Home » istanbul escort » KEŞKE DUYGULARIMI İFADE EDECEK KADAR CESUR OLSAYDIM PART 2

KEŞKE DUYGULARIMI İFADE EDECEK KADAR CESUR OLSAYDIM PART 2

“Peki, bunu bir daha yapacak mısın?” diye sordu.
“Hayır, büyükanne. Söz veriyorum ‘ dedim ciddiyetle.
“Bundan dersini aldın mı?”
Onu, “Evet büyükanne, aldım. Bunu bir daha yapmayaca
ğım” diyerek cevapladım.
“Pekâlâ” dedi sonunda. “Bunu babana söylemeyelim ve ya
rın senin için okula ben telefon edeyim.” Hepsi bu kadardı.
Tanrı onu korusun. Fakat olayın kendisi yüzünden yaşadığım
korku öylesine büyüktü ki bir daha dükkândan bir şey çalmayı
bırakın, o dükkâna bile yeniden giremedim.
Yıllar sonra liseyi bitirip içinde büyüdüğüm taşra kasabasın
dan ayrıldım. Kendi kanatlarımla uçmak için sabırsızlandığım
için bana teklif edilen ilk işi kabul ettim. Bu iş, kasabamdan
beş saat uzaktaki bir şehirde, büyükannemin evine yakın bir
bankacılık işiydi. En rahat seçeneğim, büyükannem ve teyzem
le birlikte yaşamaktı.
On sekiz yaşında, çiftlikten ve rahibe okulundan yeni çık
mıştım ve yeni fırsatlara açık olmam şaşırtıcı değildi. O yılın
sonlarına doğru annem artık bakire olmadığımı tahmin etti
ğinde dehşete düşmüş ve beni evlatlıktan reddetme noktasına
gelmişti. Benim gibi, sağduyu sahibi iyi bir kızın bu kadar ko
lay kandırılmış olmasına inanamıyordu. Anneme rahat olma
sını, zamanın değiştiğini ve benim hâlâ iyi bir kız olduğumu
söyleyerek işleri yoluna sokan yine büyükannem olmuştu. Bu
iki harika kadınla kurduğum bağ, o noktadan sonra güçlen
meye devam etti. Alkolü keşfedip büyükannemin evine sar
hoş döndüğümde her ihtimale karşı yatağımın yanına bir kova
bırakan da büyükannemdi. O benim hayatımda bilge, kabul
edici ve tamamen olumlu bir rol oynadı. Tabii genç sayılabile
cek bir yaşta alkolün bana göre olmadığımı söylediğimde ra
hatlamıştı.
Büyükannem tüm kardeşlerinden uzun yaşadı ve bu onun
için yürek parçalayıcıydı çünkü hepsi onun çocukları gibiydi.
Yaşadığım her yerden onunla mektuplaşırdık ve birbirimize
hayatlarımızı açık birer kitap gibi yazardık. Son kız kardeşini
kaybetmenin üzüntüsünü, yaşlanmanın getirdiği hayal kırıklı
ğını ve zaman içinde özgürlüğünü kaybedişini onunla paylaş
tım. Onun yıllar içinde yavaş yavaş çöküşünü izlemek benim
için çok üzücüydü çünkü beni her zaman burada olmayacağı
gerçeğiyle yüzleşmek zorunda bırakıyordu.
Her konuştuğumuzda gözyaşlarımı tutmakta zorlanmaya
başladım. Ve ona açıkça onu ne kadar çok sevdiğimi ve gitme
zamanı geldiğinde onu ne kadar çok özleyeceğimi söyledim.
Bundan sonra ölüm hakkında büyük bir açıklıkla konuşabil
meye başladık. Bunu yaptığımıza çok memnunum. Bizi bekle
yen şeyi inkâr etmeyerek yaptığımız tüm konuşmaların kıyme
tini bilmeye başladık ve böylece büyükannem de ölümle ilgili
düşüncelerini benimle özgürce paylaşabildi. Büyükannem,
zamanının dolmasından yıllar önce gitmeye hazırdı.
Birkaç yıl denizaşırı bir ülkede yaşadıktan sonra döndüğüm
de onu görmek için sabırsızlanıyordum. Değişim inanılmazdı.
Saçları artık tamamen beyazlamıştı, bir bastonla yürüyordu ve
daha da küçülmüştü. Büyükannem çok yaşlı bir kadına dönüş
müştü. Artık doksanlarındaydı ama hâlâ bildiğim o muhteşem
kadındı. Zihni hâlâ yerindeydi ve konuşmalarımız aynı güzel
likle bir yıl kadar daha devam etti.
Bir pazartesi günü, en son bankacılık işlerimden birine ça
lışır ve yerel şubeyi yönetirken bir telefon geldi. Büyükannem
önceki gece uykusunda aramızdan ayrılmıştı. Dünya başıma
yıkıldı ve ofisin kapısını kapattım. Başım masaya dayadığım
kollarımın arasında canım kadar sevdiğim büyükanneme veda
ederek yaşadığım kayıp için ağladım. “Büyükanne. Büyükan
ne” diyerek kendi kollarımda gözyaşı dökmeye devam ettim.
İşten erken çıktım ve kıpkırmızı gözlerle ve sağlıklı düşüne
meyecek kadar üzgün halde posta kutusunun yanında durdum.
Yarı yarıya hissizleşmiş halde mektuplara göz atarken hayretle
donakaldım. Aralarında sevgili büyükannemden gelen bir kart
vardı. Kartı cuma günü postaya vermiş ve pazar akşamı uyku
sunda doğal biçimde ölmüştü. Hem üzüntü hem de neşeden
kaynaklanan gözyaşları yanaklarımdan akmaya başladı. Kartı
alıp kalbimin üstüne bastırdığımda ağlıyor ama aynı anda ne
redeyse gülüyordum da.
Paylaştığımız bu bağ ve onunla ölüm hakkında dürüstçe
konuşabilmiş olduğumuz için şükrediyordum. Söylenmeyen
hiçbir şey kalmamıştı. O benim onu sevdiğimi biliyordu, ben
de onun beni sevdiğini biliyordum. Bunu yazdıklarını okudu
ğumda daha da iyi anladım: “Seni çok seviyorum bir tanem.
Sık sık seni düşünüyorum. Hayatın boyunca gün ışığı yanın
dan ayrılmasın Bron. Sevgiler, büyükannen.”
Büyükannemin ölümünü düşünmek, beni daha önce de ağlat
mıştı. Ama asıl, onun ölümünden sonra ağladım. Fakat içim hu
zurluydu çünkü herkesin kaçınılmaz olarak yüzleşeceği bu olayla
açıkça ve dürüstçe yüzleşmiştik. Bu huzur hâlâ içimde. Yüzü, ma
samın üstündeki bir çerçevenin içinden hâlâ bana gülümsüyor.
Onu hâlâ zaman zaman çok fazla özlesem de dürüstlüğün bize,
bugün hâlâ beni olabilecek en iyi biçimlerde şekillendiren çok özel
ve olumlu bir ilişki vermiş olduğundan hiç şüphem yok.
Fakat sevgili müşterim Jozsef için bu kadar kolay değildi.
Artık dürüst olmak o ve ailesi için fazlasıyla acı vericiydi. Acı
sını ve hayal kırıklığını hissedebiliyordum ve kalbim onun için
sızlıyordu. O harika adamın hayatta nasıl deneyimleri oldu
ğunu hayal etmekten hâlâ nefret ediyorum. Gizela hâlâ devasa
porsiyonlu yemeklerle gelip JozsePi yemeye ikna etmeye ça
lışıyordu. Jozsef her seferinde nazikçe gülümsüyor ve yemeği
reddediyordu. Akşamları başka bakıcıların da geldiği oluyordu
fakat ben esas gündüz bakıcısıydım. Birbirimizi tanıyorduk ve
artık en azından bana açılabildiği için bu durum onun için de
kolay ve rahatlatıcıydı.
Yerime başka birinin alındığını duyduğumda hem şaşırdım
hem de üzüldüm. Oğlu, bakıcı giderlerinden yakınıyordu.
Ona babasının ancak bir iki haftalık ömrü olduğunu açıkla
dığımda yine de farklı planlar yapmayı seçti ve Jozsef’in daha
yıllarca yaşayabileceğini söyledi. Bulduğu çözüm, bu işi çok
küçük bir ücret karşılığında yapmayı kabul eden yasadışı bir
işçi bulmak olmuştu.
Oğlunu bunu yapmamaya ikna etmesi için Gizela ile konuş
tuysam da bunun bir faydası olmadı. Kararlarını vermişlerdi.
Başka bir yerde beni bekleyen başka bir iş vardı. Mesele bu de
ğildi. Mesele, JozseHn sonunda konuşabiliyor olması ve benim
yanımda kendini rahat hissetmesiydi. Ve hayatının son birkaç
haftasında onun mutluluğu her şeyden önemli olmalıydı. Diğer
türlüsünün ne kadar kişisellikten uzak olacağını düşünmekten
de nefret ediyordum. Özellikle de Jozsef artık çok zayıf olduğu
ve nefes almakta zorluk çektiği için. Ayrıca yeni bakıcı ve yaşa
yacakları dil zorluğu yüzünden de üzülüyordum.
Ama işler artık benim kontrolümde değildi ve bunun da
Jozsefin yolculuğunun bir parçası olduğuna inanmak zorun
daydım. Nereden ne öğreneceğimizi hangimiz bilebiliriz ki?
Bilemeyiz. Böylece her zaman sözcüklerden daha fazla söyle
yecekleri olan bir kucaklaşma ve gülüşle birbirimize veda ettik.
Odasının kapısında son kez durakladım ve ona bir kez daha
baktım. Birbirimize hiçbir şey söylemeden ama bir sürü şey
söyleyerek aynı şekilde gülümsedik. Sonra gitme vakti geldi.
Arabayla evlerinden uzaklaşırken şimdiden pencereden dışarı
bakıp düşüncelere dalmış olduğunu biliyordum ve gözyaşlarını
akmaya başladı. Bu işim bana, başka türlü olsa asla tanışama
yacağım insanları tanıtmıştı ve bazen çok zor olsa da birbiri
mizle paylaştıklarımızdan öğrendiğim şeyleri seviyordum.
Jozsefin torunu beni bir hafta kadar sonra arayıp önceki
gece büyükbabasının öldüğünü söyledi. Onun için mutlu ol
muştum. Hastalığı artık hayatın hiçbir güzelliğinin keyfini çı
karmasına izin vermiyordu. Artık hepsinin geride kaldığını dü
şünerek bunun bir lütuf olduğuna karar verdim. Ölmeden önce
bu harika insanlar aracılığıyla bir şeyler öğrenmek çok nadir bir
hediyeydi ve ben bunun için şükrediyordum. Hepimiz öleceğiz
ama bu iş bana, o zamana kadar nasıl yaşayacağımız konusunda
hepimizin bir seçme şansı olduğunu hatırlatıyordu.
Jozsef in duygularını ifade edememekten dolayı çektiği ıstı
rabı görmek, her zaman kendimiııkileri ifade etmeyi deneyecek
kadar cesur olmaya karar vermeme sebep oldu. Mahremiyet
duvarlarım eridi ve hepimizin neden açık ve dürüst olmaktan
bu kadar korktuğumuzu merak etmeye başladım. Elbette bu
nun sebebi dürüstlüğümüzün bedeli olarak çekebileceğimiz
acıdan kaçınma isteğiydi. Ama yarattığımız o duvarlar da in
sanların bizim aslında kim olduğumuzu bilmesini engelleyerek
acı veriyordu. Tanınmaya ve anlaşılmaya çok ihtiyaç duyan o
harika, yaşlı adamın yanaklarından akan yaşları görmek, beni
geri dönüşü olmayacak şekilde değiştirdi.
Jozsef in öldüğüne dair telefonu aldıktan sonra sahile yakın
bir parkta oturup etrafımı izledim. Her yerde çocuklar oyun
oynuyordu ve onların duygularını ne kadar kolay paylaştı
ğını gözlemledim. Birini sevdiklerinde bunu söylüyorlardı.
Üzgün olduklarında ağlıyor, bunu serbest bırakıyor ve sonra
yine mutlu oluyorlardı. Duygularını bastırmayı bilmiyorlardı.
Dürüst ifadelerini izlemek çok güzeldi. Birlikte oyun oyna
dıklarını ve bir şeyler üzerinde çalıştıklarını izlemek de insana
enerji veriyordu.
Yetişkinlerin yapayalnız ve birbirlerinden çok ayrı olduğu
bir toplum yarattık. Birlikte çalışmak, duygularını ifade etmek
ve neşeli olmak izlediğim çocukların doğal haliydi. Yetişkinler
olarak bizim böylesine açık olma yeteneğimizi kaybetmiş ol
mamız bir yandan beni üzerken bir yandan da umut veriyor
du. Mademki bir zamanlar hepimiz, farklı düzeylerde de olsa
bu çocuklar gibiydik; o zaman belki de yeniden öyle olmayı
öğrenebilirdik.
Sahile yakın o parkta otururken çok net bir karar verdim.
Asla kendimi, sevgili Jozsef’in pişman olduğu şeylere pişman
olurken bulmayacaktım. Artık daha cesur olmamın ve duygu
larımı daha çok ifade etmemin vakti gelmişti.
Kalbimin etrafındaki duvarlara artık ihtiyacım yoktu. So
nunda onlardan kurtulma sürecim başlamıştı.

KEŞKE DUYGULARIMI İFADE EDECEK KADAR CESUR OLSAYDIM BÖLÜM SONU…

 

Cevap bırakın