Home » istanbul escort » KENDİNİZE İZİN VERİN BÖLÜM 3

KENDİNİZE İZİN VERİN BÖLÜM 3

Kendisi de yürümeyi çok seven biriydi ve o da
zaman içinde yürüyüş yaptığı yerlere ve arkadaşlarıyla paylaş
tığı deneyimlere dair anılarından bazılarını benimle paylaştı.
Harry’nin, birlikte yürüdüğü her grubu gülüşüyle aydınlataca
ğını tahmin edebiliyordum. Bu düşünce gülümsememe sebep
oldu ve bana neye güldüğümü sorduğunda bunu söylemekten
büyük bir mutluluk duydum. Harry de yürüyüşlerde her za
man çok güldüklerini kabul etti.
Aslında ben de uzun bir yürüyüş için bir sonraki hafta
Harry’nin yanından ayrılacaktım. Bu geziye katılmaya karar
verdiğimde Harry’nin o zaman hâlâ hayatta olup olmayacağın
dan emin değildim. Şehirden uzaklaşmayı iple çeksem de onu
yalnız bırakacağım için biraz üzgündüm çünkü döndüğümde
onun hâlâ burada olup olmayacağından emin değildim. Ama
ne yapacağımı Harry’e söylediğimde tüm kalbiyle ve heyecanla
bana hak verdi ve hayatta olsa da olmasa da ruhunun benim
yanımda olacağını söyledi.
Yürüyüş medeniyetten çok uzak bir yerde, her yıl yapılıyor
ve hep aynı gölde sona eriyordu. Fakat her seferinde göle dö
külen ırmakların farklı bir kolu takip ediliyordu. Benim katıl
dığım yıl yürüyüş, bir nehrin kaynağına yakın birkaç çiftlikten
başlıyordu. Büyük kısmı artık kuru bir dere yatağından ibaret
olan bu ırmağı takip ederek göle ulaşacaktık.
Yürüyüşün konsepti katılımcılarına, daha önce antik uygar
lıkların yürüdüğü bu yollarda yürürken dünyayla birlikte iyi
leşme fırsatı vermekti. Nehirler o zamanların otoyolları ya da
en azından işlek caddeleri gibiydi. Kabileler, nehir boylarında
yaşar ve onları izleyerek seyahat ederdi. Hepimiz Aborjinlerin
dumanla temizlenme törenlerinden birine katıldık ve kabile
nin yaşlılarından biri bizi kutsadıktan sonra altı gün boyunca
yürüdük.
Hepimiz kendimizi iç ritmimize kaptırmıştık. Yaklaşık bir
düzine kişiden oluşuyorduk. Bazılarımız gruplar halinde yürü
yor ve yol boyunca sohbet ediyordu. Diğerleri, bu konuşmala
ra arada bir eşlik ediyordu. Bazıları durup her şeyin fotoğrafını
çekerken bazılarımız daha çok yalnız yürüyorduk. Her akşam
aramızdan birkaç gönüllü çıkıp eşyalarımızın durduğu yük
vagonunu getirdikten sonra kampımızı kurardık. Ardından
huzurlu bir kamp ateşinin etrafında ortak akşam yemeğimiz
hazırlanır ve yıldızlardan muhteşem bir battaniyenin altında
güzel arkadaşlıklar kurulurdu.
Attığımız her adımla dünyayla bağlantımız güçleniyordu.
Mola verdiğimizde insanlarla sohbet etmekten hoşlanıyordum
fakat yürürken yalnız olmak daha çok hoşuma gidiyordu ve
böylece tempomu da düşürmemiş oluyordum. Eskiden beri
çok fazla yürüyüş yaptığım için doğal ritmim, ana grubun
önüne geçmeme sebep oluyordu. Bu yürüyüşleri başlatmış
olan bilge ve sevgi dolu bir ruh her zaman benim önümde,
kendi ritmiyle yürüyordu.
Sadece yürüyerek tek başıma geçirdiğim zaman, kendi içim
de yeniden netliğe ulaşmam için de harikaydı. Bu dönemde, ev
bakıcılığı yapmaya uzun süre devam etmek istemediğimi fark
ettim, içimdeki bir şey, yeniden kendime ait bir mutfağa sahip
olmayı düşünmeye başlamıştı. Bir zamanlar çok sevdiğim ta
şınma işi, artık beni çok yoruyordu. Yeni bir tohum ekilmişti
ama bu büyük bir tantanayla değil, kendi içimde sessizce bir
şeylerin değiştiğini kabul etmemle olmuştu. Huzurla yürüme
ye devam ettim.
Modern zamanlarda topraklar mülkiyet sebebiyle parçalara
ayrılmış olduğu için bu kadar uzun yürüyüşler yapabilmek na
dir bulunan bir fırsattı. Neyse ki bu meseleler önceden halledil
mişti ve çiftlikten çiftliğe geçerek sorunsuzca ilerledik. Modern
hayatın telaşesinde ayaklarımızın altındaki dünyanın farkında
olmayı unutmak çok kolaydır. Elbette birçoğumuz durup do
ğanın güzelliğinin içimize işlemesine izin verdiğimizde dün
yayla bir bağlantı hissederiz. Fakat hiç ara vermeden altı gün
boyunca yürümek, daha önce gezegenimize karşı duyduğum
büyük hayranlığa rağmen dünyayla özlediğimi fark etmediğim
bir bağlantıyı hissetmeme sebep oldu.
Yol boyunca antik zamanlardan kalma oymalar keşfettik ve
yüz yaşındaki muhteşem kırmızı okaliptüsler karşısında hayrete
düştük. Karmaşık oymalar ve kanoların üzerine yapımlarında
işlenmiş çentikler vardı. Bunlar geçmişte yaşamış ve artık ka
bileleri uzun zamandır kaybolmuş olan insanların kanıtlarıydı
ve aynı anda hem yürek burkucu hem de ilham vericiydi. Belli
yerlerdeki enerji de çok kuvvetliydi ve bunun neden iyileşme
niyetli bir yürüyüş olduğunu anlıyordum.
Hepsinin ötesinde geçtiğimiz çiftlik arazilerinin çoğu
bana büyüdüğüm yeri hatırlatıyordu. Koyun dışkısının ko
kusu aklıma bir sürü anının gelmesine sebep olmuştu ve kısa
süreliğine de olsa yeniden bu kuru ve tozlu iklimde olmak
çok hoşuma gitmişti. Attığım her adımda zindeliğim artıyor
du yeniden öncelikli ulaşım biçimimin yürümek olduğu bir
dünyaya dönmenin hayalini kurmaya başlamıştım. Bu bana
modern hayatın tüm karmaşası ve acelesinden daha anlamlı
geliyordu.
Bu günlerden birinde, grupla kısa süreliğine ayrı düştüğüm
de yüzebileceğim, serin bir gölet bulmak çok rahatlatıcı olmuş
tu. Üzerimdekileri çıkarıp temiz ve serinletici suda yüzmek,
bedenimi olduğu kadar ruhumu da temizlemiş ve bana enerji
vermişti. Doğayla aramdaki bağlantı sürekli güçlenirken bu
haftanın her anı bir lütuf haline geliyordu.
Her gün sabah sekizden akşam beşe kadar sürekli yürüdü
ğümüz için manzara devamlı değişiyordu. Daha sonra kampı
mızı kuruyorduk. Yolumuza geçmişte burada yaşamış insanla
rın izleri çıkmaya devam ediyordu. Daha önce nehre saplanmış
olan bir araba, artık kuru nehir yatağının bir parçası haline
gelmişti ve muhtemelen yüzyıldan uzun süredir orada duru
yordu. Çatısı olmayan taştan bir kulübe, başka zamanlarda da
nehir boyunca yaşayanlar olduğunu gösteriyordu. Ama en gü
zeli, o anda adımlarını takip ettiğimiz antik insanların oymala
rını görüp ne kadar eşsiz bir tarih dersiyle kutsandığımızı fark
etmekti.
Altı gün boyunca yürüyüp yaklaşık seksen kilometre yol
kat ettikten sonra oldukça yorgun ama neşeliydik. Diğer yürü
yüşçülere büyük bir üzüntüyle veda ettim ama yürüyüş bittiği
için daha da büyük bir üzüntü duyuyordum. Ertesi gün, yü
rüyüş havasından çıkamadığım için kurumuş gölün etrafında
tek başıma beş saat daha yürüdüm. Bundan birkaç gün sonra
yürüyüşle aynı konseptte hazırlanmış küçük bir müzik festivali
vardı. Birkaç gün de bunun için orada kaldıktan sonra tekrar
Melbourne’a doğru yola çıktım.
Neyse ki Harry henüz aramızdan ayrılmamıştı ve onunla bi
raz daha vakit geçirme fırsatım oldu. Fakat yanında olmadığım
on günde hastalık vücudunu iyice ele geçirmişti ve onu olduk
ça zayıflamış buldum. Bir zamanlar kaslı olan bacaklarındaki
güç yok olmuştu ve eskiden kocaman olan yuvarlak yüzü artık
sarkık ve zayıftı. Fakat o hâlâ harika bir adam olan Harry’di.
Brianın babasıyla ilgilenmek konusunda duyduğu umutsuz
ihtiyaç korkunç derecede artmıştı. Artık çok daha kontrolcü
olmuştu ve evden her akşamüstü en fazla bir saat uzaklaşıyor
du. Ben gitmeden önce Harry’le o huzur saatlerinin keyfini çı
kardığımız için şükrediyordum çünkü artık buna çok az fırsatı
mız oluyordu. Brian ın takıntılı davranışlarına ek olarak Harry
çok daha fazla uyumaya başlamıştı.
Fakat hayat her zamanki gibi beklenmedik bir hamle yaptı
ve Brian bir sabah iş için şehir dışından çağırılınca istemeyerek
de olsa bakım işini bana bırakmak zorunda kaldı. Neyse ki bu,
Harry nin en iyi anlarından birine denk geldi ama artık en iyi
anı bile çok iyi değildi. Yine de en azından uyanıktı ve biraz
konuşabiliyordu.
Onun isteğiyle yürüyüşten ve o sırada hissettiğim içgöriiler
den bahsettim. Bana diğer yürüyüşçüler hakkında da sorular
sordu ve onların kendilerinde olumlu değişiklikler fark edip
etmediklerini ya da benim böyle bir şeyi görüp görmediğimi
öğrenmek istedi. Paylaşabileceğimiz çok fazla şey vardı.
“Peki bu hafta arkadaşların konusunda ne yapıyorsun, Bron
nie?” diye sordu zayıflayan sesiyle. “Haftanın hangi bölümünü
iyi arkadaşlarınla geçirmek için ayırdın? Ben bunu bilmek isti
yorum.” Bu ısrarı karşısında gülüp daha sonra arkadaşlarımla
geçirebileceğim çok zamanım olduğunu söyledim. Ama o da
benim arkadaşımdı ve o anda onunla geçirdiğim vaktin keyfini
çıkarmak istiyordum.
“Bu yeterli değil, güzel kızım. Sen de diğer insanların yap
tığı şeyi yapıyorsun. Belli ki şimdiye kadar kendine de zaman
ayırman gerektiğini öğrenmişsin. Hayatında bir denge kur ve
arkadaşlarına düzenli olarak zaman ayır. Bunu, onlar için oldu
ğundan daha çok kendin için yap. Arkadaşlarımıza ihtiyacımız
var.” Harry yüzünde bir uyarı ifadesiyle bana ciddiyetle baktı.
Ama bu ısrarının ardındaki şeyin sevgi olduğunu ikimiz de bi
liyorduk.
Harry haklıydı. Sürekli on iki saatlik vardiyalarda çalışıp on
larla daha sonra kaçırdığım zamanları telafi etmek yerine, arka-
daşlarım için düzenli vakit ayırmayı başarmam gerekiyordu. Bu
işi çok sevmeme ve zaman zaman müşterilerim ya da aileleriyle
çok eğlenceli anlar paylaşmama rağmen çok ciddi bir dünya
da yaşıyordum. Ölmekte olan insanların ve üzgün ailelerinin
yanında olmak ancak arkadaşların sağlayabileceği bir hafiflikle
dengelenmeliydi. Hayatımda neşe eksikti ve ben, bunu ancak o
zaman gerçekten kendi kendime söyleyebilmiştim.
“Haklısın, Harry” diyerek kabul ettim. Gülümseyip ona sa
rılmam için kollarını kaldırdı. Yatağa doğru eğildim ve gülüm
seyerek onu kucakladım.
“Mesele sadece arkadaşlarınla bağlantını koparmaman de
ğil, sevgili kızım. Önemli olan aynı zamanda kendine onlar
la birlikte olma hediyesini de vermen. Bunu anlıyorsun, değil
mi?” diye sordu hem sözcükleri hem de gözlerini kullanarak.
İkna olmuş halde başımı sallayarak, “Evet Harry, anlıyo
rum” diye cevap verdim. Biraz dinlenmesi için onu yalnız bı-
rakırken bana gösterdiği şey ve paylaştığımız dürüstlük için
şükran duyuyordum.
Harry’e huzur içinde ölmek bahşedildi. Bundan birkaç gece
sonra uykusunda aramızdan ayrıldı. Bana haber vermek için
arayan kızı içtenlikle teşekkür etti. Ama ben ona Harry’nin de
bana çok fazla şey verdiğini söyledim. Onu tanımak, benim
için büyük bir zevkti.
Hâlâ, “Kendine arkadaşlarınla olmak için izin ver” diyen
sesini duyabiliyorum. O gür kaşlı, kırmızı yüzlü ve kocaman
gülüşlü adamın sözleri hâlâ yaşıyor.
YARINKİ YAZIMIZDA BEŞİNCİ PİŞMANLIK

Cevap bırakın