Home » istanbul escort » KAPANA KISILANLAR BÖLÜM 3

KAPANA KISILANLAR BÖLÜM 3

Ben tanınmayan biri olmaktan memnundum. Birçok şarkı ya
zarı sahneye çıkmıyordu ve ben onlardan biri olmak istiyor
dum. Ama başlarda çalışmalarımın duyulmasını sağlamak için
yapabileceğim tek şey kendi şarkılarımı söylemekti.
Bu fikir beni dehşete düşürüyordu ve uzun süre boyunca
iç dengelerimde dalgalanmalara sebep oldu. Sevdiğim işi bul
maya çalışmak zaten benim için asla tamamen geride bıraka
mayacakmışım gibi görünen büyük bir mücadele olmuştu. Ve
ben mahremiyetimi bu kadar çok seven ve koruyan bir yapıya
sahipken açıkça yönlendirildiğim işin beni herkesin gözünün
önünde olmaya itiyor olmasını kabul edemiyordum. Önüm-
de uzandığını düşündüğüm hayatı yaşamak istemediğimden
emindim.
Fakat bize verilen dersler iyileşmemiz içindir ve her zaman
keyifli olmayabilirler. Bu, çok çelişkili bir dönemdi. Bazı in
sanlardan, yeni seçtiğim yön konusunda bir sürü negatif tepki
alıyor olmam da durumu pek kolaylaştırmıyordu. Her durum-
da hayatın beni yutmasını ve kimsenin beni fark etmemesini
arzuluyordum.
En sevdiğim nehirlerden birinin kenarında tek başıma
uzunca vakit geçirdim ve haftalarca hayatın bana hazırladığı
şeyin bu olduğunu kabullenmeye çalıştım. Attığım her kulaçta
taze sular beni temizliyordu. Suyun altına daldığımda diğer
dünya yok olup gidiyordu. Nehrin kenarında, şakıyan kuşlar
ve kıyıdaki ağaçların arasından yumuşakça esen rüzgârın dışın
da hiçbir ses yoktu. Buranın huzuru beni iyileştiriyordu, ben
de sık sık bundan faydalandım. Hatta bir gün, çok utangaç bir
hayvan olmasıyla ve nadiren insanlara yaklaşmasıyla bilinen bir
ornitorenk gördüm. Bu tip bir hediye beni kendime getirdi.
Nehrin kenarında oturup doğanın ağırlaşmış ruhum üze
rinde mucizesini gerçekleştirmesine izin verdim. Yumuşacık
bir rüzgâr yüzümü yalayıp geçiyordu ve benim kendime dü
rüst olmam gerekiyordu. Şu ana kadar sahip olduğum hayat
deneyimlerinin hepsini düşündüğümde çok derindeki bir par
çamın öyle ya da böyle bir gün göz önünde olacağımı bildiğini
fark ettim. Hayatımın bir kısmını kendime ayırma seçimi hâlâ
bana aitti ve bununla başa çıkabilirdim. Sonuçta bu benim ha
yanındı ve önüme çıkan şeylerle nasıl başa çıktığım da benim
seçimimdi.
Sonunda bu işin benim hayat yolumun bir parçası oldu
ğunu ve bunu yaparak belki de başkalarına yardım edeceğim
kabul ettim ve bu rolün içini doldurabileceğimi umdum. Yap
tığım müziği kimin dinleyeceğinden bağımsız olarak, alacağım
derslerin büyümeme yardımcı olacağına güvenmek de bunu
kabullenmeme yardımcı oldu. Fakat o dönemde birkaç mü
zisyen arkadaşımın desteklerinin hayatımı kurtardığını söyle
yebilirim.
Sahneye çıktığım o ilk zamanları düşündüğümde hem ken
dim hem de dinleyicilerim için üzülüyorum. Yaptığım müzik
fena olmasa da sahneye çıkmayı acı verici bulduğum yüzüm
den okunabiliyordu. Ellerim titrer, gitarım kayardı; telleri tut
turamazdım ve sesim tamamen içime kaçardı. Bundan kesin
likle nefret ediyordum ve sık sık sinirsel kaynaklı hastalıklar
geçiriyordum. Bu konuda meditasyon bana çok yardımcı oldu.
Tabii çalışmak da. Azmettiğiniz her şeyde olduğu gibi çalışarak
sonunda daha iyi oldum. Fakat tüm bu gerilimler ve korkular
arasında devam etmemi sağlayan bir şey vardı. Bu, sahnenin
yapmam gerekenlerin bir parçası olduğunu kabul etmem ve
katkıda bulunmak için duyduğum arzuydu. Tabii sesimi du
yurma isteğim de vardı. Bir bulvar dolusu insan, çok uzun za
mandır bastırılmış düşünceleri duymak için oradaydı.
İlk şarkımı tamamladığımda otuzlarıma gelmiştim ve sah
neye çıkmaya başlamadan önce bir ya da iki yıl daha geçmiş
ti. Artık hiç içki içmiyordum ve bunun anlamı, korkularımla
hiçbir yapay yardımcı olmadan, doğrudan yüzleşmem gerekti
ğiydi. Gerçi sahneye çıkmak, kendimi açmama yardımcı oldu.
Bana getirdiği kendine has pek çok hediye vardı. Florance’ın
bakıcılığını yaptığım dönemde şehrin barlarında sahneye de
çıkıyordum. Genellikle bundan nefret ediyordum. O dönem,
duygusal yaralarım kendimi içimin derinliklerine doğru çekti
ği için çok yalnızdım. Sahneye çıkıp şarkılarımı söylemek uzun
süre yapabildiğim fakat hiç keyif almadığım bir iş oldu.
Gerçi bunların hepsi olgunlaşmama yardım etti. Bir oda
dolusu yabancıyla kişisel düşüncelerinizi paylaştığınızda bu
kesinlikle yeniden dışa açılmanızı sağlıyordu. Aldığım olumlu
eleştirilerin sürekliliği ve söyleyecek sözlerimin olması da beni
bir şarkı yazarı olarak cesaretlendirdi.
Daha sonra tarzım ve karakterime uygun olmayan
mekânlarda sahneye çıktığımı anlayacaktım. Daha sonraki yıl
larda, bardağı taşıran son aşırı gürültülü gösteriden sonra, bar
larda şarkı söylemeye tamamen son verdim. O zamana kadar
çıraklık dönemimi tamamlamıştım. Bu, daha az sahneye çıkma
fırsatım olacağı anlamına gelse de işin beni çeken yanı barlarda
canlı şarkı söylemek ve bu şekilde tanınmak olmadığı için beni
hiç rahatsız etmedi. O zamana kadar birkaç folk müzik festvaline
katılmış ve bir sanatçının, şarkılarını sadece dinlemekle
kalmayıp onları tamamen anlayan, saygılı bir dinleyici kitlesi
karşısında ne kadar mutlu olduğunu öğrenmiştim. Benim gibi
düşünen insanlarla kurduğum bu bağlantı hissi inanılmazdı.
O günden sonra sadece konserlerde ve uygun festivallerde
sahneye çıktım.
Gerçi sahneye çıkmaya başladığım ilk zamanlan düşündü-
ğümde, o günlerdeki bu kırılgan yaratığı tanımakta güçlük
çekiyorum. Artık canlı performanslarımda kendime güvenim
tam çünkü şarkılarımı doğru yerlerde, doğru dinleyicilere
çalıyorum. Şarkılarım anlam yüklü ve genellikle çok yumuşak.
Artık barlarda mikrofondan duyurulan et çekilişiyle rekabet
etmiyor ya da duvarlardaki televizyonlarda bir boks maçı
başladığında dinleyicilerimle aramdaki bağı kaybetmiyorum. Bir
hata yaparsam kendime nazikçe gülümsüyor ve devam ediyorum.
Sonuçta, sanatçılar da birer insan.
Ayrıca artık Bay Karşıkoyulmazın beni uzaktan süzmediğini
bilmek de rahatlatıcı bir duygu. Bilirsiniz; barda en çok
içki içen adam, bir yerden sonra kendisini Johnny Depp in ikiz
kardeşi zannetmeye başlar. Sahnenin tam önünde durur, öne
arkaya sallanırken sana pis bir sırıtışla bakar ve nasıl oluyorsa
on sekizinci birasının bir damlasını bile yere dökmemeyi
başarır. Seni başını sallayıp gözünü kırparak ve sadece senin
için kalçalarını sallayarak onurlandırırken kendisinin Tanrı nın
kadınlara bir hediyesi olduğundan hiç şüphesi yoktur. Ve
yeterince iyi davranırsan erkekler ve harika âşıklar konusunda
ki bütün dualarının cevabı olmak için seni sahnenin yanında
bekler. Evet, onları iyi tanıyorum. Tanrı onları korusun.
Sahneye çıkmak konusunda içimde taşıdığım korkuyla
yüzleşmem gerekmesinin yanı sıra her gün yaratıcı bir yolda
ilerlemeye devam etmem de bir cesaret örneğiydi. Bir yıllık
müzik eğitimimi yeni tamamlamıştım. Bu endüstri hakkın
da daha çok şey öğrenmek istediğime karar verdiğimde kendi
kendime en azından müzik programının seçmelerini kazanma
ma yetecek kadar müzik teorisi öğrenmiştim. Seçmede kendi
şarklarımdan birinin oldukça zayıf bir versiyonu da vardı. Ama
kabul edildim. Otuzlarımda yeniden öğrenci oldum ve bunun
her dakikasına bayıldım
Fakat sahnedeyken sinirlerime hâkim olmak için farklı
yöntemler geliştirmem gerekiyordu. Çalışmanın bu yollardan
biri olduğu çok açıktı. Kendimi sürekli sahneye atmam; gitar
çalışımı, şarkı söyleyişimi ve kendime güvenimi günden güne
daha iyi hale getiriyordu. Fakat bana en çok yardımcı olan iki
şey kesinlikle kendimi tamamen zihnimden arındırmamı sağlayan
araçlardı.

 

Cevap bırakın