Home » istanbul escort » GERÇEK DOSTLAR BÖLÜM 2

GERÇEK DOSTLAR BÖLÜM 2

“Bronnie, sence ben neden iyileşmiyorum? Artık içki içmi
yorum ama gitgide daha da güçten düşüyorum. Sen ne düşü
nüyorsun?” diye sordu Elizabeth.
Sevgiyle doğrudan gözlerinin içine bakarak ona yumuşak
birkaç soruyla cevap verdim: “Sen sebebin ne olduğunu
şünüyorsun? Eminim bir süredir bu konuda biraz düşünmü
şündür, değil mi?” Ona karşı çok naziktim ama öncelikle onun
aklından geçenleri öğrenmem gerekiyordu.
“Ne düşündüğümü söylemeye cesaret edemiyorum” diyerek
içini çekti. “Bunu kabullenmek çok zor. Ama içimin derinlik
lerinde cevabı zaten biliyorum.”
Bir süre sessizlik içinde oturup dışarıdaki kuşları ve bizi ısı
tan güneşi izledik. “Sana sorarsam, bana söyler misin? Ger
çekten biraz dürüstlüğe ihtiyacım var” diye itiraf etti. Sevgiyle
başımı salladım.
“Düşündüğüm gibi mi?” diye sordu ama sorusunu tamam
lamadı. Ona sevgimi göndererek devam etmek isteyip isteme
diğini öğrenmek için bekledim, istiyordu. “Tanrım, gerçekten
öyle” dedi kendi sorusuna cevap verip iç geçirerek. “Ben ölü
yorum, değil mi? Yani nalları dikiyorum. Meleklerle uçacağım.
Vefat edeceğim ya da her neyse. Ölüyorum! Ben ölüyorum.
Haklıyım, değil mi?” O anda emin olduğu bilginin tatlı-acı
hissiyle yüreğim burkularak yavaşça başımı salladım.
Elizabeth yeniden konuşmaya hazır oluncaya kadar sessizce
oturup birlikte kuşları izledik. Bunun olması biraz zaman aldı
ama müşterilerimle rahat sessizlikler yaşamaya artık alışmıştım.
Düşünmeleri ve sindirmeleri gereken öyle çok şey oluyordu ki
konuşmak bazen sadece bunu engelleyen bir şeye dönüşüyor
du. Böyle bir anda sessizliği doldurmanın bir anlamı yoktu.
Hazır olduklarında konuşurlardı. Bir süre sonra Elizabeth de
konuştu.
Bir süredir bundan şüphelendiğini ve ailesinin ona dürüst
davranmamış olmasının onu hayal kırıklığına uğrattığını söy
ledi. Arkadaşlarını ve sosyal hayatını elinden almalarının acı
masızca olduğunu söyledi ki buna bir yere kadar katılıyordum.
Elizabeth evden çıkabilecek kadar güçlü olmadığının farkın
daydı ama zaman zaman arkadaşlarının onu ziyarete gelmesin
den hoşlanacağını söylüyordu. Arada sırada ailenin onayladığı
ve alkol getirmeyeceğine güvendiği bazı tanıdıklar eve uğru
yordu. Elizabeth onların da iyi insanlar olduklarını söylüyordu
ama aralarında bir yakınlık yoktu.
Bir kez bu dürüstlük seviyesine ulaştığımızda konuşmala
rımız hiçbir engel olmadan akmaya başladı. Sözümüzü sakı
nacak zamanımız yoktu. Böylece hem Elizabeth hem de ben
gün geçtikçe birbirimize eşlik etmekten daha çok keyif almaya
başladık. Bunca yıl bu kadar içe dönük bir yapı sergiledikten
sonra bazen kişisel düşüncelerimi bu kadar kolayca ifade ede
biliyor olmam beni çok şaşırtıyordu. Ölüme adım adım yakla
şırken Elizabeth de konuşmalarımızdaki açıklıktan hoşnuttu.
Ailesinin ona öldüğünü söylememesine verdiği ilk tepki öfke
olmuştu. Zaman içinde bu, kabullenmeye dönüştü. Elizabeth,
ailesinin kontrolcü davranışlarının altında korkunun yattığını
ifade ediyordu. Bu yüzden de onları affedebilmişti.
Fakat onlara karşı ölmekte olduğunu bilmiyormuş gibi
davranamayacağı için benim izinli günlerimden birinde bunu
ailesinden biriyle konuşmuştu. Bu, hepsini birbirine daha da
yaklaştırmış ve bu büyük haberi kimse ona vermek zorunda
kalmayacağı için bütün aileyi rahatlatmıştı. Bunu duymak be
nim için de iyiydi çünkü dürüstlüğüm için kimsenin öfkesine
maruz kalmamıştım ama fikirlerini değiştirmediler. İçki içen
arkadaşları Elizabeth’e sadece telefon edebiliyordu.
Fakat Elizabeth inanılmaz biçimde gelişiyor ve artık bunu
içerlemeden kabul edebiliyordu. Ailesine değilse de bana,
o arkadaş çevresini bir arada tutan şeyin belki de sadece içki
olduğunu itiraf etmişti. Kendi deneyimlerime dayanarak
Elizabeth’e benim arkadaş çevremin de yıllar önce ot içmeyi
bıraktığımda nasıl tamamen değiştiğini anlattım. Bu, kimlerin
gerçek dostum, kimlerin sadece birlikte tüttürdüğüm kişiler
olduğunu ayırmamı da sağlamıştı. Oldukça iyi arkadaşım
olduğunu düşündüğüm bazı kişiler, onlarla birlikte kafayı bul
madığımda etrafımda hiç de rahat değillerdi. Bu, onların kötü
insanlar oldukları anlamına gelmiyordu. Ama o dünyada ya
şamayı bıraktığımda bazı bağlantıları bir arada tutan tek şeyin
uyuşturucu olduğunu görmüştüm. Bu olmadığında arkadaş
lığımızı bir arada tutan hiçbir şey kalmamıştı. Biz de doğal
olarak birbirimizden uzaklaştık ve tamamen bambaşka yönlere
doğru ilerledik.
“Keşke arkadaşlarımla, gerçek arkadaşlarımla bağlantımı
koparmasaydım” dedi Elizabeth. Bu sözleri daha önce de bi
rinden duymuştum. “İçki alışkanlığım beni on beş yıldır o çev
relerden uzaklaştırdı, eski arkadaşlarımla beni bağlayan çok az
şey kaldı. Zaten onlar da hayatlarına devam ettiler.”
Ziyaret etme izni olan tanıdıkları hakkında konuşurken
Elizabeth onların arkadaşları’ olduğunu söyleyemeyeceğinden
bahsetti. Bu kelimenin ne kadar geniş bir anlamda kullanıldı
ğından ve arkadaşlığın ne kadar çok seviyesi olduğundan ko
nuştuk. Son zamanlarda ben de bazı arkadaşlarımın sadece
sıcak tanıdıklar olduğunu düşünmeye başlamıştım. Bu onlara
daha az değer verdiğim anlamına gelmiyordu. Onlar hâlâ bana
verilmiş hediyelerdi fakat hayatımda oldukça karanlık noktala
ra gidip geldiğim için gerçek bir arkadaşın ne olduğunu anla
yabiliyordum. Birçok tanıdığa sahip olmak çok kolaydı ve bu
insanları, birbirimizin hayatında oynadığımız eğlenceli roller
sebebiyle seviyordum. Fakat iş zor günlere geldiğinde, biri çok
büyük bir acı çekerken çok az kişi onun yanında kalabilirdi. Ve
onlar, gerçek dostlardı.
“Sanırım mesele, doğru durumlar için doğru arkadaşlara sa
hip olmakta” diye fikir yürüttü Elizabeth. “Sadece bu durum
için, buradan ayrılışım için doğru arkadaşlara sahip değilim.
Ne demek istediğimi anlıyor musun?”
Ona katılarak onun şu an içinde olduğu kadar ciddi olmasa
da önemli bir anda benim de doğru arkadaşlara sahip olmama
nın eksikliğini hissettiğimi anlattım. Bu anı yüzünden farklı
seviyelerde arkadaşlıkların ve tanışıklıkların olduğunu ve ih
tiyaç duyduğumuz şeyin, herhangi biri değil; belli özelliklere
sahip bir arkadaş olduğunu çok iyi anlıyordum.
Adada geçirdiğim yılların ardından kısa bir süre Avrupa’daki
bir baskı şirketinde çalışmıştım. İş arkadaşlarım iyi insanlardı
ve bana sundukları, dünyamı daha da genişleten fırsatları tak
dir ediyordum. Fakat adadaki insanlar ailem gibiydi. Aramız
dan biri ne zaman adadan uzaklaşsa, örneğin ana karada bir
tatile gitse, döndüğümüzde evimize ve adadaki ailemize kavuş
manın ne kadar güzel olduğunu söylerdik.
Avrupa’da yeni arkadaşlar edinmiştim fakat şimdi geriye bak
tığımda onlara ancak hoş tanışıklıklar diyebilirdim. Bu insanlar
sayesinde benim yaşlarımda üç kişiyle birlikte birkaç ülkeye ve
italya Alpleri’ne yolculuk ettim. Alpler’in zirvesinde elektriği
ve suyu olmayan bir kulübe kiraladık. Orası muhteşemdi; çok
sevdiğim, kendine ait bir görkemi olan Avustralya’ma hiç ben
zemiyordu ve tamamen farklıydı. Alpleri nefes kesecek kadar
güzel buldum.
Banyomuzu dağlardan akan bir su kaynağında yapıyorduk.
Mevsim yaz olsa da su dondurucuydu. Suyun kaynağı aslında
eriyip yamaçtan aşağı akan karlardı. Akıntıda oturduğumda su
üzerimden akarken nefes almakta zorlanırdım. Fakat yine de
bu görkemli manzaranın tadını çıkarıyor ve kendimi çok canlı
hissediyordum, su dondurucuydu ve hızla akarken vücuduma
değdikçe sanki beni ısırıyordu.
Ne zaman dondurucu bir nehirde ya da okyanusta yüze-
cek cesareti kendimde bulsam sonrasında kendimi hep oyuncu
hissederim;biraz banyo yaptıkdan sonra bir köpeğin kendisini
oyuncu hissetmesine benzer.

Cevap bırakın