Home » istanbul escort » KARANLIK VE ŞAFAK BÖLÜM 4

KARANLIK VE ŞAFAK BÖLÜM 4

Bu her zaman kendimi daha iyi hisset-
memi ve elbette harika kokmamı sağlıyordu. Kendi vücudu-
mu şımartmak için bu şekilde zaman ayırmam aklıma, öl-
inekte olan müşterilerime nasıl bakım yaptığımı getiriyordu.
Artık onlara verdiğim sevginin bir kısmını kendime de ver-
meye başlıyordum.
Ama acıdan daha güçlü olmak büyük bir mücadele gerek-
tiriyordu ve aylar sonra iyi günler yavaş yavaş geri gelmeye
başladıysa da depresyon ve ona eşlik eden olumsuz düşünce-
ler de o günlerin ardından daha da şiddetli karşılık veriyordu.
Kolayca pes etmeye niyeti olmadığı çok açıktı. Sonuçta, kırk
yılı aşkın süredir düşüncelerime hâkim olan; başkalarının dü-
şüncelerinin, inanç sistemime çok fazla girmesine izin vermiş
olan benim tarafımdan yaratılmış olumsuz kalıplardan besle-
niyorlardı. Zihnim, tamamen bağımsız bir efendi gibi hareket
ediyordu ve bu efendi, benim üzerimdeki kontrolünü kaybet-
mek istemiyordu.
Fakat artık gerçek değerimin ve güzelliğimin farkına vara-
rak ve zihnimi bilinçli olarak daha olumlu inanç sistemlerine
yönlendirmeyi seçerek kendi kendimin efendisi oluyordum.
Eski yöntemlere odaklanmak yerine kendime saygı ve sevgiyle
yaklaşıyordum. Evin içinde kendim hakkında eğlenceli şar-
kılar söylüyordum ve kendi iyiliğim hakkında küçük şarkılar
dilimden dökülmeye başlamıştı. Aynanın önünden geçerken
gördüğüm güzel görüntüme merhaba demek de komik ve eğ-
lenceli bir alışkanlık haline geldi. Güzel banyolar ve sağlıklı
yiyeceklerle vücudumun düzenli olarak beslenmesini sağlamak
da daha mutlu anlarıma dönmeme yardımcı oldu. Yavaş ya-
vaş mutluluk geri dönüyordu. Fakat eski zihnim, bundan hiç
hoşlanmıyordu ve depresyon, beni tamamen rahat bırakmayı
reddederek çirkin pençelerini tekrar tekrar bana geçiriyorduu.
Düşünce biçimimi yeniden yapılandırma çalışmam yıllardulır
devam ediyordu. Fakat artık sadece tek bir tarafın hayatta kaca-
labileceği son düello yaşanıyordu.
İşte bu zirvede, eski benliğime tamamen ve sonsuza dek
veda etmek için verdiğim bu savaşta sonunda pes ettim. Beni
çok zorlamıştı. Günlük hayatımdaki ilerlemelere ve artan mut-
luluk anlarıma rağmen duygusal olarak tamamen tükenmiş
haldeydim. Bu noktaya gelmek için o kadar çok enerji har-
camıştım ki bir anda kalan tüm enerjim yok yolmuş ve beni
intihar düşüncesiyle baş başa bırakmıştı. Daha fazla zihinsel
disiplin ya da umut için harcayabileceğim bir gıdım bile ener-
jim kalmamıştı. Elimden geleni yapmıştım ama bu beni çok
yormuştu. İstediğim tek şey ölmekti. Bu hayatın sona ermesini
istiyordum.
Yirmi yıldan uzun süredir tanıdığım bir arkadaşım, gerçek
bir melekti ve bana düzenli olarak telefon ediyordu. Neyse ki
onun bu konuya yaklaşımı da kendine özgüydü. “Telefonu
aç. Umarım kendini öldürmeye filan kalkmamışsındır. Aç şu
telefonu. Beni duymazdan gelmeyi bırak. Aç şu kahrolası te-
lefonu.” Ben gözyaşlarımın arasından gülerek telefonu açana
kadar susmazdı. Yaklaşımı oldukça alışılmadık olsa da dünya-
da gördüğüm en büyük kalplerden birine sahipti ve espriye
vurmak geçmişte ikimizin de birçok şeyi atlatmasına yardım
etmişti. Yaklaşımı işe yaradı. Gülmeye ihtiyacım vardı ve be-
nim onu sevdiğim kadar onun da beni sevdiğini biliyordum.
Gülmenin iyileşmek üzerindeki etkisinin çok kiiçümsendiğini
düşünüyorum.
Fakat bir gün arkadaşım telefon etmedi ve ben kendimi ha-
yatımda daha önce hiç olmadığım kadar dipte buldum. Doğru
düzgün yazmayı bile beceremediğim bir veda notu karalayıp
hayattan vazgeçtim. Artık her şey çok zordu. En karanlık za-
manın, şafaktan hemen öncesi olduğunu söylerler. Bu, benim
hayatımın en karanlık saatiydi. Artık bu hayatı yaşayamıyor-
dum. Kendimi, o an hissettiğimden daha kötü hissetme ih-
timalim yoktu. Tüm çabalanma rağmen zihnimi fethedeme-
miş olduğum için kendimden nefret ediyordum. Başkalarının
bunca saçmalığının hayatımı etkilemesine izin verdiğim için
de kendimden nefret ediyordum. Bu kadar sık, bu kadar zor
bir varoluş seçmiş olmaktan da nefret ediyordum. İstediğim
ve hak ettiğim hayatı kurmanın bu kadar çok cesaret gerektir-
mesinden de nefret ediyordum. Kendim hakkında neredeyse
her şeyden nefret ediyordum. Bu gerçekten de hayatımın en
karanlık saatiydi.
Özürler ve keskin bir mutsuzlukla dolu veda notumu ka-
ralamayı bitirdiğim an telefon çaldı. Telefonu açmamayı dü-
şündüm ama büyük bir isteksizlikle açtım. Telefondaki tah-
min ettiğim arkadaşım değildi. Hatta tanıdığım biri de değildi.
Duyduğum, şen şakrak bir kadının beni neşeli ve mutlu bir
ses tonuyla selamlayışı oldu. Sonra bana bir ambulans sigortası
satmaya çalıştı!
“Harika!” diye düşündüm. “Doğru düzgün intihar etmeyi
bile beceremiyorum. Muhtemelen lanet olası bir ambulansa
ihtiyacım olacak.” Hayatta kalmayacağımdan emin olmak
için karavanımla gideceğim, bölgenin gözden uzak bir köşesi-
ni seçmiştim. Bu eylemi oldukça fazla düşünmüştüm çünkü
yarım kalmasını istemiyordum. Planımın en ince ayrıntıları
bile hazırdı.
Telefondaki ambulans sigortası teklifi (ki hızla reddetmiş-
tim) bana, bu girişimimin başarılı ya da başarısız olabileceğini
hatırlattı. Yıllar içinde tanıdığım bir sürü ambulans görevlisini
düşündüm ve ne kadar duyarsız olduğumu, kendi acıma ne ka-
dar çok gömüldüğümü ve yaptığım şeyin, beni bulacak olanlar
ya da sevdiğim insanlar üzerindeki etkilerini hiç düşünmediği-
mi fark ettim. Ayrıca başarısız olursam yaşamak zorunda kala-
cağım felçli hayatı, özellikle de kendi kendimi felç ettiğim bir
hayatı istemediğimi fark ettim. Bundan daha iyi bir uyarıyı
düşünmekte bile güçlük çeksem de acımın en derinlerindeki
sürüklenişimin büyüsünü bozan şey ambulansın sembolikliği
değil, telefonun ta kendisiydi.
Bu önemli an gerçekten de bir dönüm noktası, hatta haya-
tımın en büyük dönüm noktasıydı. Bana bu kadar özgürlük ve
hareketlilik sağlayan, güzel, sağlıklı ve beni bunca şeyi yaşarken
yarı yolda bırakmayan vücuduma zarar vermek istemiyordum.
Ölmek de istemiyordum. Beni kilometrelerce taşımış olan ba-
caklarımı sevmeye başladığımda kendimi tamamen sevmeye
başladım.
Telefonun çaldığı an, kalbimde kısacık bir acı hissetmiştim.
İşte o zaman, zavallı, narin, güzel kalbimin yeterince sıkıntı
çektiğini fark ettim. Daha fazla acıya ya da kendinden nefrete
dayanamayacaktı. İyileşmek için sevgiye ihtiyacı vardı ve bu
sevginin, her şeyden önce benden gelmesi gerekiyordu.

Cevap bırakın