Home » istanbul escort » İKİNCİ PİŞMANLIK

İKİNCİ PİŞMANLIK

BÖLÜM ADI : KEŞKE BU KADAR ÇOK ÇALIŞMASAYDIM

Bulaşıkları kurularken hastam John’un ofisinde okullu bir
çocuk gibi kıkırdadığını duyabiliyordum. “Evet, ayrıca
tam olması gerektiği yaşta” diyerek telefondaki arkadaşına beni
tarif etmeye devam etti. John neredeyse doksan yaşındaydı.
Ben hâlâ otuzlarımdaydım. Bir zamanlar yetmiş yaşındaki bir
adamın bana söylediği, “Bütün erkekler çocuktur” cümlesini
hatırlayarak başımı salladım ve kendi kendime gülümsedim.
Daha sonra ofisinden çıktığında John tekrar o bildiğim,
hiçbir haylazlık belirtisi göstermeyen diplomatik beyefendi
olmuştu. Ama beni öğlen yemeğinde dışarı çıkarmak istiyordu
ve giyebileceğim pembe bir elbisemin olup olmadığını merak
ediyordu. Eğer yoksa onun bana bir tane almasına izin verir
miydim? Güldüm ve bana bir elbise alma teklifini geri çevirdim
çünkü zaten pembe bir elbisem vardı. Elbise, bakıcılık işinde
kullandığım giysilerimden biri sayılmasa da ölmekte olan bir
adamın isteklerini yerine getirmekten memnuniyet duyacağı
mı söyledim. Mutluluğu görülmeye değerdi.
Çok pahalı bir restoranda iki kişilik bir masa ayırtılmıştı.
Bu, oranın en iyi masasıydı; önde ve merkezdeydi, ayrıca li
manın karşısındaki bir parka bakıyordu. Altın işlemeli denizci
ceketiyle John çok şık görünüyordu ve hafif tıraş losyonunun
kokusu havaya karışıyordu. Elini hafifçe belime koyarak beni
masamıza kadar götürdü. Manzaraya baktıktan sonra gözle
rimi yeniden masamıza çevirdiğimde onu yakınımızdaki bir
masada oturan dört adama göz kırparken yakaladım. Hepsi de
beni süzüyor ve kıkırdıyordu ama yakalandıklarını fark ettikle-
ri an bunu kesip yüzlerini ifadesizleştirdiler.
“Onlar arkadaşların mı John?” diye sordum gülümseyerek.
John kekeledi ve arkadaşlarının fiziksel olarak bu kadar güzel
bir bakıcıya sahip olduğu için ne kadar şanslı olduğunu gör
melerini istediğini itiraf etti. Gülmekten katılacaktım. “Benim
yaşımdaki herhangi bir kadın, seksen yaşındaki bir oda dolusu
insan için harika fiziksel özelliklere sahiptir dedim. Ama itiraf
etmeliyim ki davranışları kusursuzdu ve akranlarım arasında
daha çok erkeğin, onun bana gösterdiği sevimliliğe ve adaba
sahip olmasını isterdim. Çok hoş bir öğlen yemeği yedik. John
önceden telefon edip restorana bir vegan getirdiğini açıklamıştı.
Bana özel olarak pişirilmiş harika bir sebze köftesi getirdiler.
Sonradan öğrendim ki tüm arkadaşlarına yemeğimizi böl-
meleri, hatta masamıza gelmeleri önceden yasaklanmıştı. Beni
onlarla daha sonra tanıştıracaktı. Bu yüzden onların yemeği
epey önce bitmesine rağmen John ve ben yemeğimizi ve sohbetimizi
bitirene kadar oturup sabırla beklediler. Sonra yine
elini belime koyarak beni onların masasına yönlendirdi ve ben
hepsini etkileyerek fakat esas ilgiyi John’un çekmesini sağlaya
rak mükemmel kız arkadaşı oynadım. Bana, gururla tüylerini
kabartmış bir horozu anımsatmış». Çok eğlenceli zamanlardı.
Fakat tüm bunların altında, ölmekte olan bir adam vardı.
Muhtemelen son dışarı çıkışlarından birinde oynadığımız bu
masum oyuna katılmanın ne zararı olabilirdi ki? Eve gelip ve
John u hayal kırıklığına uğratarak pembe elbisemi çıkartıp
daha pratik iş kıyafetlerimi giydikten sonra yatağına yatmasına
yardımcı oldum. Dışarı çıkmak onu ne kadar mutlu etmiş olsa
da bitkin düşmesine de sebep olmuştu.
Ölüme yakın insanların enerjisi öyle düşüktür ki dışarıda
küçük bir gezinti; onları bir hafta, seksen saat boyunca tuğla
taşımışlar gibi yorabilir. Bu bütün enerjilerini tüketir. Aileler
ve arkadaşlar da iyi niyetli ziyaretlerinin hasta insanları ne ka
dar yorabileceğini sıklıkla fark etmezler. Son birkaç haftalarını
yaşayan insanlar için, beş ya da on dakikadan uzun süren ziya
retler çok yorucu olabilir fakat tam da bu dönemde ziyaretçi
bombardımanına tutulurlar.
Ama o akşamüstü sadece John ve ben vardık ve o derin bir
uykuya daldı. Pembe elbisemi katlayıp çantama koyarken onu
bu öğlen yemeğiyle bu kadar mutlu ettiğim için memnundum.
Bu beni de mutlu etmişti.
John gençliğimden farklı biçimlerde de faydalanıyordu. Bil
gisayardan ondan daha çok anladığım için onun ofisinde ön
ceki ay başlamış olan işe döndüm. Onun yaşındaki bir adam
için bilgisayarlara yaklaşımı örnek alınacak nitelikteydi, John
çağın teknolojisini kucaklamaya çalışıyordu. Fakat dosyaları
kesinlikle karmakarışıktı, ayrıca dosyalama ve düzenleme se
çenekleri hakkında hiçbir şey bilmiyordu. O uyurken
kategoriler oluşturup yüzlerce belgeyi uygun yerlere yerleştiriyor ve
aradığı şeyleri bulabilmesi için bir de indeks hazırlıyordum.
Ama söylediğim gibi onun yaşındaki bir adam için bilgisayar
kullanmak konusunda olağanüstü başarılıydı.
Bir sonraki hafta John un durumundaki kötüye gidişi gör
düğümde o yemeğe çıkmış olduğumuz için şükrettim. Evden
bir daha asla çıkamayacaktı. Önümüzde belki birkaç hafta
daha olabilirdi ama gücü çok hızlı tükeniyordu. O gün ak
şamüstü balkonda oturarak güneşin liman köprüsü ve Opera
Binasının üstünden batışını izledik. Johnun üzerinde sabahlı
ğı ve terlikleri vardı, bir şeyler yemeye çalışıyor fakat pek başa
rılı olamıyordu. “Bunun için endişelenme, John. Yiyebildiğin
ya da istediğin kadarını ye” dediğimde ikimiz de bu cümlenin
ardındaki söylenmemiş sözlerin ne olduğunu biliyorduk. John
ölüyordu ve çok uzun zamanı kalmamıştı. Başını sallayarak ça
talını tabağa koydu ve tabağı bana verdi. Tepsiyi bir kenara
koydum ve birlikte günbatımını izlemeye devam ettik.
Akşamüstiinün sessizliğinde John konuşmaya başladı: “Keş
ke bu kadar çok çalışmamış olsaydım, Bronnie. Ne kadar da
aptalmışım.” Balkondaki rahat sandalyesinde otururken ona
baktım. Devam etmesi için cesaretlendirilmeye ihtiyacı yoktu.
“O kadar çok çalıştım ki şimdi yalnız bir adam olarak ölüyo
rum. En kötü tarafıysa emekliliğim boyunca hep yalnızdım ve
böyle olmamam gerekiyordu.” Bana hikâyenin tamamını anla
tırken onu dinledim.
John ve Margaret, dördü şimdi kendi çocuklarına sahip
olan beş çocuk yetiştirmişlerdi. Beşinci çocukları otuzlu yaş
larının başlarında ölmüştü. Tüm çocukları büyüyüp evden ay
rıldığında Margaret, Johndan emekli olmasını istemişti. İkisi
de sağlıklı ve formdaydı; iyi bir emeklilik geçirmek için yeterli
paraları vardı. Ama John, her zaman daha fazla paraya
ihtiyaçları olabileceğini söylüyordu. Margaret buna her seferinde,
ihtiyaçları olursa bu devasa ve artık neredeyse bomboş olan evi
satıp kendilerine daha uygun bir ev alarak daha fazla paraya
sahip olabileceklerini söyleyerek cevap veriyordu. Bu tartışma
on beş yıl boyunca devam etti. Bu arada John da çalışmaya
devam ediyordu.
Margaret çok yalnızdı ve çocuklar ya da iş olmadan ilişkile
rini yeniden keşfetmeye ihtiyacı vardı. Yıllar boyunca seyahat
broşürlerini inceleyip durdu ve gidebilecekleri farklı ülkeler
den ve bölgelerden bahsetti. John da daha fazla seyahat etmek
istiyordu ve Margaretın önerdiği yerleri kabul etti. Ne yazık
ki John, işinin ona sağladığı statüyü de seviyordu. Bana, özel
olarak işini sevmediğini, hoşuna gidenin daha çok bu işin ona
toplum içinde ve arkadaşları arasında verdiği rol olduğunu
söylemişti. Ayrıca bir anlaşmayı tamamlamanın kovalamacası
da onda bir nevi bağımlılığa dönüşmüştü.
Bir akşamüstü Margaret gözyaşları içinde ona emekli olması
için yalvardığında John hem bu güzel kadının çaresizce yalnız
olduğunu ve kendisine ihtiyacı olduğunu hem de artık ikisinin
de yaşlı olduklarını fark etmişti.

 

Cevap bırakın