Home » istanbul escort » KENDİNİZE İZİN VERİN BÖLÜM 2

KENDİNİZE İZİN VERİN BÖLÜM 2

Bu konuşmalarımız sırasında kadınların arkadaşlığa yakla
şımının erkeklerinkinden çok farklı olduğu konusunda fikir
birliğine vardık. Kadınlar arkadaşlıklara duygusal açıdan daha
fazla değer verdiği için arkadaşlıkları da bir sürü duygusal ko
nuşmayla güçleniyordu. Harry, erkeklerin de konuşmak için
arkadaşlara ihtiyacı olduğunu söyledi. Ama bunu yapmaları
nın cn iyi yolu birlikte tenis oynamak, bisiklete binmek ya da
hareketli başka bir şey yapmak gibi bir şeyle uğraşırken konuş-
malarıydı. Erkekler, ister fiziksel ister duygusal olsun, bir şey-
leri çözdükleri, sorunları hallettikleri arkadaşlıklardan hoşlanı-
yordu ve bu genellikle hareketli şeyler yaparken en iyi sonucu
veriyordu.
“Mesela çayırın etrafını çitle çevirirken” dedim.
Harry ciğerleri acıyana kadar güldü. “Şuna bakın. Bir kızı
taşradan çıkarabilirsin ama taşrayı kızın içinden çıkaramazsın.
Evet, bu çok çiftlik hayatına ait bir örnek, Bronnie ama çok
doğru. Bir çit yapmak ya da birlikte bir iş üzerinde çalışmak
erkeklerin birbirleriyle bağ kurma zamanlarıdır.”
O gülmeye devam ederek bir gün yakışıklı bir adamla bağ
kurmak istersem yapmam gereken tek şeyin onunla bir çit dik-
mek olduğunu söyledi. Ona bunu aklımda tutacağımı söyle-
dim.
Arkadaşlık hakkında en sevdiği hikâyelerden bazılarını be-
nimle paylaşırken Harry bir kez daha hâlâ arkadaşları oldu-
ğu için şükrettiğini vurguladı. Her gün sevgi dolu arkadaşları
onu ziyarete geliyordu. Gerçi artık onu çok fazla yormamak
için aralarında bir sıra belirlemişlerdi. Böylece herkesin hâlâ
Harry’yle birlikte vakit geçirme şansı oluyordu. Bu çok düşün-
celi ve harika bir tavırdı.
İkimiz de bu huzur saatleri sayesinde kendi hayatımız için
yeni birer arkadaş edinmiş olduğumuzu itiraf ettik. Harry bana
günün diğer saatlerinde de onunla sohbet edebilecekken evin
başka bir yerinde bir şeyler okuyor ya da yazıyor olduğumu
bilmenin keyfini kaçırdığını söyledi. Bu konuda ona tamamen
katılarak güldüm. Ama o da benim gibi Brian ın durumu telafi
etme ihtiyacını ve babasına yardımcı olma isteğini anlıyordu.
Harry, Brian’ın bu konuda suçluluk duymasını istemiyordu fa
kat bunun olacağından emindi. Bu yüzden bu duruma mem
nuniyetle uyum sağlıyor ve birlikte geçirdikleri bu son hafta
larda oğlunun kendisine ihtiyaç duyulduğunu hissetmesine
izin veriyordu. “Yastıkları iyi düzenleyemese de” diyerek içini
çekti.
Harry hastalığı ve bundan sonra onu neyin beklediği ko
nusunda felsefi bir yaklaşıma sahipti. Hayatını dolu dolu yaşa
dığını ve bundan sonra ne olduğunu görmeye hazır olduğunu
söylüyordu. Arada bir yaklaşmakta olan sonundan bahsetsek
de Harry genellikle konuşmanın konusunu tekrar arkadaşla
ra yönlendirirdi: Onlarla anılarını, onlara ne kadar değer ver
diğini ve insanın mutlu olmak ve kabul görmek için onlara
ne kadar ihtiyaç duyduğunu anlatırdı. Ayrıca o zamana kadar
arkadaşlarımla yaşadığım en iyi anılarımı onunla paylaşmam
için beni de yiireklendirirdi. “Çocukluğundan bir anıyla baş
la. Senin nereden geldiğini öğrenelim” dedi keyifle gülerek ve
hikâyem, buğdayla dolu bir tarlada başladı.
Ben on iki yaşındayken büyükbaş hayvan ve yonca yetiştiren
bir çiftlikten, küçükbaş hayvan ve buğday yetiştiren bir çiftliğe
taşınmıştık. Çiftlik, kasabadan kilometrelerce uzaktaydı ve üze
rindeki gökyüzü çok görkemliydi. Bundan bir yıl kadar sonra
sahip olduğum ilk köpek, yedi yaşındayken aniden ortadan kay
bolmuştu. Onu bir yılanın sokmuş olabileceğini düşünmüştük
ama hiçbir zaman bulamamıştık. Çiftlik o kadar büyüktü ki
bu hiç de şaşırtıcı değildi. Fakat bu benim için çok üzücüydü.
Bundan birkaç ay sonra ailem bana yeni bir köpek aldı. Yeni
köpeğim, bir ev köpeği olması gerektiğini anlamayı reddeden
küçük, beyaz bir Maltese Terrier’di. (Malta Teriyeri ydi) Bunun
yerine günlerini çoban köpekleri ve Border Collielerle, çiftliğin
her yanındaki çayırlarda koşarak geçiriyordu.
Lise yılları boyunca ve sonrasında da uzun süre en yakın
arkadaşım Fiona’ydı. O kasabada yaşıyordu fakat zamanımızın
çoğunu çiftlikte, açık havada geçirirdik. Ben de bazen onların
kasabadaki evinde kalırdım. Bu özellikle de biz biraz büyüyüp
etrafımızda öpiilebilecek oğlanlar belirdiğinde çoğalmıştı. Tüm
bu yıllar boyunca Fiona’yla beni birbirimize bağlayan temel
şeylerden biri, ikimizin de yürümeyi çok sevmemizdi. Yıllar
boyunca onunla toplamda kaç kilometre yol yürüdüğümüzü
tahmin bile edemiyorum: Plajlar, yağmur ormanları, şehir so
kakları, yabancı ülkeler, çalı patikaları, aklınıza gelen her yerde
yürürdük. Ve hepsi o buğday tarlalarında yürüyerek başladı.
Her zamanki gibi bize benim köpeğim ve diğer köpekler
den birkaçı eşlik ediyordu. Arkamızı döndüğümüzde birkaç
kedinin de peşimize takılmış olduğunu görmek tuhaf bir du
rum değildi. Biz çayırın uçlarına doğru ilerleyen patikadan
yürürken köpekler buğday tarlalarının içinde koştururlardı.
Bu, buğdaylar henüz küçükken sorun değildi fakat büyüdük
lerinde minik köpeğim neredeyse görünmez hale gelirdi. O
gün Fiona’yla birlikte dünyanın en komik görüntüsüne şahit
olduk. Ekinlerin en uzun kısımlarından bile rahatlıkla gö
rebildiğimiz büyük köpeklerin peşinde, buğdayların arasın
da küçük bir hareket görünüyordu. Minik köpeğim, büyük
köpeklerin arkasından körlemesine koşuyordu. Sonra ani
den durdu. Küçük, beyaz bir kafa, deniz yüzeyinde beliren
denizaltı periskopu gibi başakların arasından uzanıp diğer
köpekleri görene kadar etrafa bakındı. Sonra tekrar buğday
başaklarının arasında gözden kaybolup başka bir yöne doğru
hareket etmeye başladı. Bir süre sonra hareket tekrar durdu,
küçük beyaz baş yine başakların arasından göründü, yeniden
hedefini görüp bir kez daha başakların arasına dönüp başka
bir yöne ilerlemeye devam etti. Bu döngü saatlerce sürdü ve
sonunda küçük, beyaz kafanın buğdaylar arasından fırladığını
her görüşümüzde Fiona’yla histerik gülme krizlerine girmeye
başladık. Gözlerimizden yaşlar akarak birbirimize dayandığı
mızda gülmekten yanaklarımız acıyordu. Köpeğim yeniden
başakların arasından fırlamadan önce birbirimizi ayağa kal
dırıyor ve yeniden, daha çok gülerek iki büklüm oluyorduk.
Sonunda ayakta durmakta bile zorlanır hale gelmiştik.
Bu basit ama paha biçilemez anıyı paylaşmak, bir anda
bu arkadaşlığın benim için değerini hatırlamama sebep oldu.
Harry yle beraber gülerken gençliğin masumiyetini ve Fiona’yla
paylaştığım, gamsız ve sınırsız kahkahaları özledim. “O şimdi
nerede?” diye sordu Harry. Onun artık başka bir ülkede yaşa
dığını ve iletişimimizin koptuğunu anlattım. Hayatın devam
ettiğinden bahsettim ve artık hayatımda daha yakın olduğum
başka insanlar vardı. Arkadaşlığımızı etkileyen başka faktör
ler ve başka insanlar da olmuştu ama zevklerimizin farklılığı
ve hayat tarzlarımızın birbirinden çok ayrı olması da önem
liydi. Harry hayatta geri dönemeyeceğimiz konusunda bana
katılıyordu fakat belki de hayat bir gün yeniden yollarımızın
kesişmesini sağlayabilirdi. Hayattaki birçok döngüye şahit ol
muş biri olarak bunun mümkün olduğunu söyledim. Ama ne
olursa olsun fark etmezdi. Sahip olduğum anılar benim için
çok değerliydi ve ona, bana öğrettiği şeyler ve bir zamanlar
paylaştığımız dostluk için sessizce teşekkür ederek Fiona için
her şeyin en iyisini diliyordum.
Arkadaşlıklarıma ait en iyi anılarımın birçoğu yürümekle,
konuşmakla ve gülmekle ilgiliydi. Bundan sonraki birkaç haf
tada Harry’le diğer arkadaşlıklarıma dair anılarımın bir kısmı
nı da paylaştım.

 

Cevap bırakın