Home » istanbul escort » KARANLIK VE ŞAFAK BÖLÜM 2

KARANLIK VE ŞAFAK BÖLÜM 2

anadolu yakası escort bayanAma bu sadece üzerimdeki baskıyı artırıyordu çünkü buna ke-
sinlikle hazır değildim. Evimi elektrikli süpürgeyle süpürmeyi
başardığımda ki bu benim için çok fazla enerji gerektiren bir
işti, benim için müthiş bir başarı sayılıyordu ve kendimi, “Bu-
gün çok iyiydin, Bronnie; bir şeyi başardın” diyerek takdir edi-
yordum. Geçmiş günlerde beş evi süpürebilir, öğlen yemeğine
dışarı çıkabilir, birkaç kilometre yürüdükten sonra bir saat de
yüzebilirdim. Ama depresyon ilk başladığında böyle bir şeydir.
Hayatının iplerini eline alır.
Kişinin arkadaşlarının ve sevenlerinin yapabilecekleri en iyi
şey, kişinin şu an bu noktada olduğunu kabul etmektir. Bu
durumdan kurtulabilir ya da kurtulamayabilirler. Fakat özel-
likle de kişi buna istekliyse bu durumdan kurtulma şansları ol-
dukça yüksektir. Sevdiği kişilerden göreceği destek, bu ihtimali
artırır. Ama baskı, sadece bunu engellemeye yarar. Ayrıca bu
durumdan muzdarip olan kişi de hayatının şu an bu nokta-
da olduğunu kabul etmelidir. Diğer türlüsü sadece üzerindeki
baskıyı arttırır ve bu da belirtilerin daha da kötüleşmesine se-
bep olur. Gerçi benim, normal hayata uyum sağlayamamamla
didişmem yüzünden kendimde bu kabullenmeye ulaşmam bi-
raz zaman almıştı.
Tekrar kır hayatı yaşamaya başlamam, gençliğim ve ilk ye-
tişkinlik dönemimde içimin çok derinliklerine gömmüş ol-
duğum acıların yeniden tetiklenmesine sebep olmuştu çünkü
fiziksel çevre birbirine çok benziyordu. Hayatımı yavaşlatıp bu
şekilde köklerime dönmem ve bütün enerjimi başka insanlara
bakmak için harcamaktan vazgeçmem, yıllar önce zor kulla-
narak güvenilir bir yere gizlediğim acıların kapağının açılıp
onların dışarı fışkırmalarına sebep olmuş gibi görünüyordu.
Son on yıl içinde bu acı, iyileşmeye yoğunlaştığım ve bilincine
vardıklarımı serbest bıraktığım dönem boyunca sürekli sızın-
tılar yapmıştı. Fakat şimdi ortaya çıkan ham ve acı verici bü-
yük üzüntünün kökleri sadece bilinçli alana değil, bilinç dışı
alanlarıma da dayanıyordu. Yıllarca süren eleştirilerden, daha
o zaman bile olduğum gibi kabul edilmeyişimden, maruz kal-
dığım onca bağırış ve alaydan kaynaklanan tüm acılar ben hiç
farkına varmadan depolanmıştı ve şimdi su yüzüne çıkıyordu.
Durmaksızın ağladım.
Gerçek anlamda iyileşebilmek için önünde olanla, yani acıy-
la yüzleşmekten başka seçenek yoktur. Üzüntünü kabullenir-
sin, büyüme fırsatını kullanırsın, iyileşmeye ihtiyaç duyarsın
ve bir yerde, güçlenmeye duyduğun ihtiyaç acıdan daha güçlü
olmaya başlar. Fakat kimse, aldığımız dersleri bizden geri ala-
maz. Ve kimse bunu bizim için yapamaz. Elbette etrafınızdaki
insanların sevgisi size yardımcı olur ve sevgili annemle birkaç
eski arkadaşımdan bana akan sevgi de benim için büyük bir
destek oldu. Fakat kendi iyileşme sürecimden kaçmama imkân
yoktu. Kendimle yüzleşmemin vakti gelmişti. Ayrıca en derin-
lerde kapalı tuttuğum şeyleri serbest bırakmam gerekiyordu.
Rahatlamanın birçok yolu vardı. Elbette bunlardan biri ağ-
lamaktı. İçimden gelen şeyleri yazmak da bir yoldu. Hayatım-
da ilk kez çığlık da attım ve bağırmaktan değil, çığlık atmaktan
bahsediyorum. (Aslında bir keresinde, bir uçaktan atladığımda
istemeden gıcırtıya benzer bir ses çıkarmıştım.) Ama bu seferki
çok ilkel bir histi.
Diğer evlerden bu kadar uzakta ve bu çalkantı bana her gün
ne getiriyorsa onu yaşayabilecek mahremiyete sahip olduğuma
çok memnundum. Gençliğimde ve büyürken sahip olmayı is-
tediğim her şeyi, beni inciten insanlara haykırdım. Ayrıca için-
de hiçbir sözcük geçmeyen acı dolu çığlıklar da attım. Duru-
mumun içinden çıkılmazlığı ve yaşadığım yoğun acı için çığlık
attım. Kontrol edilemez biçimde ağladım. Bitkin halde yattım
ve yavaş yavaş iyileşmeye başladım.
Daha duygusal anlarda bir gül gibi olabilmeyi öğrenmek is-
tiyordum. Bizler, katman katman harika ve hassas benliğimize
yaklaşıyor ve en sonunda gerçek varlığımız olan filize ulaşıyor-
duk. Fakat böylesine derin bir üzüntü ve umutsuzluk içinde bu
teoriyi tamamen aklımdan attım ve büyümenin daha çok deva-
sa bir soğanı yaprak yaprak soymaya benzediğine karar verdim.
Soyduğumuz her yaprak, soyması daha da zor bir yaprağı orta-
ya çıkarıyordu ve bizi daha da fazla ağlatıyordu. Benim başıma
gelen de buydu. Bütün bir soğanı soymaya başlamıştım ve bu,
gerçekten de çok büyüktü. Döktüğüm her gözyaşı, yazdığım
her cümle, paylaştığım her düşünce soyulması gereken yeni bir
yaprağı beraberinde getiriyordu.
Hedeflediğim şey her gün mutlu olmak değil, sadece bu-
lunduğum yeri kabul edecek güce sahip olmaktı. Başlarda
ağlamak ve verandadan, doğal dünyanın gözlerimin önünde
kendini sergilemesini izlemekten başka hiçbir şey için enerjim
yoktu. Her gün devam eden serbest bırakma dalgalarından bit-
kin düşmüştüm ve böylece her gün anın içinde yaşıyordum.
Zaten çoğu zaman içinde bulunduğum anın ötesini düşünmek
çok zor bir işti. Sadece her gün yaşadığım duyguların yoğunlu-
ğuna dayanabilmek bile çok zordu. Hissizleşmiştim, duygusal
olarak tükenmiş haldeydim ve hayattan çok yorulmuştum.
Kendime mutluluğun bir seçim olduğunu hatırlatıyor ve
kendimi yataktan çıkmaya ya da gözyaşları arasında güzel bir
şeyi bir anlığına fark etmeye zorlayarak bilinçli olarak bu yönde
seçimler yapıyordum. Başkalarına önemsiz görünecek seçimler
ve başarılar o anda benim için devasa başarılardı. Bir zamanlar
çok kolay olan yataktan çıkmayı seçmek, telefon edenlere geri
dönmek, saçlarımdaki düğümleri açmak, güzel giysiler giymek
ve -tek istediğim bir fasulye konservesi açıp yemekken- sağlık-
lı yemekler hazırlamak gibi şeyler artık benim için inanılmaz
başarılardı.
Artık eskiden olduğum kişi değildim ve bu dünyaya olmak
için geldiğim kişiye dönüşeceksem duygularımı reddetmem
değil, sonsuza dek serbest bırakmak için su yüzüne çıkmalarına
izin vermem ve onları kabul etmem gerekiyordu. Hepimizin
kendi yöntemlerimizle iyileşmemiz gerekir. Mutluluk hapları
yutmak benim tarzım değildi ve bu yöntemi seçen kimseyi yar-
gılamasam da benim kendi yolumda ilerlemem gerekiyordu.
Her gün birbirinden farklıydı. Bazı günler karanlık, gözyaşları
ve hüzünle doluydu. Bazı günlerde hafifçe kendime geliyor ve
bitkin halde sağlıklı bir yemek hazırlamaya ve daha karanlık
günlerde yemek üzere bir kısmını dondurmaya kararlı olarak
biraz iş yapıyordum. Bazense içimde o enerjiyi bulduğumda
tepelerin ardına geçiyor ve çayırlarda yürüyor, insanların göz-
lerinden çok uzakta sadece doğal çevrenin seslerini ve görün-
tülerini içime sindiriyordum.
Meditasyon günümün düzenli bir parçası olmaya devam
ediyordu. Bu beceriye sahip olmasaydım ne yapacağımı ha-
yal bile etmek istemiyorum. Meditasyon bana daha önce acı
çekmenin, zihnin bir sonucu olduğunu öğretmişti. Yıllardır
devam eden uygulamam, inanılmaz boyutlarda sağlıksız dü-
şünceden kurtulmama yardım etmişti. Şimdi de iyileşmemin
ana parçalarından biriydi. Birinin bu hastalıkla meditasyon
olmadan nasıl başa çıkabildiğini gerçekten merak ediyordum.
Meditasyon insana, kendi düşüncelerini gözlemleme ve on-
ların benliğin olmadığını anlama yeteneğini kazandırıyordu.
Onlar sadece zihnindeydi ve zihnin sadece bir parçandı, sen
sadece bundan ibaret değildin ve sahip olduğun bütün düşün-
celer bunlar değildi. Bu düşüncelerin çoğu, başkalarının sana
yansıttığı düşüncelerden kaynaklanıyordu.
Günde en az iki kez kendi düşüncelerimin ve zihnimin
gerçek sahibi olma niyetiyle meditasyon yapıyordum ve bu
farkındalığın bana inanılmaz derecede faydası dokundu. Bu
kadar fazla acı su yüzüne çıkıp dikkatimi dağıtmaya çalışırken
odaklanmaya çalışmak çok büyük bir kararlılık gerektiriyordu.

 

Cevap bırakın