Home » istanbul escort » DEĞİŞEN ZAMANLAR

DEĞİŞEN ZAMANLAR

Bu kadar çok ölümcül hastaya bakmak beni hem çok mutlu
etmiş hem de çok yormuştu. Sonuç olarak hayatımda sa-
yısız olumlu gelişmeler olmuştu fakat kesinlikle bir değişikliğe
hazırdım ve kadın hapishanelerinde şarkı yazma dersi verme
fikrinin peşinden gittim.
Bir sürü bürokratik engel ve özel hayırseverlik alanında öğ-
renmem gereken çok şey vardı. Örneğin hangi kuruluşların,
benim projemin uygun bulunacağı ödenekleri vardı ve başvu-
ruları nasıl yapmam gerekiyordu? Bu konudaki rehberlerim-
den biri, yıllardır hapishanelerde tiyatro atölyeleri düzenleyen
bir grup kadındı. Daha sonra on yıl önce Melbourne’da yaşa-
dığım dönemde onlarla kapı komşusu olduğum ortaya çıktı.
Fakat o zamanlar, henüz ilk şarkımı bile yazmamıştım. Bu yüz-
den o zamanlar bir şarkı yazma programı başlatmam neredey-
se imkânsızdı fakat merkezlerine doğru giderken aynı sokakta
yürümek ve orada yaşadığım zamandan beri hem hayatımda
hem de kendinde meydana gelen değişimleri gözden geçirmek
tuhaf biçimde keyif vericiydi.
Victoria hapishanelerindeki ilk girişimlerimin hiçbiri başa-
rılı olmamıştı, bu yüzden şansımı New South Walesde dene-
meye karar vermiştim. Ayrıca Nevv South Wales’de yaşayan bir
adamla uzun mesafeli bir ilişkiyi de yürütmeye çalışıyordum.
İlişkinin yürüyeceğini düşünmüyordum ama aramızda binler-
ce kilometre olmasındansa birlikte olursak şansımızın artaca-
ğını tahmin ediyordum. Çok sevdiğim kuzenlerimden biri de
seçtiğim bölgede yaşıyordu ve bana, kendime yaşayacak bir yer
bulana kadar bir süre onda kalmamı teklif etmişti.
Birkaç ay önce beni kanatları altına almış olan Liz, hapis-
hane programımı oluştururken en büyük yardımcım olmuştu.
Tanıdık ağlarını kullanarak ve doğru kişileri bir araya getirerek
her şeyin yapılabileceği konusundaki ısrarı, cesaretimi koruma-
mı sağlamıştı. Ayrıca daha önceki birçok müşterimin iyi olan
hiçbir şeyin tek başına yapılamayacağına dair sözlerini de aklıma
getirmişti. Birlikte çalışmamız gerekiyordu. Liz fon bulmak için
birine ihtiyacım olduğu konusunda da beni eğitiyordu. Birçok
hayırsever kuruluş, hayır kurumlarına yapılan bağışlarla gelen
vergi indirimlerinden yararlanabilmek için bağışları benim adı-
ma alacak bir yardım derneğine ihtiyaç duyuyordu. Ben paranın
tamamını o yardım kuruluşuna veriyor ve kendi kendimin işve-
reni olarak sadece bana düşen parayı alıyordum. Başlangıçta bu
fonlara aracılık etmek isteyen bir organizasyon bulmak biraz zor
oldu. Ama zaman geçtikçe bir kez daha hayatın döngülerini ve
ne kadar sık bir döngüyü tamamladığımızı hatırlamam gerekti.
Büyüdüğüm kasabaya taşınmadan önce ailem Sydney’in dış
mahallelerinden birinde yaşıyordu. Yetmişli yıllarda orası kır-
sal bir bölgeydi. Birinci sınıfı orada okumuştum. Şimdi sayısız
telefon ve e-postalardan sonra beni himaye edecek bir kuruluş
bulmuştum ve bu, gittiğim ilkokulun bağlantılı olduğu kilise
sayesinde olmuştu. Otuz beş yıl sonra küçücük bir kızken git-
tiğim anaokulunun çocuk bahçesine bakan bir ofiste oturuyor-
dum. Bu, giriştiğim hapishane projesi işine çok daha büyük bir
duygusal değer katıyordu.
Seçtiğim kadın hapishanesindeki başgardiyanın heyecanı da
bağış başvuruları sarpa sardığında dayanmamı sağlayan şeylerden
biriydi. Başgardiyan yenilikçi ve hevesli biriydi; teklifimi, bölge-
sel yönetime vizyonuma duyduğu tam bir inançla sunmuştu. İki
kadın hapishanesine başvurmuştum fakat bana gösterilen destek
seviyesi ikisinde inanılmaz derecede farklıydı. Biri bana defter ve
kurşunkalem bile sağlayamayacağını söylemişti. Bunu kendim
yapmak zorundaydım. Diğeri sadece bu malzemeleri değil, gi-
tarları ve ihtiyaç duyabileceğim başka malzemeleri de sağlamayı
teklif etmişti. Sürece daha çok dâhil oldukça tek bir hapishane ve
tek bir sınıfla başlamanın yetip artacağı da açıkça ortaya çıkmıştı.
Ve hangi hapishaneyle başlayacağıma dair seçimim de çok netti.
Çok uzun zamandır işler hiç ilerlemiyormuş gibi görünü-
yordu ama sonunda tüm parçalar yerine oturduğunda her şey
yıldırım hızıyla ilerledi ve birkaç gün içinde kendimi kuzeye
doğru yol alırken buldum. Bir ay kadar kuzenim ve devasa ai-
lesiyle birlikte yaşadım. İşimin sessizliği ve daha önceki ev de-
ğişikliklerimden sonra etrafımda yeniden bu kadar çok insanın
olması tuhaf ama güzel bir durumdu. Ailenin üç neslinin yanı
sıra yedi kedi ve üç köpeğin de yaşadığı ev oldukça çılgındı
fakat kendime ait bir mutfağa duyduğum arzu görmezden ge-
linemez hale gelmişti ve kiralık bir yer bulmanın zor olduğunu
duymuş olmama rağmen artık zamanının geldiğine karar ver-
dikten bir gün sonra ufak bir kulübe buldum. Kulübe, Blue
Dağları nın yamaçlarında, ufak bir göl ve ağaçlık arazinin karşı
tarafındaydı ve gerçekten çok sevimliydi.
Yaşamak için hiçbir eşyam olmaması beni hiç etkilemedi.
Oranın doğru yer olduğunu hissediyordum ve bu kulübe yo-
luma öylesine kolayca çıkmıştı ki buraya inancım tamdı. İhti-
yacım olan her şey bana gelirdi ve gerçekten de geldi. Hem de
hepsi hızla bana doğru aktı. Depoculukla uğraşan birkaç kişi
bana kurtulmak istedikleri birkaç şeyi vermeyi teklif etti. Bir
depodan divan, bir diğerinden çarşaflar geldi. Kuzenim yıllar-
dır orada yaşıyordu ve oldukça geniş bir arkadaş çevresi vardı.
Bu sayede birinin evinin bodrumunda duran bir çamaşır ma-
kinesi de bana geldi. Bunu bir buzdolabı, kitap rafları, mutfak
aletleri, perdeler ve antika bir masa izledi. Çok sayıda insan,
durumumdan çok etkilendikleri ve iyi kalpli insanlar oldukları
için büyük bir heyecanla bana ellerinden gelen her şeyi verme-
ye çalışıyordu. Bu harika bir duyguydu.
Nevv South Wales’e gelir gelmez bir karavan satın almıştım.
Bir yerlere yerleşmeyi istesem de birçok folk müzik festivaline
gidecektim ve tekerlekler üstünde bir yatağa sahip olmayı öz-
lemiştim. Bu benim tarzıma, festivallerde bir çadır kurmaktan
daha uygundu ve ne zaman istersem her yere gidebileceğimi bil-
mek bana özgürlük duygusu veriyordu. Karavanı alma ve kulü-
beye taşınma anım da doğru zamana denk gelmişti. Taşındığım
ay, mahallenin yıllık Belediye Temizlik Günleri başlıyordu.
İnsanların artık ihtiyaç duymadıkları mobilyalar, atılmaları
ya da belediyenin çöp kamyonları gelmeden önce isteyenler ta-
rafından alınmaları için kaldırımlara konmuştu. İnsanlar, ben
kapılarının önündeki yığınlardan küçük şeyler alırken bana
gülümsüyor ve istediğim her şeyi almam için beni cesaretlen-
diriyordu. Oradan bambudan bir çamaşır sepeti, kilerim için
dar bir dolap ve dışarıda kullanabileceğim bir masa aldım. Ay-
rica kendime birkaç parça, oldukça klasik mobilya seçtim. Eski
sahipleri, aralarında verandam için aldığım eski ama harika
bir divanın da bulunduğu mobilyaların bazılarını karavanıma
yüklememe yardım bile etiler.
Pazarlıklarla dolu birçok garaj satışına da katıldım ve bunlar
esnasına çok eğlendim. Yeni olmasına önem verdiğim tek şey,
bir yataktı. Sırtımı rahat ettirecek ve üzerinde daha önce kim-
senin uyumadığı, sadece benim enerjimin bulunacağı bir yatak
istiyordum. Çok az tanıdığım, çok hoş bir kadın bunca yıl son-
ra bir yere yerleşmem onu çok heyecanlandırdığı için bana bir
ev hediyesi getirdi. Hediye, tam olarak bir yatak değerindeydi.
Böylece üç hafta içinde küçük bir arabada altı kutuya sahip bi-
rinden; dayalı döşeli, iki odalı ve yıllardır içinde yaşıyor muş um
gibi görünen bir eve sahip birine dönüşmüştüm. Muhteşem
bir dönemdi.

 

Cevap bırakın