneyimliydim
fakat hâlâ dürüstlük esasına göre yaşadığım için ancak kendim
gibi davranabilirdim.
içtenliğimin ve her birine duyduğum inancın sonucu olarak
aramızda bir güven ilişkisi kurulup güçlendikçe önümde yük-
selen duvarlar da yavaş yavaş kalkmaya başladı. Kadın kadına
sohbetler etmeye başladık ve şarkı yazarak yumuşak taraflarını
da göstermeleri konusundaki cesaretlendirmem, adım adım
kendilerini korumak için ördükleri duvarların aşamalı olarak
kalkmalarına yardımcı oldu. Sınıfım öğrenciler için çok kişisel
ve iyileştirici bir alan haline geldi. Ben de ders programını bu
iyileştirici yaklaşıma göre düzenlemeye başladım.
Birçok yazma egzersizini kullanarak duygularını serbest bı-
rakmayı ve sonunda umut dolu şarkılar yazmayı öğrendiler. El-
bette, öfke ve acı dolu şarkılar da yazıldı. Ama düşler ve umut-
lara dair şarkılar da yazılıyordu. Onlara mali, coğrafi, eğitimsel
hiçbir engel olmasaydı ne yapmak isteyeceklerini sorduğumda
yıllar sonra ilk kez hayal kurmaya ve kalplerinin sesini dinle-
meye başladılar. Biri devlet kurumlarına hesap vermeden ço-
cuklarıyla özgürce yaşamak istiyordu, bir diğerinin isteği bir
video klipte oynamaktı, biri estetik ameliyat olmak isterken bir
başkası ev içi şiddetin olmadığı bir hayatı tanımak istiyordu (ve
hayatında hiç böyle bir dönem olmamıştı), biri uyuşturucu ba-
ğımlılığından sonsuza dek kurtulmak isterken bir diğeri cenneti
ziyaret edip annesine onu çok sevdiğini söylemek istiyordu.
Dürüstlük akmaya devam ettikçe gözyaşları dökülmeden
geçen dersimiz neredeyse olmamaya başladı. Ama ne olursa
olsun, buranın insanları destekleyen bir ortam olacağına dair
bir anlaşma yapmıştık. Böylece bir zamanlar birbirleriyle geçi-
nemeyen kadınlar sınıfta birbirlerine hoşgörülü davranmaya
ve zaman içinde destek olmaya başladı. Kadınlardan biri, bir
başkasının varlığı nedeniyle neredeyse derse bile katılmayacak-
tı. Ama katılmaya karar verdi ve birkaç ders sonra birbirleri-
ne şarkıları konusunda içtenlikle cesaret veriyor ve hapishane
bahçesinde de artık daha iyi anlaşıyorlardı. Sınıfımın doğası
buydu. Kendilerini bu kadar dürüstçe ifade edebilmeleri için
göstermeleri gereken cesaret sayesinde birbirlerine saygı duy-
maya başlamışlardı ve birbirlerinin gitgide gelişen şarkılarını
artık büyük bir empati ve gerçek bir ilgiyle dinliyorlardı.
Ayrıca şarkılarını tüm sınıfın önünde çalmak da onlar için
çok zorlayıcı bir durumdu. Fakat birbirlerinin şarkılarındaki
mesajları hissederek birbirlerini bunu yapmak için cesaretlen-
diriyorlardı. Öğrencilerden biri, Sandy, yarı Aborjin yarı beyaz
bir kadının, şehrin hangi yanında yaşarsa yaşasın tam olarak
uyum sağlayamamasının ne kadar zor olduğunu anlatan bir
şarkı yazmıştı. Sınıftaki diğer kadınlar da bu duyguyu biliyor-
du ve onu cesaretlendirerek bu duygularını ifade etmesi gerek-
tiğini gösteriyorlardı.
Bir başkası, Daisy, çoğunlukla şiddetli davranıştan defalarca
hapse girip çıkmıştı ve neredeyse bu kez ne zamandır hapiste
olduğunu bile unutacak haldeydi. Bir mahkeme salonuna gitti-
ğinde kendini hissizleştirdiğiııi ve o ortamdan uzaklaştırdığını
çünkü oranın onu çok sıktığını anlatıyordu. (Daisy, kısa süre
sonra bunun ne anlama geldiğini öğrenecekti.) Bu duyguları
üzerine bir şarkı yazdı ve hayatının artık sadece sistemin bir
parçası olmasından ve kendisine aitmiş gibi bile gelmemesin-
den ne kadar nefret ettiğini anlattı. Bir başka öğrenci, Lisa, oğ-
luna onunla ne kadar gurur duyduğunu anlatan bir şarkı yazdı.
Şarkıyı her çaldığında duygularının ağırlığı altında eziliyordu
fakat bu şarkı sayesinde kendisiyle de gurur duyuyordu.

Cevap bırakın