Home » istanbul escort » KEŞKE ARKADAŞLARIMLA BAĞLANTIMI KOPARMASAYDIM

KEŞKE ARKADAŞLARIMLA BAĞLANTIMI KOPARMASAYDIM

Bunları anlatarak beni sıkmak istemediğini söyledi ama de
vam etmesi için ısrar ettim. Onu tanımak gerçekten ilgimi çeki
yordu, o da anlatmaya devam etti. “Her şeyden çok arkadaşla
rımı özlüyorum. Bazıları öldü. Bazılarının durumu benimkine
benziyor. Bazılarıyla da bağlantımı kaybettim. Keşke onlarla
bağlantımı kaybetmeseydim. Arkadaşlarının her zaman orada
olacağını düşünürsün. Ama hayat devam eder ve bir anda ken
dini, etrafında seni anlayan ve geçmişini bilen kimse kalmamış
halde bulursun.” İsterse bazılarına ulaşmaya çalışabileceğimizi
söyledim. Başını sallayarak şöyle dedi: “Nereden başlayacağımı
bilemiyorum.”
Ona internet hakkında bilgi vererek, “Yardım edebilirim”
dedim. Bu Doris için çok yabancı bir konuydu ve bir nok
taya kadar bu yeni kavramları oldukça iyi anladı. Önce be
nim zaman harcayacağım için endişelenerek teklifimi reddetti.
Fakat sonunda onu, bunu seve seve yapacağıma ikna ettim.
Araştırma yapmak hoşlandığım bir işti. Bankacılık yaptığım
yıllarda kısa süre de olsa sahtecilik ve dolandırıcılık konusunda
çalışmış ve bu işi sevmiştim. Bu benzetmeme güldü. “Lütfen,
denememe izin ver” diye rica ettim. Doris, umutlu ve neşeli bir
gülümsemeyle kabul etti.
Doris’e yardım etmek istememin birkaç sebebi vardı. Onu
gördüğüm anda sevmiştim ve ona yardım edebilirdim. Arka
daşlarını arayıp bulmaya çalışacak bir beceriye sahiptim ama
aynı zamanda onun neler hissettiğini anlayabiliyordum. Uzun
süreli yalnızlıkların ve anlaşılma ihtiyacının sakatlayıcı acısını
ben de biliyordum.
Geçmişte önceki yıllardan kalan acım beni o kadar tüketmiş
ti ki kendimi tamamen içime çekmiştim. Birçok insanın sahip
olduğu yanlış bir inanca sahiptim, insanları yanıma yaklaştır
masam acıyı da uzak tutacağımı düşünüyordum. Böylece artık
kendimi incinmekten koruyabilirdim. Kimse bana yaklaşamazsa
beni incitemezdi de. Elbette, iyileşmenin tek gerçek yolu, sevgi
yi dışarıda bırakmak değil; sevginin bir kez daha akmasına izin
vermekti fakat bu noktaya gelmek uzun zaman alabiliyordu.
Görünüşte karşıma çıkan insanlara karşı arkadaş canlısı bi
riydim fakat zor geçen geçmişim yüzünden taşıdığım acı bana
hâlâ ağırlık yapıyordu. Artık eskiden yoluma olumsuzluklarla
çıkan kişilere karşı şefkat duyabildiğim bir noktaya gelmiştim.
Sorun bu değildi. Değiştirmek için hâlâ biraz zamana ihtiyaç
duyduğum şey, kendi hakkımda sahip olduğum düşüncelerdi.
Yıllarca süren olumsuz düşünceler tersine çevriliyordu ve ba
zen bunun acısı dayanılmaz hale geliyordu. Zihinsel olarak,
inanmaya koşullandığımdan çok daha değerli olduğumu bil
sem de, duygusal olarak iyileşmek için hâlâ kat etmem gereken
bir mesafe vardı.
Sunday Morning Corning Doıvn (Pazar Sabahı Geliyor) ha
yatımın şarkısı olmuştu. Kris Kristoffersonı hep çok sevmiş ve
kendi şarkılarımı yazarken de ondan etkilenmiştim. Bu şarkının
da yalnızlığımı en doğru biçimde ifade ettiğini hissediyordum.
En kötüsü hep pazar günleri olurdu. Lucinda Williams’ın da
bu konuda bir şarkısı vardı ve şöyle diyordu: Pazar günlerini
atlatamıyorum.”
Fakat sorun sadece pazar günleri değildi. Yalnızlık, kalpte
sizi fiziksel olarak öldürebilecek bir boşluk bırakır. Katlanılmaz
bir acısı vardır ve bunu ne kadar uzun süre taşırsanız bu hisse
o kadar fazla umutsuzluk eklenir. Bu yıllarda kilometrelerce
şehir ve taşra yolu kat edilir. Yalnızlık, etrafınızda insanların
olmaması değildir. Yalnızlık, anlayış ve kabullenilmeye sahip
olmamanızdır. Dünya üzerindeki çok fazla sayıda insan, ka
labalık bir odada bu duyguyu yaşamıştır. Hatta kalabalık bir
odada yalnız olmak genellikle bu yalnızlığı daha da ortaya çı
karıp yoğunlaştırır.
Etrafınızda kaç kişinin olduğu hiç fark etmez. Aralarında
hiçbiri sizi anlamıyor ya da sizi olduğunuz gibi kabul etmi
yorsa yalnızlık acı verici yüzünü göstermeye başlayacaktır.
Bu,eskiden çok sevdiğim gibi, tek başına olmaktan çok farklıdır.
Iek başına olmanız, yalnız olduğunuz ya da mutlu olduğu
nuz anlamına gelebilir. Yalnızlık, sizi anlayan birinin yanınızda
olmasına duyduğunuz ihtiyaçtır. Bazen tek başına olmak ve
yalnızlık birbiriyle alakalıdır fakat çoğunlukla değildir.
Yalnızlık öylesine dayanılmazdı ve kalbimdeki acı öylesine
sürekliydi ki intihar zaman zaman aklımdan geçen bir düşünce
haline gelmişti. Elbette, aslında ölmeyi hiç istemiyordum. Ya
şamak istiyordum. Ama inandırıldığım değil, sahip olduğum
değerimi fark etmek ve bu acının esaretinden kurtulmak konu
sunda ustalaşmak bazen çok büyük bir güç gerektirebiliyordu.
Sevgi ve mutluluğun yeniden hayatımda akmasına izin vermek,
hatta bunu hak ettiğimi kabul etmek öylesine zor olabiliyordu
ki bazen intihar seçeneği daha çekici görünüyordu.
En sonunda acı ve yalnızlık katlanamayacağını kadar bü
yüdüğünde ve o ana kadar yaşadığım en acı verici aşamaya
geldiğinde dualarım nazik ve anlayışlı bir davranış aracılığıy
la yanıtlandı. Bir arkadaşım, çok doğru bir anda telefon etti.
Zor bir dönem geçirdiğimi biliyordu ama tam o anda, yavaş
ve acılı gözyaşlarıyla dünyaya veda mektubumu yazdığımı bil
miyordu. Gitmeye hazırdım. Artık kalbimdeki sürekli acıyla
yaşayamıyordum.
Arkadaşım, tek kelime bile etmemem konusunda ısrar etti.
Ben sadece dinleyecektim. Gözyaşlarını ve bitkinliğimle gönül
süzce de olsa kabul ettim. Telefonun diğer ucunda önce gitarını
çalmaya sonra da Don McLean’ın Vincent şarkısının Yıldızlı,
Yıldızlı Geceler dizesini söylemeye başladığını duydum. Fakat
şarkıdaki Vincent ismini, Bronnie’yle değiştiriyordu. Şarkının
trajedisi ve acısını anlayabildiğim için gözyaşlarını daha da hız
lı akmaya başladı. Bu yumuşak melodi, Vincent Van Gogh’un
çektiği acıların hikâyesini anlatıyordu. Arkadaşım şarkıyı
bitirdiğinde ben ağlamaya devam ettim. O anda yapabileceğim
başka hiçbir şey yoktu. O, sessizce oturup sabırla bekledi. Son
ra ben ona teşekkür edip hâlâ ağlayarak telefonu kapattım. O
an başka bir şey söyleyebilecek halde değildim.
O akşam uykuya dalarken tamamen tükenmiş ve duygu-
sal olarak bitkin durumdaydım. Fakat arkadaşımın anlayışı ve
iyi niyeti sayesinde içimde küçücük bir umut ışığının yeniden
yanmaya başladığının farkındaydım. Ertesi akşam, hiç tahmin
etmediğim bir arkadaşım İngiltere’den telefon etti. Uzun ve
dürüst bir konuşma yaptık ve gücüm yavaş yavaş geri dönmeye
başladı.
Fakat yine bu yalnızlık yıllarında, bundan bir süre son
ra bir kez daha zor durumda kaldığımda, güçlü kalmak için
çok çalışıyor ve yardım bulmak için dua ediyordum. O anda
bir şehre doğru yol alıyordum ve bir kuşa çarptım. Kuş çok
küçük sayılmazdı ve ön camımda duyduğum ses, beni uyan-
dırmaya yetti. Elbette bir hayvan sever ofarak bu kenefimi
daha da berbat hissetmeme sebep olmuştu ama aynı zamanda
benim için iyi bir hatırlatmaydı. Hayat bu kadar kolay bite
biliyordu ve benim kendi hayatım için istediğim şey gerçek
ten bu muydu?
Kuşa, gelişimimde oynadığı rol için teşekkür ettim ve ara
bayı daha dikkatli kullanmaya başladım. Tam o anda radyoda
bir klasik müzik parçası çalmaya başladı ve beni muhteşem
bir yere taşıdı. Bu inanılmaz narin melodi beni sakinleşti
rip nazikçe kalbimdeki acıyı süpürdü. Müzik tepe noktasına
ulaştığında çok güzel ve ilham verici bir an yaşadım. Hayat
ta önemli olanın bunlar olduğuna karar verdim: Güzellik ve
saHık anları. Bu kadardı, bu kadar basitti.

Cevap bırakın