Home » istanbul escort » KEŞKE BU KADAR ÇOK ÇALIŞMASAYDIM

KEŞKE BU KADAR ÇOK ÇALIŞMASAYDIM

Bu harika kadın büyük bir sabırla onun emekli
olmasını beklemişti. Ona baktığında hâlâ
tanıştıkları günkü kadar güzel olduğunu gördü. Fakat John,
hayatında ilk kez o anda, sonsuza dek yaşamayacaklarını
düşündü.
Artık anlamlandırabildiği sebeplerle sersemlemiş olsa da
John emekli olmayı kabul etti. Margaret yerinden zıplayıp
ona sarıldı, gözlerinden akan yaşlar artık mutluluk gözyaşla
rıydı. Fakat gülümseyişi çok uzun sürmedi ve John sözlerini,
“Bir yıl sonra” diyerek bitirdiği an kayboldu. Şirkette pazarlığı
süren bir anlaşma vardı ve John bunun nasıl sonuçlanacağını
görmek istiyordu. Margaret on beş yıl boyunca onun emekli
olmasını beklemişti. Elbette bir yıl daha bekleyebilirdi. Bu bir
fedakârlıktı ve Margaret gönülsüzce de olsa bu teklifi kabul
etti. Güneş görüş alanımızdan çıkarken John bana seçimi yü
zünden daha o zaman kendini bencil hissetmiş olduğunu ama
bir anlaşma daha yapmadan emekli olamayacağını söyledi.
Yıllardır bunun hayallerini kuran sevgili karısı için her şey
gerçek hale gelmeye başlamıştı. Düzenli olarak seyahat acen
talarına telefon edip gerçek planlar yapmaya başladı. John her
akşam eve geldiğinde Margaret onu hazırlanmış bir akşam ye
meği sofrasıyla bekliyordu. Bir zamanlar bütün ailelerine hiz
met etmiş olan masada oturup yemeklerini yerken Margaret
büyük bir heyecanla düşüncelerini ve fikirlerini onunla pay
laşıyordu. Artık John da emeklilik fikrine ısınmaya başlamıştı
fakat yine de Margaret tersini söylese de önlerindeki on iki ayı
çalışarak geçirmek konusunda ısrar etti.
Emekli olmayı kabul ettikten dört ay sonra yani çalışma ha
yatının bitimine sekiz ay kala Margaret mide bulantılarından
yakınmaya başladı. Başlangıçta sadece biraz başı dönüyordu
fakat bir haftanın sonunda rahatsızlığı devam etti. John işten
geldiğinde, “Yarın için doktordan bir randevu aldım demişti
Margaret. Hava kararmıştı. İşten eve dönmeye çalışanların tra
fiği uzakta devam ediyordu. Margaret, neşeli görünmeye gayret
ederek, “Önemli bir şey olmadığına eminim” diye eklemişti.
John, Margaret’ın kendini iyi hissetmemesi yüzünden endi-
şelendiyse de ertesi akşam Margaret doktorun bazı testler yap
mak istediğini söyleyene kadar aklından daha fazlası geçme
mişti. Test sonuçları ortaya koymasaydı bile sonraki haftalarda
Margaret’ın gitgide artan rahatsızlığı ve acısı, onlara bir şeyle
rin yolunda olmadığını gösterecek düzeydeydi. Sadece işlerin
ne kadar yolunda olmadığının farkında değillerdi. Margaret
ölüyordu.
Bizler, ululuğumuzu garantileyecek şeylerin daha sonradan
geleceğini varsayarak ya da sınırsız zamanımız olduğunu düşü
nerek gelecek planları yapmaya çok fazla zaman harcarız. Oysa
sahip olduğumuz tek şey, bugündür. Artık John’un hissettiği
derin pişmanlığı anlamak zor değildi. İnsanların işlerini çok
sevebileceklerini anlıyordum ve bunun suçluluk duyulacak bir
tarafı yoktu. Ben de yanında genellikle büyük bir hüzün getir
mesine rağmen yaptığım işi çok seviyordum.
Ama ona, onu bu kadar destekleyen bir aile hayatı olma
saydı yine de işinden bu kadar keyif alıp alamayacağını sor
duğumda John başını salladı. “Evet, işimden epeyce keyif alı
yordum. Ve kesinlikle bana sağladığı statüyü seviyordum ama
şimdi bunların ne anlamı var ki? Hayatta ilerlememi sağlayan
şeye çok daha az vakit ayırdım: Margaret’a ve aileme. Ah, sev
gili Margaret’ım. Sevgisi ve desteğiyle her zaman yanımday
dı. Ama ben onun yanında değildim. Ayrıca çok da eğlenceli
biriydi. Birlikte, buradan uzakta harika vakit geçirebilirdik.”
Margaret, John’un emekli olmasına üç ay kala ölmüştü.
Gerçi John, onun sağlığı sebebiyle o zaman zaten emekli ol
muştu.

John o zamandan beri emekliliğini nasıl bir suçluluk
duygusunun altında ezilerek geçirdiğini anlattı. Kendi deyi
şiyle hatasını’ kabul etmek konusunda belli bir yere gelmeyi
başarmış olsa da Margaret’la seyahat etmek ve birlikte gülmek
için büyük bir arzu duyan artık kendisiydi.
“Sanırım korkmuştum. Evet, korkmuştum. Sersemlemiş-
tim. Oynadığım rol bir şekilde beni tanımlamaya başlamıştı.
Iabii artık ölmek üzere biri olarak burada otururken hayatta
sadece iyi bir insan olmanın yetip arttığını görebiliyorum.
Neden bizi doğrulaması için maddi dünyaya bu kadar ba-
ğımlıyız ki?” John yüksek sesle düşünüyordu; her şeye sahip
olmak isteyen, önemlerini kendi içlerinde kim oldukları yeri
ne neye sahip olduklarına ve ne yaptıklarına göre ölçen geç
miş ve gelecek nesiller için üzüntüyle dolu, rastgele cümleler
kuruyordu.
“Daha iyi bir hayat istemenin yanlış bir tarafı yok. Beni
yanlış anlama dedi John. “Sadece, daha fazlasının peşinden
koşmamız ya da başarılarımız ve sahip olduğumuz şeyler yo
luyla tanınma ihtiyacımız bizi, sevdiğimiz insanlarla vakit ge
çirmek, sevdiğimiz şeyleri yapmak ve bir denge kurmak gibi
asıl önemli şeyler konusunda engelleyebilir. Sanırım asıl mese
le bu denge, öyle değil mi?”
Ona hak vererek sessizce başımı salladım. Artık üstümüzde
ki birkaç yıldızı görebiliyorduk ve şehrin ışıkları suyun üstüne
yansımaya başlamıştı. Denge kurmak benim için de her zaman
biraz zorlandığım bir şey olmuştu. Bana her şey ya hep ya hiç
gibi görünürdü ve bu işim için de geçerliydi. Normal çalışma
saatlerim on iki saatlik vardiyalardan oluşurdu fakat müşteri
lerim sona yaklaştıkça hem onlar hem de aileleri bakıcıların
mümkün olduğunca uzun süre yanlarında kalmalarını isterler
di. Bu yüzden son aylarında haftada altı gün çalışmam, bazen
geceyi de orada geçirmem yani aralıksız otuz altı saat orada
kalmam alışılmadık bir durum değildi. Haftada seksen dört
saat çalışmak hiç kimse için sağlıklı değildi ve bu, yaptığınız işi
çok sevseniz bile geçerliydi.
Bazen müşterilerim uyurdu ama benim yine de orada ol
mam gerekirdi. Yapmam gereken birçok başka iş vardı. Kendi
hayatımı beklemeye almışım gibi hissederdim, tabii aslında
böyle değildi çünkü bu da hayatımın bir parçasıydı. Müşte
rim vefat ettiğinde bitkin halde olurdum. Böyle bir maratonun
ardından genellikle bir süre düzenli bir müşteri karşıma çık
mazdı. Ben de bu molayı değerlendirir, yeniden arkadaşlarımla
görüşür, müzik ve yazı çalışmalarıma döner ve sonra her şeye
en baştan başlardım. Ara sıra tesadüfi birkaç mesai dışında işim
olmadığı, uzun süreli mola dönemleri harika olurdu. Ama bu
tutarsızlık gelirim açısından üzerimde büyük bir baskı kurardı.
İş olmadığında param da olmuyordu.
Tam bu dönemde haftada bir gün bir doğum öncesi kliniğinde
ofis sorumlusu olarak çalışma teklifi aldım. Bu düzenli
bir işti ve çok sevmiştim. Klinik hamile kadınlar için doğum
kursları ve anneler için grup eğitimleri veriyordu. Bazı hafta
larda ölüm döşeğindeki insanlara bakıcılık yapmaktan çıkıp
ayaklarıma tırmanan ve bana ıslak öpücükler veren bebeklerle
etrafım sarılı halde çalışmaya gidiyordum.
Bu benim için hayatın güzellikleri ve tüm döngüsü konu
sunda sağlıklı bir hatırlatma oluyordu. Bir müşterim öldüğün
de merkeze yeni bir bebek gelirdi. Bu minikler inanılmaz dere
cede hassas ve güzel olurlardı. Patronum Marie, olabilecek en
büyük kalbe sahip olan, hayatımda tanıdığım en harika insan
lardan biriydi. Onu çok severdim ve hâlâ seviyorum, işimin
bir kısmı, doğum öncesi sınıflarında kullanılacak malzemeleri
hazırlamaktı.

 

Cevap bırakın