Home » istanbul escort » GERÇEK DOSTLAR

GERÇEK DOSTLAR

DÖRDÜNCÜ PİŞMANLIK-GERÇEK DOSTLAR
Sydney’in yoğunluğu ve hızı beni biraz bitkin düşürmeye
başlamıştı. Ufukta beni orada tutacak ev bakıcılıkları da
görünmediği için biraz daha güneyde, Melbourne’da yeni bir
deneyim yaşamayı tercih ettim. Oradan ayrılah birkaç yıl ol
muştu, bu yüzden yeniden böyles ine yaratıcı bir şehrin güzel
liklerinin keyfini çıkarmak ve eski dostlarla yeniden görüşmek
çok güzeldi. Ev bakıcılığı konusundaki ünüm benden önce
oraya ulaştığı için çok kısa süre içinde yine ajandam epeyce
dolmuştu.
Fakat ilk yaşadığım ev, Sydney’de çalıştığım doğum ön
cesi kliniğindeki patronum Marie’nin yazlık eviydi. Ev
Melbourne’dan bir saat kadar daha güneydeki Mornington
Yarımadası üzerindeydi ve oraya Marie’nin enerjisi sinmiş
olduğu için hemen kendimi evimde gibi hissettim. Oraya
gittiğimde mevsim sonbahardı ve ilk birkaç haftam aşağı
da sular kayalara çarparken dik yamaçlarda dolaşarak geçti.
Kalın bir palto ve şapkayla, okyanus rüzgârları etrafımdan
eserken uzun mesafeler kat etmek kendimi capcanlı hisset
memi sağlıyordu. Bu şekilde yürümekten çok hoşlanıyordum
ve bunu yapabildiğim kadar çok yaptım. Evin içi sıcacıktı ve
akşamlarım, şömine ateşinin önünde yazı yazıp gitar çalarak
geçiyordu.
Sonsuza dek böyle yaşayabilecek olsam da bir yandan para
kazanmam gerekiyordu. Elizabeth’e bakmaya başlamamın se
bebi de buydu. Bazı açılardan durumu bana çok üzücü ge
liyordu fakat her birimizin öğrenmesi gereken farklı dersler
olduğunu kabul etmeyi başarıyordum. Diğer insanlara trajik
durumlar gibi görünen şeyler, bunu yaşayan insan için aynı
zamanda gerçek bir büyüme ve öğrenme fırsatı sunardı.
Kendi meselelerimle uğraşmak bana birçok hediye vermişti
ve geçmişim aracılığıyla birçok nimete sahip olmuştum. Bir
çok muhteşem şey ortaya çıkmıştı ve eğer öyle bir şey varsa
mükemmel bir ev ortamında yetişmiş olsaydım alamayacağım
hediyeler almıştım. Birçok farklı koşul aracılığıyla bana güç,
affetmek, şefkat, nezaket ve başka konularda dersler verilmişti
ve hepsi için tek tek şükrettiğim bu dersler beni her gün daha
iyi bir insan olmaya doğru şekillendiriyordu.
Bu yüzden kendimi müşterilerimden biraz ayırıp buraya
neyi öğrenmeye geldiklerini bilmediğimi kabul etmeliydim.
Kendilerine çektikleri hayatı seçmiş olmalarının sebebi ne
olursa olsun, onları kurtarmak benim elimde değildi. Ben, son
zamanlarında onlara sevgi dolu bir bakım, arkadaşlık, kabul
lenme ve nezaket sunmak için oradaydım. Bu; huzur bulma
larına yardımcı olursa, ki bazen olurdu, işimi daha da tatmin
edici hale getiriyordu. Ne derler bilirsiniz, ne kadar verirseniz
o kadar alırsınız ve bu iş kolunda ben kesinlikle verdiğimin
karşılığı fazlasıyla alıyordum.
Ölmekte olan insanlarla çalışmak ayrıca bir onurdu. Onla
rın anıları ve hikâyeleri sayesinde benim hayatım da dönüşüm
geçiriyordu.
Bu genç yaşımda onların kendileri hakkında edindikleri iç
göriilere maruz kalmak inanılmaz bir hediyeydi. Artık müşte
rilerim aracılığıyla edindiğim deneyimlerin çoğunu, ben ölüm
döşeğine düşüp aynı şeylerden pişmanlık duymadan önce ken
di hayatıma yansıtmaya başlamıştım. Gittiğim her müşterinin
evinde, kendim için yepyeni bir öğrenme sürecine en baştan
başlıyordum. Her yeni ev ya yeni derslerin ya da benzer ders
lere getirilen farklı yaklaşımların öğrenildiği yeni bir sınıftı. İki
durumda da kendime çok fazla şey katıyordum.
Elizabeth yaşlı bir kadın sayılmazdı, elli beş yaşlarındaydı.
Son on beş yılı bir alkolik olarak geçirmişti ve şimdi buna bağlı
bir hastalıktan ölüyordu. Eve gittiğim sabah o hâlâ dinlenirken
oğlu, bana evin nasıl idare edileceği ve onun durumu hakkında
bilgi verdi. Ayrıca ailenin ona ölmek üzere olduğunu söyle
memeye karar verdiğini de anlattı. “Tanrım” diye düşündüm.
“İşte yine başlıyoruz.”
Kendimi geliştirme ve iç huzuru bulma isteğim sayesinde
elimden geldiğince şu anda yaşamaya çalışıyordum. Elizabeth
söz konusu olduğunda bunun yapabileceğim tek şey olduğunu
fark ettim. Tüm zamanımı, bir gün bana bu soruyu sorarsa bu
nunla nasıl başa çıkacağımı düşiinmektense bana ölmekte olup
olmadığını sorarsa bununla o zaman uğraşacaktım. Bu soruyu
hiç sormayabilirdi de, ama ona yalan söylemeyecektim.
Elizabeth’in etrafı, karışıklık ve umutsuzlukla çevriliydi.
Aile, evin içindeki alkollü her şeyi kaldırıp garajdaki dolaba
kilitlemişti ve istedikleri /.aman orada içiyorlardı. Elizabeth
çok hasta ve ölmek üzere olduğu için onun alkole ulaşımını
tamamen kesmeye karar vermişlerdi. Bu, yürek burkucu bul
duğum şeylerden biriydi. Elizabeth zaten ölmek üzereydi, bir
de bunun üzerine onu bu yoksunluğun pençelerine atmanın
ne gereği vardı? Fakat tabii, bu benim hayatım değildi ve ka
rarları ben vermiyordum.
Alkolizmle daha çok küçük yaşlarda tanışmıştım. Daha
sonra hastane endüstrisinde çalışırken adada ve yolculuklarım
esnasında da bu karşılaşmalarım devam etmişti. Alkol, kim-
senin en iyi yüzünü ortaya çıkarmaz ve sadece alkolik kişinin
içindeki iyiliği tüketerek kendisini, aileleri, dostlukları, kari
yerleri ve buna maruz kalan masum çocukları mahveder. Diğer
uyuşturucu bağımlılıklarında da durum aynıdır. İnsanların en
iyi yüzlerini ortaya çıkaran tek gerçek şey sevgidir.
Fakat alkolizm aynı zamanda bir hastalıktır. Ve tedavi edi
lebilen bir hastalık olsa da alkolik kişi, eski kalıplarını kırabil
mek ve kendi içinde daha iyi bir hayat yaşayabileceğine inana
bilmek için sürekli sevgi ve desteğe ihtiyaç duyar. Bir alkoliği,
sevgi dolu bir destek vermeden ve hiçbir açıklama yapmadan
bağımlılığından koparmak bana çok korkunç bir şey gibi ge
liyordu.
Elizabeth’in tek bildiği, hasta olduğuydu. Enerjisi tüken
mişti. Neredeyse her şey için yardıma ihtiyacı vardı ve iştahı
gitgide kapanıyordu. Ayrıca umutsuzca alkole ihtiyaç duyu
yordu. Ailesi sadece doktorun bir süre’ içki içmemesi gerekti
ğini söylediğini söylemişti. Özellikle de, bir kadının bu yüzden
öldüğünü inkâr ederken, kendi vücutlarına düzenli olarak al
kol aldıklarını gördükten sonra onları yargılamamak için epey
güç harcamam gerekiyordu. Fakat ben kimdim ki, Elizabeth’in
hayattan hangi dersleri alacağını söyleyecektim?
Genel fiziksel zayıflığı artık Elizabeth’in dışarıda ve ayakta
kalmasına izin vermiyordu. Aile, onlar da içki içtiği için bazı
arkadaşlarının onu ziyaret etmesini yasaklamıştı. Tüm zevkleri
elinden alınan Elizabeth’in umutsuzluk ve kafa karışıklığı yaşa
dığını görmek hiç de büyük bir sürpriz değildi.
Elizabeth içki içen arkadaşlarına getirilen yasağı sessizce
kabullenmişti fakat bu, ondan çok daha fazla şeyi alıp götür
müştü. Elizabeth, bu kadar hasta olmadan önce birkaç yar
dım kuruluşunun yönetim kurulu üyesiydi. Bu arkadaşları, dış
dünyayla ve eski hayatıyla arasındaki tek bağlantıydı.
Birlikte altı ya da yedi hafta geçirdikten sonra gücü daha
gözle görülür biçimde azalmış, dinlenme ihtiyacı da aynı dü
zeyde artmıştı. Elizabeth, gizliden gizliye çok eğlenceli biriydi.
En beklenmedik anlarda çok iyi espriler yapabiliyordu. Bazen
onun yanındaki vardiyam bittikten sonra evde onun yaptığı
yorumlardan biri aklıma geldiğinde kendimi bu düşünceye
gülerken bulurdum. Birbirimizi sevmiş ve kendimize hastalı
ğı müsaade ettiği ölçüde rutinler yaratmıştık. Bunlardan biri
her sabah evin en güneşli odasında içtiğimiz bir fincan çaydı.
Burası evdeki odalar arasında kesinlikle en güzel olanıydı ve
yılın bu döneminde güneş muhteşem parlıyordu. Bir sabah bu
güneşli odada aramızdaki ilişki yepyeni bir seviyeye taşındı.

 

Cevap bırakın