Home » istanbul escort » GÜL VE BİL BÖLÜM 2

GÜL VE BİL BÖLÜM 2

O, harika biri. Her ikimizin de birbirimizi
bulmadan önce serbest bırakması gereken şeyler vardı fakat
zamanlama harika bir şey. Hayatı artık farklı bakış açılarıyla
yaşıyorum.
Bana hayatın döngüleri, olabilecek en iyi yollarla hatırlatıl-
dı. Ölüm başka insanlar aracılığıyla bana net olarak gösterildi.
Bana ait o eski parçamın yok oluşunu izleyerek bir nevi kendi
ölümümü de öğrendim. Bu ruhsal bir ölümdü ve ölen, yılar
boyunca beni kontrol etmiş olan bir parçamdı. Bu ayrıca her
zaman orada olduğuna inandığım ve hep olmak istediğim yeni
bir ruhun da doğuşuydu. Bu acı verici bir ölümdü fakat beni
geçmiş koşullanmalarımdan, gereksiz yüklerimden ve beni en-
gelleyen her şeyden gerçek anlamda kurtaran da buydu.
Artık gerçek benliğim engellenmeden yaşayabildiği için
gerçekten olduğum kişiye dönüşmeye devam ediyorum. Ben
ancak geride bıraktığım parçalarımdan kurtulduğumda ger-
çekten kim olduğumu anladım ve onu çok seviyorum. Onun
cesaretini seviyorum. Kalbini seviyorum. Yaratıcılığını seviyo-
rum. Onun zihnini seviyorum. Bedenini seviyorum. Nazikli-
ğini seviyorum. Onun her şeyini seviyorum.
Hayat yeni yönlere doğru hareket eder. Bu benim için yeni
bir başlangıç, yeniden doğuştu. Yeni başlangıçlar da bana ola-
bilecek en iyi yolla hatırlatıldı. Şimdi içimde paha biçilemez
bir bebek büyüyor. Bana anne olma lütfü bahşedildi. Karnım
genişleyip vücudum kadınlığın en yüce durumuyla şişerken
böyle bir deneyime sahip olabildiğim için içimde müthiş bir
mutluluk ve şükran hissediyorum. Bir zamanlar iyi tanıdığım
yalnızlık, üzüntü ve umutsuzluk sanki dünyanın öbür ucunda-
lar. Bir kez daha bir hayata neleri sığdırabileceğimizi hatırlıyo-
rum. Tanrı’ya şükürler olsun ki o gün hayatımı sonlandırma-
mışım. Tanrı’ya şükür.
Anne ve çocuk arasındaki bağ her giin güçleniyor. Ayrıca
hamileliğim boyunca birçok zavallı hamile kadının başının der-
di olan sabah bulantılarına da sahip olmadım ve bana müthiş
bir sağlık bahşedildi. Hamile olmayı kesinlikle çok seviyorum
ve yakında o kendi kanatlarıyla seçtiği yöne uçabilecek kadar
büyüyene dek başka bir ruhun insanlık yolculuğuna rehberlik
edeceğim. Hayatta oldukça fazla ölüm ve son olsa da aynı de-
recede doğum ve başlangıç da var. Ve ben her ikisine de hem
gerçek hem sembolik olarak bu kadar çok maruz kaldığım için
şükrediyorum.
Kendimi kaderin akışına her bıraktığımda olaylar hiçbir se-
ferinde tahmin ettiğim gibi sonuçlanmadı fakat uzun vadede
her şey her zaman iyiye gitti. İnanç çok güçlü ve inanılmaz
liituflar yaratabilen bir güç. Kendi sınırlamalarını ve olayların
nasıl gideceğini kontrol etme çabasını bırakabilmek, bir insa-
nın kendine verebileceği büyük bir hediye.
Tuhaf biçimde birçok kişi için en zor olan şeylerden biri;
almayı öğrenmek, bunu hak ettiğini fark etmek ve sonra iyiliğin
akmasına izin vermektir. Hayatım boyunca bana akan mucizevi
çözümlerin çoğu başka insanlar aracılığıyla geldi. Hepimiz bir-
birimize fark ettiğimizden çok daha fazla bağlıyız ve birbirimi-
zin hayatında bildiğimizden çok daha büyük roller oynuyoruz.
Bu yüzden düşlerinizin gerçekleştiğini görmeye gerçekten
açıksanız almayı öğrenmek bir gerekliliktir. Doğal olarak verici
olan herkesin bildiği gibi vermenin müthiş bir keyfi vardır. Fakat
kendinize alma izni vermeyen verici biriyseniz sadece olayların
doğal akışını engellemekle ve bir dengesizlik yaratmakla kalmaz,
aynı zamanda bir başkasının elinden vermenin keyfini almış
olursunuz. Bu yüzden başkalarının da vermesine izin verin. Bi-
rini alma becerisinden yoksun kılan şey ya gurur ya da özdeğer
eksikliğidir ve her birimiz tek tek böyle bir güzelliği hak ederiz.
Eğer nasıl verici olabileceğinizi bilmiyorsanız denemeye de-
vam edin. Hiçbir beklentiniz olmadan deneyin. Kendinizi iyi
hissedeceksiniz. Sadece vermenin keyfini almak için verin. He-
sabını tutarak ya da daha sonra öfkeli anlarda insanlara bunu
hatırlatarak vermek, gerçek vericilik değildir. Verici davrandık-
tan sonra iyiliğin size geri dönmesini beklemek de gerçek an-
lamda vermek değildir. Ama sadece vermek niyetiyle vermek;
bu ister sevgi, nezaket ister eylem içeren bir şey olsun, gerçek
zevkin başladığı yerdir. Evet, bu niyetle veren herkes ödüllen-
dirilir ama bu her zaman kısa sürede olmayabilir ve mutlaka
sizin düşündüğünüz biçimde olacağının garantisi yoktur. Ama
akışın iki yöne de işlemesi için nasıl alacağınızı da bilmeniz ge-
rekir. Elbette bu, kendinizle de sağlıklı bir verme-alma ilişkisi
kurmanızı gerektirir.
Etrafımızdaki dünyayı değiştirmemiz mümkündür. Biz ha-
yatlarımızı daha iyiye doğru geliştirip pişmanlığın olmadığı
bir hayata doğru gitmeye çalıştıkça doğal olarak etrafımızdaki
insanların hayatlarını da iyileştiririz. Toplumumuzda yarat-
tığımız ayrımcılık ve düzensizliği tersine çevirebiliriz. Mutlu
olabiliriz. Hâlâ hayatta ve sağlıklıyken hiçbir pişmanlığımız
olmadan ölüme doğru yürümeyi başarabiliriz.
Her birimiz kendi tarzımızda camdan yapılmış hassas kü-
reler kadar kırılganız. Yuvarlak ve ince camıyla eski tip bir
ampulü gözünüzün önüne getirin. (Yeni, enerji tasarruflu tüp
şeklindeki ampulleri hayal etmeniz aynı etkiyi yaratmayacak-
tır fakat ikisi de yeterli olur.) Her birimizin bir parçası bu
nazik, camdan küre gibidir, içinde harika bir ışık parlar ve
her yerden karanlığı uzaklaştırabilir. Doğduğumuzda ışığımız
çok parlaktır ve herkese muhteşem bir ışık ve mutluluk ge-
tiririz. Güzelliğimiz ve ışığımız karşısında insanların nefesi
kesilir.
Sonra zaman içinde üzerimize çamur atılmaya başlar. Bu
çamur, bizimle ilgili değildir. Çamur, onu bize atan insanlara
aittir. Fakat yine de onları bizim üzerimize atarlar. Bir şiire
sonra üzerimize çamur atan kişiler sadece en yakınlarımızla
sınırlı kalmaz. Okul arkadaşlarımız, iş arkadaşlarımız, tanı-
dıklarımız ve karşımıza çıkan kişilerin çoğu bunu yapmaya
başlar. Bunun her birimiz üzerindeki etkileri farklı olur; ba-
zılarımız kurban, bazılarımız kabadayı olmayı seçer, bazıları
bunu içine atıp uzun süre yanında taşır, bazılarımızsa doğal
olarak akıp gitmelerine izin verir. Bizi nasıl etkilerse etkilesin
bu, en başta sahip olduğumuz ışığın sınırsızca en iyi şekilde
parlamasını engeller.
Etrafımızda bize çamur atan bu kadar çok insan olunca bir
yerde onların haklı olmaları gerektiğine karar veririz. Böylece
biz de kendi kendimize çamur atmaya başlarız. Neden atma-
yalım ki? Sonuçta bize çamur atan bunca kişi yanılıyor ola-
maz, değil mi? Ve eğer kendime çamur atmam sorun değilse
başkalarına çamur atmam da normal ve doğrudur. Evet, ben
de çamur atmaya başlarım ve başkalarının bana çamur atmaya
devam etmesine de izin veririm. Zaman içinde üzerinizde öyle
çok çamur birikir ki hem ağırlıklarını artık taşıyamaz hale ge-
lirsiniz hem de içinizde parlayan ışık tamamen görünmez olur.
Artık her yanınız çamurla kaplanmıştır ve bunun birçoğu, baş-
kalarının size attığı çamur olsa da, bir kısmı kendi kendinize
attığınız çamurdur.
Sonra bir gün, bir zamanlar içinizde çok güzel bir ışığın par-
ladığını hatırlarsınız. Ama her şey artık sizin için o kadar uzun
zamandır karanlıktadır ki o parçanızı hatırlamanız çok zordur.
Bunu hâlâ sakin ve yalnızken hissedebilirsiniz, içinizdeki sı-
cak ışıltı, etrafındaki tüm karanlığa rağmen içinizde ışıldamaya
devam etmiştir.

Cevap bırakın