Home » istanbul escort » SUÇLULUK YOK BÖLÜM 2

SUÇLULUK YOK BÖLÜM 2

Jude kırklarının ortalarına kadar oldukça sağlıklı gelmeyi
başardıysa da bu kadar iyi bir kadının henüz kırk dört yaşın
dayken ölmesinin çok yanlış olduğunu düşünmek de çok ko
laydı. Ama o ve Edvvard bunu kabullenmişti ve her ikisi de
tanıştıkları ve birbirlerinde buldukları sevgiyi yaşadıkları için
şükrediyordu. Ayrıca Layla’yı dünyaya getirmiş oldukları için
de kendilerini çok şanslı hissediyorlardı. Bu konuda Jude bir
bakıma huzurlu sayılırdı, bu muhteşem minik kızın hayatının
ilk dokuz yılında ona rehberlik etme onuruna erişmişti. Fakat
doğal olarak küçük kızının büyüyüp genç bir kadın olduğu
nu göremeyeceğini ve Layla’nın annesini kaybetmekten dolayı
çekeceği acıyı bilmenin getirdiği bir kalp sızısı da vardı. Ama
Layla’nın yolun geri kalanında ona yardım edeceğine emin ol
duğu sevgi dolu bir babası olduğunu bilmek Jude’a oldukça
yardım ediyordu.
Artık Jude bağımsızlığını ve hareket kabiliyetini tamamen
kaybetmişti ama en büyük üzüntüsü, konuşma yeteneğini de
kaybetmeye başlamış olmasıydı. Bir gece onu yatağında dön
dürürken bana en çok korktuğu şeyin, artık acı çektiğini ifade
edemeyecek hale gelip orada, ona katlanmak zorunda kalmak
olduğunu söyledi. Hayatın ne kadar zor olabileceğini ve he
pimizin aldığı derslerin birbirinden ne kadar farklı olduğunu
düşündüm. İnsanın son haftalarını ya da aylarını, bilinci yerin
de fakat iletişim yeteneğinden yoksun olarak geçirme ihtima
li çok korkunçtu. Ayrıca sen orada acı içinde yatarken kimse
bunu fark etmeyecek ya da acını nasıl hafifletebileceğini bile
meyecekti. Bu, felç ya da beyin hasarından mustarip olan bir
sürü başka hastanın da başına geliyor olmalıydı. Tanrım, bu
ne kadar zor bir hayattı! Bu kesinlikle benim hayatımı yeniden
gözden geçirmeme sebep olmuştu.
Her geçen gün Jude un konuşmasının daha da bozuldu-
ğunu fark ediyordum. Bazı günlerde hâlâ anlaşılır ve oldukça
iyi konuşuyordu. Diğer günlerdeyse söylediklerini anlayabil
memin sebebi sadece birbirimizi tanıyor olmamız ve benim
sezgilerimle çalışıyor olmamdı. Böyle günlerde Jude bazen özel
bir bilgisayar programı kullanırdı. Özellikle bu kullanım için
tasarlanmış gözlüklerde bir bilgisayar ekranına ulaşan lazer
ışınları vardı. Jude gözleriyle bilgisayarın yazmasına yetecek
kadar uzun süre bir harfin üzerinde durup bir sonraki harfe
geçerdi. Birkaç harf yazıldıktan sonra tahmin edebileceğim
birkaç kelime ortaya çıkardı ve bu böyle devam ederdi. Elbette
bu yavaş ilerleyen bir süreçti fakat en azından ona sesini du
yurma imkânı sağlıyordu. Bu programı geliştirerek ona böyle
bir imkân sağlayanlara sessizce teşekkür ettim. Fakat Jude’un
bu programı kullanmak için başını hareket ettiremeyeceği za
manlar da gelecekti.
İyi günlerinde, elimden geldiğince Judeun konuşmalarını
dinliyordum. Anlatmak istediği bir siirü şey vardı. Her sefe
rinde yavaşça bir yudum aldığı meyve suyunu dudaklarına
yaklaştırıp beklemem, onun konuşmaya devam edebilmesi
ni sağlıyordu. Söylemek istediği çok önemli bir şey vardı ve
bunu tekrar edip duruyordu. “Duygularımızı ifade edecek
kadar cesur olmalıyız” diyordu. Bunun, şu ana kadarki yol
culuğumu düşündüğümde bana çok uygun olduğuna karar
verdim.
Edvvard’la birlikte olmayı seçerek annesiyle sahip olduğu
ilişkiyi kaybetse de hiç pişmanlık duymadığı bu seçimi yapa
cak kadar cesur olduğunu bilmek onu mutlu ediyordu. Fakat
artık annesiyle duygularını paylaşmak istiyordu çünkü annesi,
Jude’u bir anne olarak hiç tanımamıştı. Böyle bir fırsatının hiç
olmayabileceğini bildiği için bir süre önce Jude ona bir mektup
yazmıştı. Mektup, Edvvardın ofis çekmecesinde duruyordu.
Jude’un annesi, kızının hastalığından haberdardı. Fakat hâlâ
inatçılık ve bağışlayamamanın pençesinde olduğu için ölmek
üzere olan kızını ziyaret edemiyordu.
“Duygularımızı ifade etmeyi şimdi öğrenmeliyiz’ diye vur
guladı Jude. “Artık çok geç olduğunda değil. Ve hiçbirimiz, ne
zaman çok geç olacağını bilmiyoruz, insanlara onları sevdiğini
söyle. Onları takdir ettiğini söyle. Dürüstlüğünü kabul edeme
seler ya da senin umduğundan farklı bir tepki verseler de fark
etmez. Önemli olan, senin bunu söylemiş olmandır.”
Jude bunun buradan ayrılanlar kadar geride kalanlar için
de önemli olduğunu söylüyordu. Gitmekte olanların, her şe
yin söylendiğini bilmeye ihtiyacı vardı. Bunun huzur verdiği
ni söylüyordu. Geride kalanlar da duygularını dürüstçe ifade
etme cesaretini gösterebilirse bu pişmanlığı kendi ölümlerine
kadar taşımak zorunda kalmazlardı. Ayrıca sevdikleri biri,
söylenmemiş sözlerle öldüğünde taşımak zorunda kalacakları suç
luluk duygusunu da taşımamış olurlardı.
Bu noktayı Jude için daha da önemli hale getiren şey, bir
yıl kadar önce bir arkadaşını beklenmedik biçimde kaybetmiş
olmasıydı. Bu, onun dünyasını derinden sarsmıştı. Iracey, ha
yatın her alanında aktif olan, çok hareketli bir kadındı. Koca
man kalbi yüzünden herkes onu severdi ve insanlara karşı hiç
yargılayıcı değildi.
“Hayatın hızına kendini kaptırıp ister ailen ister arkadaşla
rın olsun, sevdiğin insanlarla yeterince vakit geçirmeyi ihmal
etmek çok kolay. Ama biz, gerçekten de ilişkilerimize ve dü
rüstlüğe geri dönmeliyiz, insanlar, kendileri ölümcül bir hasta
lığa yakalanana ya da sevdikleri birini kaybedene kadar bunun
ne kadar önemli olduğunu anlamıyor” diyordu Jude.
Duygularımızı ifade etmek ve zamanımızı sevdiğimiz in
sanlarla geçirmek için elimizden gelen tüm çabayı gösterirsek
bu suçluluk duygusuna hiç gerek kalmayacağını söylüyordu.
Fakat sevdiğimiz insanların sonsuza dek yanımızda olacağını
düşünmeyi bırakmalıydık. Bana, her şeyin bir anda bitebile
ceğim hatırlattı. Jude, sevdiği insanlarla vedalaşacak zamana
sahip olduğu için şükrediyordu fakat herkesin, hayatının so
nunda duygularını ifade etmek için zamana sahip olma lütfu
na erişemediğini de vurguluyordu. Gerçekten de milyonlarca
insan aniden ve beklenmedik biçimde aramızdan ayrıldığı için
buna sahip olamıyordu.
Edvvard’a duyduğu aşkı ifade etmesi annesiyle olan ilişkisini
mahvetmiş olsa da Jude dürüst davranacak kadar cesur olduğu
na memnundu. Bu, sadece Edvvard’la hâlâ paylaştıkları sevgiyi
sonuna kadar yaşamasını sağlamakla kalmamış, aynı zaman
da kendi kalbine sadık kaldığını bildiği için huzurlu olmasına
imkân vermişti. Bu Judea o zamana kadar ailesinin, özellikle
de annesinin hayatı üzerinde ne kadar büyük bir kontrole sa
hip olduğunu da göstermişti. Jude, bir ilişki kontrol üzerine
kuruluysa kontrol eden kişinin diğeriyle nasıl gerçekten sağ
lıklı bir ilişki kurabileceğini soruyordu. Ona sunulan tek ilişki
biçimi buysa bunsuz daha iyi olacağına karar vermişti.
Ama annesiyle iletişim kurmaya çalıştığı için Jude suçluluk
duymadan öleceğini söylüyordu. Kendini ifade edecek cesareti
bulmuştu. Neyse ki aynı şey arkadaşı Tracey için de geçerliy
di. Jude ona karşı her zaman dürüst davranmıştı ve Tracey’i
kaybetmenin şoku çok büyük olsa da bu konuda da suçluluk
duymuyordu. Arkadaşını kaybetmeden sadece birkaç gün önce
onunla birlikte yemek yemişlerdi. Birbirlerine veda etmek için
kucaklaştıklarında Jude, Tracey’e onu ne kadar sevdiğini ve ar
kadaşlıklarına ne kadar değer verdiğini söylemişti.
Fakat arkadaşının aile üyeleri ve birçok başka arkadaşı için
durum bu değildi. Tracey o kadar parlak biriydi ki artık onun
etrafta olmayacağını hayal etmek bile çok zordu.

 

Cevap bırakın