Home » istanbul escort » DEĞİŞEN ZAMANLAR BÖLÜM 3

DEĞİŞEN ZAMANLAR BÖLÜM 3

Bu şarkıları sınıfta çalmak sinirlerini zorlasa da kendilerini
sadece yazılı olarak değil, eylemle de ifade etmelerine izin ver-
diği için biiyük bir duygusal boşalma yaşamalarını sağlıyordu.
Yıllar önce duygusal olarak ben de onlarla aynı yerde, onlar
kadar utangaç ve gergin olduğum için onları nazikçe cesaret-
lendiriyordum ve korku duvarları yavaş yavaş yıkılıyordu. Bir-
kaç ay sonra başlangıçta çok soğuk görünen bir öğrencim, yeni
şarkılarından birini yüzlerce mahkûm ve ziyaretçiden oluşan
bir topluluğun önünde tek başına çaldığında sevinç gözyaşları
dökmüştüm.
Sınıflardaki öğrenci sayıları çok fazla değildi ve bu herkes için
daha uygundu. İlk birkaç ders çok kalabalık oluyor ve bu da ve-
rimliliği düşürüyordu fakat daha sonra genellikle on kişi civarın-
da düzenli öğrencim oluyordu. Arada sırada gelip gidenler olu-
yordu fakat bir derste Eric Clapton gibi gitar çakmayacaklarını
ve derslerin ciddi anlamda çalışma gerektirdiğini gördüklerine
derslere devam etmeyenler oluyordu. En iyi sınıflar, küçük olan-
lardı. Bu kadınların çok fazla ilgiye ihtiyacı vardı ve böylece her
biriyle kişisel olarak ilgilenebiliyordum. Onlardan çıkan şarkılar
ve hikâyeler; ilham verici, iyileştirici ve çok güzeldi. Aramızda
oluşan sevgi, en hafif ifadeyle hepimizi besliyordu. Sertleşmiş dış
görünüşlerinin altında; çocuklarını seven, sevgi ve saygıya ihtiyaç
duyan, kendini işe yarar hissetmek ve kendine saygı duyduğu bir
hayat yaşamak isteyen, sizin ve benim gibi insanlar vardı.
Oradaki kadınların çok azı yaptıkları şey için suçsuzdu.
Çoğu daha iyi insanlar olmak istiyordu. Fakat her birinin kişi-
sel hikâyelerini öğrendikçe görebildiğim tek şey trajik geçmiş-
ler, çok düşük bir özsaygı ve bir türlü kınlamayan döngüler
oldu. Birçok farklı suç yüzünden mahkûm olmuşlardı, arala-
rında yasa dışı çalışan fahişeler de vardı. Bu açıdan, sistemi
kendi çıkarları için kullanan kadınlar da yok değildi. Birçok
küçük çaplı suçun cezasının kaç ay olduğunu biliyor ve her yıl
birini işleyerek kış boyunca soğuk sokaklardan kurtuluyorlar-
dı. En azından hapishanede sıcak bir yatakları oluyor ve dü-
zenli yemek yiyorlardı. Diğerleri uyuşturucu kullanmak ya da
bulundurmaktan şiddet, soygun, market hırsızlığı (biri buna
ailesini doyurmak için başlamıştı, fakat sonra bu alışkanlık,
bağımlılık haline gelmişti), birçok kez alkollü araç kullanmaya
kadar değişen suçlar işlemişti.
Fakat işledikleri suçun ne olduğuna bakılmaksızın hapisha-
ne sistemi yaralara, yani bu eylemlerin altında yatan sebeplere
değil; sonuçlara, yani suçun kendisine yönelik bir tavır sergili-
yordu. Burası, bir ıslah merkezi olarak adlandırılsa da düşünce
biçimini ve geçmiş kalıplarını gerçekten değiştirmek isteyen
birinin alabileceği yardım çok sınırlıydı. Burası iyileşmeye en
çok ihtiyaç duyulan ve düşük özsaygı, uyuşturucu kullanımı,
ev içi şiddet ve bunlardan doğan suçla dolu hayatların dön-
gülerinin kırılması gereken yerdi. Bazı suçlular, belki yardım
alsalar da suç işlemeye devam ederdi. Ama benim tanıdıklarım,
hapishanede geçirdikleri ve daha sonraki dönemde sürekli des-
tek gördükleri takdirde kesinlikle değişirlerdi.
Sistemin içinde çalışan az da olsa iyi insan vardı fakat on-
ların da maddi olanakları yetersizdi. Ayrıca kilise gruplarına
mensup bazı gönüllüler, bireysel olarak birkaç kişiye ulaşıp
hayatlarını değiştirmelerine yardım edebiliyorlardı. îşin doğ-
rusu, güvenlik ve bürokratik işlemler için iyileştirme ve destek
yöntemlerine harcanandan çok daha fazla para harcanıyordu.
Üç yüzün üzerinde mahkûmun kaldığı hapishanelerde sadece
iki psikolog bulunuyordu ve onlar da genellikle zamansızlık
ve aşırı yüklenme yüzünden ulaşılamaz haldeydi. Hapishanede
yaşamadan önce özsaygınız çok düşük değilse bile oraya gittik-
ten sonra fazlasıyla düşeceği çok açıktı.
Hapishanelerde düzenli meditasyonun, mahkûmların haya-
tını dönüştürmek konusunda sağladığı başarı üzerine bir belge-
sel izledikten sonra bundan bazı çalışanlara bahsettim ve isterler-
se onları bu alanda çalışan insanlarla iletişime geçirebileceğimi
söyledim. Benim izlediğim meditasyon yolu, başka ülkelerde
hapishane mahkumları üzerinde denenmiş ve başarılı olmuştu
fakat bana, cesaret kırıcı bir tavır ve kahkahalar eşliğinde bunun
sadece şans olduğu söylenmişti. Ren de kendi erişim kapasitem
içinde çalışmaya başladım ve sınıfımdaki öğrencilerimin, ken-
di güzellikleri ve ilahiliklerine inanmaya başlamalarına yardım
ettim. Bunu onlara şarkı yazmayı ve kendilerine ait şarkılarla
kendilerini ifade etmeyi öğreterek yaptım ve bu şarkılar, onları
anlatıyor, sahnelenebiliyor ve başkalarıyla paylaşabiliyorlardı.
Bu kadınların çoğu, hayatlarında bir kez bile iltifat almamıştı
ve hepsi de gerçek olan olumlu geri bildirimlerimi sünger gibi
emiyorlardı. Şarkılarını nasıl geliştirebileceklerine dair yaptığım
tüm önerileri, çok nazik bir ifadeyle yapıyordum.
Kadınlar bana yavaş yavaş güvenip beni hapishanedeki ya-
şam konusunda eğitmeye başladıklarında çok eğlenceli anları-
mız da oldu. Bir gün bir kadın diğerine, nasıl olup da fazladan
bir çift spor ayakkabı almayı başardığı hakkında bağırarak soru
soruyordu. Onu duyduğumu fark ettiğinde hemen sustu. Be-
nim ve öğrencilerimin ısrarları üzerine kadın oynanan oyunu
bize anlattı. Bunun oldukça zekice bir plan olduğunu söyledi-
ğimde, ‘ Buradaki herkes suçlu, hanımefendi. Nerede olduğu-
nuzu unutmayın” cevabını aldım ve kahkahalara boğuldum.
Bu olay olduğunda artık kendime güvenimi kazanmıştım ve
aldığım cevap yüzünden hiç alınmamıştım, bu yüzden bu
cümleyi oldukça eğlenceli buldum.
Bir gün oldukça istekli fakat bitkin görünen bir öğrencim
sınıfa geldi. Ona iyi olup olmadığını sorduğumda şöyle cevap
verdi: “Evet, ben gayet iyiyim. Sadece korkunç bir sabah ge-
çirdim. Kızlardan biri uzun zamandır başımı ağrıtıyordu, ben
de onun kafasını bir çamaşır dolabının içine tıktım.” Hafif bir
hayretle, “Anlıyorum’ anlamında başımı salladım. “Her neyse,
artık sorun çözüldü. Buradayım ve müzik yapma vakti geldi.
Buradayken başka hiçbir şeyin önemi yok. Bu sınıflı gelmiyor
olsaydım, onu öldürebilirdim. Ama o zaman bu sınıfı bana
yasaklarlardı ve bu da beni öldürürdü.” Sonra bir önceki haf-
ta yazmaya başladığı şarkı üzerinde çalışmaya devam etti. O
gerçekten de çok yetenekli bir şarkı yazarıydı ve duyduğum en
güzel seslerden birine sahipti. Onunla başka koşullar altında
tanışmış olmayı çok isterdim çünkü onunla kamp ateşi çevre-
sinde şarkılar paylaşmayı çok isterdim. Fakat bıı asla olmaya-
caktı.
Her hafta adım adım biraz daha olumlu gelişmeye şahit olu-
yordum. Bunu görmek benim için büyük bir ödüldü. Eğitim
Departmanının çalışanları başarımdan ve programa katılan
öğrencilerimdeki olumlu değişikliklerden çok memnundu. Sı-
nıf kısa sürede hem öğrencilerim hem de benim için haftanın
en önemli şeyi haline geldi.
Artık birbirimize daha yakın yaşamamıza rağmen uzaktan
yürüttüğüm ilişkimi bitirmiştim. O adamın yanında kalmaya
devam etsem asla yüreğimin beni çağırdığı yöne gidemezdim.
Değerlerimiz birbirinden çok farklıydı. Bu süreçte ikimiz de
gözyaşı döksek ve birbirini bırakmanın gerekli ve büyütücü
acısını yaşasak da artık kendi değerlerime sadık kalmayacağım
bir hayat yaşamak için kendime fazlasıyla dürüsttüm.
Ev hayatı çok güzeldi ve sık sık gelen arkadaşlarıma ev sa-
hipliği yapmak çok hoşuma gidiyordu. Son on yıl boyunca
ziyaretçi rolünü üstlenen hep ben olmuştum. O kadar savrul-
duktan sonra kendimi bu evcimen ruh halinde bulmam pek
de şaşırtıcı değildi. Çok nadir evden çıkma isteği duyuyordum
ve uzun vadede kesinlikle daha çok evden çalışmak istediğime
karar verdim.

 

Cevap bırakın