Home » istanbul escort » SUÇLULUK YOK BÖLÜM 3

SUÇLULUK YOK BÖLÜM 3

Sonra aniden bir trafik kazasında hayatını kaybetmişti.
Jude’un arkadaş çevresinde kazadan bir yıl
sonra bile olayla ilgili şok ve suçluluk
dalgaları var olmaya devam ediyordu.
“O, insanların hayatını değiştirmişti ama onlar bunu ona
hiç söylememişti. Tracey, insanlardan onay almaya ihtiyaç du
yan biri değildi. Ama olaydan sonra insanlar kendi çabaları
nın eksikliğini bilerek yaşamak zorunda kaldı ve bu suçluluk
duygusunun insanların içinde zehirli hale geldiğini gördüm.
İçlerinde ne kadar farklı davranmış olabilecekleri fikriyle mü
cadele ediyorlardı.” Elbette bunu anlayabiliyordum. “Ayrıca…”
dedi Jude, ” Tracey, insanlardan onay almaya ihtiyaç duymasa
da onlardan cesaret verici sözler duymak çok hoşuna giderdi.
O açık ve güzel bir insandı. Ve artık yok.”
Doğal olarak duyguları paylaşmanın ve dürüstlüğün çok
önemli olduğu konusunda onunla hemfikirdim. Hayat zaten
bu dersleri daha önce de yoluma çıkarmıştı ama artık Jude’la
konuştuktan sonra daha da belirgin hale gelmişlerdi. O çok
güzel bir kadındı ve artık kendini kontrol edememesine rağ
men hâlâ doğal olarak zarifti. Zaman zaman salyası aktığı için
kıyafetleri şık olmaktan çok pratik olmak zorundaydı. Fakat
ruhu ve bir zamanlar olduğu kişinin kalıntıları, hâlâ bütün
canlılığıyla oradaydı. Gülümseyerek ve fikrine katılarak onun
la kendi düşüncelerimi paylaştım. “Evet. İnsanlar gururları,
ilgisizlikleri ya da reddedilme ve küçük düşme korkuları yü
zünden çok fazla şeyi dizginliyor. Ama Jude, bu bazen çok faz
la cesaret gerektiriyor ve biz bunu yapmaya her zaman hazır
olmayabiliyoruz.”
“Evet, cesaret gerektirir Bronnie” diye devam etti Jude. “Be
nim de söylemek istediğim şey bu. Duygularını ifade etmek
cesaret gerektirir, özellikle de iyi durumda değilsen ve desteğe
ihtiyacın varsa ya da sevdiğin birine duygularını hiç dürüst
çe açıklamadıysan ve bunun nasıl karşılanacağını bilmiyorsan.
Ama duyguların her neyse, onları paylaşmak için ne kadar çok
alıştırma yaparsan, her şey o kadar iyi hale geliyor. Gurur tam
bir vakit kaybı. Gerçekten, şu halime bak. Kendi popomu bile
silemiyorum. Ne fark eder ki? Hepimiz insanız. Herkesin sa
vunmasız olmaya hakkı vardır. Bu, sürecin bir parçasıdır.”
Jude ve Edvvard’la geçirdiğim zamandan önceki dönem be
nim için özellikle zordu. Bunun bir kısmını Jude’la paylaşmaya
karar verdim çünkü bu, bazen duygularımızı paylaşmanın ne
kadar zor olabileceğiyle de ilgiliydi.
Bakıcılık işi bir süreliğine çok yavaşlamıştı. Çoğunlukla ol
duğu gibi işler ya hep ya hiç esasına göre geliyordu. Bu dö
nemlerden yaratıcı çalışmalarım fayda sağladığı için bu beni
rahatsız etmiyordu. Fakat iki ay boyunca neredeyse hiç çalış
madıktan sonra işler biraz zorlaşmaya başlamıştı ve ufukta yeni
bir iş de görünmüyordu. Kazandığım tüm para bir şekilde yine
yaratıcı çalışmalarına yatırılıyordu, yani geriye güvenebilece
ğim pek bir şey kalmıyordu. Ama daha önce de bunu atlat
tığım için bu konuda kendimi hiçbir zaman çok da endişeli
hissetmiyordum.
Ev bakımı işleri de benzer biçimde gelip geçiyordu. Bazen
evin sahiplerinin dönüşüne çok az zaman kalana kadar bundan
sonra nereye gideceğim hakkında çok da fikrim olmuyordu.
Fakat genellikle son dakikada yeni bir ev karşıma çıkıyordu.
Daha güçlü olduğum anlarda, bu heyecan ve riski bir nok
taya kadar seviyordum. Kesinlikle adrenalin salgılamamı sağ
lıyordu. Birinin panik halinde beni arayıp evleriyle ilgilenip
ilgilenemeyeceğimi ve buna yarın başlamamın mümkün olup
olmadığını sorması ve aniden bir yere gitmeleri gerektiği
ni açıklaması oldukça sık başıma gelen bir şeydi. Bu telefon
konuşmalarının getirdiği rahatlama genellikle derin bir nefes
almama ve gülümsememe sebep olurdu. Bu tip durumlar, iki
tarafı da dertten kurtarırdı.
Bazen ev bakıcısı olarak çalıştığım çevredeki müşterilerim,
benim boş zamanıma denk geleceklerinden emin olmak için
kendi aralarında anlaşırlardı. Yani tatile çıkış günlerini, arka
daşlarının dönüş gününe denk getirirler ve benim müsait oldu
ğumdan emin olurlardı. Bu tip durumlarda bazen programım
aylarca dolu olurdu. Doğal olarak bundan hoşlanıyordum. Bu,
hayatımı çok kolaylaştırıyordu.
Fakat bazen de önceden planlanmış ev bakıcılığı işleri arasın
da birkaç günlüğüne ya da birkaç haftalığına bakmak için bir
yer bulmam mümkün olmazdı. O zaman ben de bu molanın
tadını çıkarıp şehirden ayrılır ve taşradaki bir tanıdığımı ziyare
te giderdim. Ya da yalnız bırakmak istemediğim özel bir müş
terim varsa geçici olarak bir arkadaşımın misafir odasına ya da
salon kanepesine yerleşirdim. Başlangıçta bunlar yeterli oluyor
du. Fakat birkaç yıl bu şekilde yaşadıktan sonra insanlara onlar
da kalıp kalamayacağımı sormaktan çekinmeye ve artık eskisi
kadar sevinçle karşılanmadığımı hissetmeye başladım. Arkadaş
larım böyle olmadığını söylüyordu. Beni destekliyor ve bunun
sonsuza dek sürmeyeceğini bilecek kadar iyi tanıyorlardı. Daha
önceki yıllarda yerleşik hayata geçip bir eve sahip olduğumda
evim her zaman ziyaretçilerle dolardı fakat benim için almayı
öğrenmek her zaman vermeyi öğrenmekten daha zor olmuştu.
Arkadaşlarıma tekrar tekrar onlarda kalıp kalamayacağımı
sormak bana kendimi çok umutsuz hissettiriyordu. Geçmiş ya
ralarımın birçoğunu iyileştirmeyi başarmış ve başkalarına kar
şı şefkat duymaya başlamış olsam da bu düşünceleri kendime
yönlendirmek benim için hâlâ çok büyük bir çaba gerektiri
yor ve acı veriyordu. Yıllarca sahip olduğum olumsuz kalıpları
değiştirmem gerekiyordu ve düşüncelerimi tamamen değiştir
mek oldukça yavaş bir süreçti. Yeni ve olumlu tohumlar birçok
açıdan hayatıma ekilmeye başlamıştı ve çiçek açıyorlardı. Ama
hâlâ zaman zaman yüzeye çıkan eski tohumların hepsini te
mizlemem gerekiyordu.
Ve bu kez iş bulamayalı çok uzun zaman olmuştu, param
neredeyse tükenmişti ve yine kendimi tamamen umutsuz his
sediyordum. En iyi arkadaşımı aradım ve onda kalıp kalama
yacağımı sordum. Ama onun da uğraşması gereken kendine ait
meseleleri vardı ve bu mümkün değildi. Mesele benimle ilgili
değildi. Sorun onunla ve onun hayatıyla ilgiliydi. Fakat düşünce
biçimim ve o anki duygusal durumum yüzünden bunu tam bir
reddedilme olarak algıladım ve onu bana hayır demek zorunda
bırakacak bir pozisyonda bıraktığım için kendimi daha da kötü
hissettim. İstemeyerek de olsa birkaç kişiyi daha aradım ama
maalesef evleri eyalet dışından gelen ziyaretçiler yü/iinden do
luydu, evde değillerdi ya da iş için tamamen konsantre olmala
rını gerektiren önemli bir proje üzerinde çalışıyorlardı. Birinden
borç para almadan şehirden ayrılmam ve tekrar geri dönmem
imkânsızdı ve bu kendimi daha da umutsuz hissetmeme sebep
oluyordu. Böylece arabamda uyumam gerektiğini kabullendim.
Bundan birkaç yıl önce bir cipim varken ve sürekli seyahat
ederken bu sorun olmazdı. Hatta o eski arabanın rahat yatağı
yerine uyumayı tercih edeceğim başka hiçbir yer yoktu. Ama
yatmak istediğimde bacaklarımı bile tam olarak uzatamadığım
pirinç patlağı kadar küçük bir araba, tercihlerim arasında de
ğildi. Ayrıca perdeleri olmadığı için hiçbir mahremiyet hissi
yoktu ve mevsim kışın ortasıydı. Ama sorduğumda kendimi
daha da kötü hissetmeden arayabileceğim kimse de aklıma gel
miyordu.

 

Cevap bırakın