Home » istanbul escort » DEĞİŞEN ZAMANLAR BÖLÜM 4

DEĞİŞEN ZAMANLAR BÖLÜM 4

Bu yüzden boş zamanlarımda hapishanede verdiğim dersle-
ri temel alarak internet üzerinden bir şarkı yazma kursu açtım.
Yazılarım da birçok dergide yayımlanmaya başlamıştı ve gitgi-
de hız kazanıyordu, ayrıca bir blog yazmaya başlamıştım. Blo-
ğum birçok takipçi edinmeye başlamıştı ve bu bana, yaptığım
iş aracılığıyla benim gibi düşünen insanlarla bağlantı kurmayı
ne kadar sevdiğimi hatırlattı. Bu aynı zamanda bir sahne sa-
natçısının zorlu hayatını yaşamaya devam etmek isteyip iste-
mediğimi sorgulamama da sebep olmuştu. Hapishanede ders
verirken, ara sıra kaliteli birkaç gösteri yapsam da, kendi müzik
çalışmalarım biraz yavaşlamıştı. Doğru dinleyicilerle bağlantı-
ya geçip müziğin içinde tamamen kaybolduğumda bunu çok
seviyordum, ama yazmak ve evden çalışmak bana daha büyük
bir tatmin getirmeye başlamıştı.
Kulübem ve hapishanedeki işim harika olsa da beni orada
tutan bunlar dışında çok da fazla bir şey yoktu. Arkadaşlarım
hayatlarına devam etmiş ve ben Sydney’den ayrıldığımdan beri
çok şey değişmişti. Ayrıca içimde bir parçam, eninde sonunda
bir gün tekrar kırsal bir bölgede yaşamaya döneceğimi biliyor-
du. Yaklaşık yirmi yıl süren göçebelik hayatım boyunca çiftlik
hayatının verdiği açık alan hissini özlemekten hiç vazgeçmemiş-
tim. Bu yeni şehirde çok fazla arkadaş da edinmemiştim çünkü
gitgide daha içe dönük biri oluyor ve yıllarca yer değiştirdikten
sonra kendime ait bir mekânda olmaktan çok hoşlanıyordum.
Bu yüzden kendi adıma bunun pek bilincinde olmadan,
öğrencilerim en yerel arkadaşlarım haline gelmişti. Zamanla
öğretmen ve öğrenci ya da çalışan ve mahkûm arasındaki du-
varlar gözle görülür ölçüde incelmişti. Sınıfım, bir grup kadı-
nın müzik yaptığı bir yer haline gelmişti. Beni mahkûmlardan
ayıran çok fazla bir şey olmadığını ve benim de onlardan biri
olabileceğimi hissediyordum. En azından bazen, hissettiğim
şey buydu. Elbette, bazı anlarda kendimi pek de öyle hisset-
miyordum. Diinya üzerindeki varlığımı geçerli kılmak için
suç işlememiştim ama deneyimlediğimiz dürüstlükle birbi-
rimize bağlanmış kadınlar olarak aramızda hep bir yakınlık
vardı. Kendi kırılganlığım ve acılı geçmişim de hâlâ beni bazı
açılardan şekillendirmeye devam ediyordu fakat bu acı, daha
öncekiyle kıyaslanamazdı bile. Muhtemelen bu öğrencilerimle
aramdaki bağı da kuvvetlendiren bir şeydi çünkü onların geç-
mişleri de kendilerine değer vermelerini engelleyen acılar ve
çeşitli istismarlarla doluydu.
Hapishaneye ilk geldiğimde kişisel hayatımla ilgili soruları
nasıl geçiştirebileceğim öğretilmişti. Onlara nerede yaşadığımı
hiç söylemediysen! de sorular sorduklarında onları soyut nok-
talara sürüklemek ya da yalan söylemek yerine bunu söyleye-
meyeceğimi belirtmiştim. Artık aramızda bir güven oluştuğu
için kadınlar buna saygı duyuyordu fakat cevaplayabileceğim
soruları cevaplıyordum. Geçmişte, ölmekte olan müşterilerim-
le aramda geçen tüm dürüst konuşmalar sayesinde, daha açık
davranmanın da keyfini çıkarıyordum. Mahremiyetin duygu-
sal duvarları, iyiliği engelliyordu. Gerçek, insanları bir araya
getiriyordu. Bana geçmişim konusunda sorular sorduklarında
onları dürüstçe cevaplıyor ve onlara diğer insanların fikirlerini
ne kadar uzun zaman hoş gördüğümü, hatta onlara inandığımı
anlatıyordum.
Bu kadınların hem grup hem de kişisel olarak bana göster-
dikleri nezaket, içimde çok uzun zamandır atıl durumdaki bir
şeyi uyandırıyordu. Nezaketi nasıl kabul edeceğimi bilmiyor-
dum. Bunu vermeyi biliyordum ama almayı bilmiyordum. Bu
yüzden bana duydukları sevgiyi ve acılarım karşısındaki ger-
çek anlayışlarını hissettikçe bunun altında eziliyordum. On-
lar gerçekten de çok nazik ve güzel kadınlardı. Hepsi çok acı
çekmişti ve birçoğu, çocuklarını ve ailelerini çok özli’ıyordu.
Yürekleri inanılmayacak derecede nazikti. Elbette, kendilerini
hapiste bulmalarına sebep olan hatalar yapmışlardı ama çok azı
yaptıklarına pişman değildi ve hepsinin iyi ve sevgi dolu birer
kalbi vardı.
Aldığım fon hızla tükeniyordu ve hapishanede yaklaşık bir
yıl geçirdikten sonra beni tüketen şeyin sadece ölmekte olan
insanlara bakmak olmadığını kabul etmiştim. Beni tüketen şey,
hayatın ta kendisiydi. Etrafımda çok fazla üzüntü vardı. Birkaç
yakın arkadaşımın başına çok kötü şeyler gelmişti ve onların ya-
nında olmaya çalışmam da hayatı iyice zorlaştırmıştı. İlk fonu
bulmanın ne kadar zor olduğunu bildiğim için aynı şeyi en baş-
tan yapacak kadar enerjim olup olmadığını düşünüyordum. O
gece, yeni komşularımın yaptığı çığlık yarışını dinleyerek uyu-
maya çalışırken kararımı verdim. Kır yaşamına dönmemin vak-
ti gelmişti. Bu noktada yapabileceğim her şeyi yapmıştım.
En baştaki öğrencilerimin çoğu salıverilmiş ya da içeride çok
az zamanları kalmıştı ve bu da kendimi daha özgür hissetmemi
sağlayan şeylerden biriydi. Yeni öğrencilere ders verecek netliğe
ve enerjiye sahip olmam mümkün değildi. Artık kendime nasıl
bakacağımı öğrenmenin vakti gelmişti. Böylece hapishaneye ve
ev sahibime haber verip plan yapmaya başladım.
Annem ve babam yaşlanıyordu. Annemle arkadaşlığımız-
da her zamanki gibi çok yakındık ve babamla da sevgi dolu
bir ilişkinin keyfini çıkarıyordum. Bu yüzden onlara yakın,
yani en fazla birkaç saatlik mesafede olmak istiyordum. Bu,
bir Avustralyalının algısında uzak değildi. Ayrıca denize daha
yakın bir yerde yaşamak da istiyordum.
Uygun alanı belirlemiştim ve internet sayfalarında uygun
kiralık evleri aramaya başlamıştım. Hangi kasabaların arasında
yaşamak istediğime ve kira sınırımın ne kadar olacağına karar
vermiştim. Birkaç hafta boyunca karşıma uygun bir şeyler çık-
mayınca yerel gazeteye bir ilan vererek istediğim şeyi net ola-
rak belirttim. Birkaç geri dönüş aldım fakat hiçbirinin doğru
olduğunu hissetmedim fakat yeni bağlantılar edindim ve çok
kısa süre sonra harika, minik bir kır evinin müsait olduğunu
öğrendim. Ev tam olarak istediğim yerdeydi ve tam ödeyebile-
ceğim kadar kira isteniyordu. Ne olduğunu bile anlayamadan
kendimi iki bin dönümlük bir çiftlikte yaşarken buldum.

Cevap bırakın