Home » istanbul escort » SUÇLULUK YOK

SUÇLULUK YOK

Alarm çaldı ve beni yeni evimdeki rahat uykudan uyandırdı.
Ayaklarıma terliklerimi geçirip üzerime bir sabahlık alarak
üst kata, Jude’un ihtiyaçlarını gidermeye gittim. Eğitimsiz bir
kulağa homurtu gibi gelecek bazı sesler çıktı ama anlamlan,
bacağı acıdığı için pozisyonunu değiştirmem gerektiğiydi. Jude
yeniden rahat edip gülümsemeye başladığında lambasını sön
dürdüm, ona tekrar tatlı rüyalar diledim ve güzel yatağımın
rahatlığına döndüm.
Jude’la ortak tanıdıklarımızın haber vermesi sayesinde bir
araya gelmiştik. Şarkı yazarlığıyla edindiğim çevreden biri evde
yaşayan bir bakıcı olarak çalıştığımı biliyordu ve telefon numa
ramı ona vermişti. Bakımını yaptığım hastaların çoğu oldukça
yaşlı ya da en azından orta yaşın üstündeydi ve çoğu kanserle
ilgili hastalıklardan ölüyordu ama hepsi değil. Jude’un hastalığı
sinir sistemindeki bir motor bozuklukla ilgiliydi ve o sadece
kırk dört yaşındaydı. Kocası ve dokuz yaşındaki kıvırcık, kah
verengi saçlı, muhteşem bir gülüşe sahip olan kızı, Jude kadar
sevgi dolu ve iyi insanlardı.
Jude’un bakıcılığını üstlendiğim dönemde ajansların sürek
li farklı kişileri gönderip durmasından bıkmışlardı. Jude
ihtiyaçları oldukça fazla ve özeldi, özellikle de konu gitgide
bozulan konuşma yeteneğine rağmen rahat olup olmadığını
anlamak olduğunda. Bu yüzden tek bir bakıcı bulma isteği ön
celikleri haline gelmişti. Benim izin zamanlarımda yerimi dol
durmak için başka bakıcılar geliyordu ve neyse ki onları eğite
cek kadar deneyimliydim. Artık kendi ağırlığını taşıyamayan
Jude’u yatağına ve tekerlekli sandalyesine taşımak için hidrolik
bir asansör kullanıyorduk. Her gün yeteneklerinin daha da
azaldığını görüyordum ve henüz mantık çerçevesinde iletişim
kurabilirken buraya gelmiş olmaktan dolayı mutluydum. Bu
daha sonra anlamsızmış gibi görünen homurtularını da tercü
me edebilmeme imkân verdi.
Jude son derece varlıklı bir aileden geliyordu ve henüz genç
bir yetişkinken iyi bir evlilik yapması ve ondan beklenen ha
yatı yaşaması konusunda üzerinde büyük bir baskı hissetmişti.
Sahip olduğu ilk araba, ortalama bir insanın yıllık gelirinden
daha pahalı olan çok lüks bir arabaydı. Yirmili yaşlarının orta
larına kadar sıradan bir markete ayak basmamıştı. Bildiği tek
şey tasarım giysilerdi. Yetiştirilme biçimi, bunun böyle olması
nı garantilemişti.
Yine de Jude her zaman çok yaratıcı ve alçak gönüllü biri
olmuştu. Bana söylediğine göre istediği tek şey basit bir ha
yattı. Ama ailesi üniversiteye gitmesi konusunda ısrar etmiş
ve ona bölüm olarak da ekonomi ve hukuk arasında seçme
şansı tanımıştı. Jude kısaca sanat eğitimi almak istediğini
söylediyse de bu ikisi dışında başka seçeneği yoktu. Bu bek
lentilerin baskısı altında hukuk okumayı seçmişti. Seçimini
yaparken aklındaki şey, bir gün ailesi öldüğünde aldığı eğiti
mi sanat ya da toplum hizmeti gibi daha iyi bir amaç uğruna
kullanabilmekti. Fakat işler beklediği gibi gitmemişti. Baba
sı hayatını kaybetmişse de annesi ondan uzun yaşayacakmış
gibi görünüyordu. Zaten artık herhangi bir şekilde çalışabil
mesi imkânsızdı.
Sanata duyduğu sevgi, kendisi de bir sanatçı olan Edvvard’a
âşık olmasına sebep olmuştu. İkisi de bir anda biiyük bir çekim
hissettiğini söylüyordu ve bunca yıldan sonra da bunun hiç
azalmadığı açıkça görülüyordu. Başlangıçta ikisi de biraz çekin
gen davransa da hissettikleri karşılıklı çekim zamanla ikisine de
daha cesur olmak için ihtiyaç duyduğu cesareti vermişti.
Kısa süre sonra birbirlerine âşık olmuşlardı ve birbirlerinin
dünyası haline geldikleri için dünyanın geri kalanı tamamen
önemini kaybetmişti. Jude’un ailesi, yaptığı seçim karşısında
dehşete düşmüştü çünkü Edvvard, orta sınıf bir ailede büyü
müştü ve sanatının peşinden gitmeyi ve basit bir hayat yaşama
yı seviyordu. Aslında oldukça da başarılı bir sanatçıydı. Ama
beyaz yakalı bir çalışan değildi ve bu Jude’un ailesi için asla
yeterince iyi olmayacaktı.
Ne yazık ki Jude ailesiyle Edvvard arasında bir seçim yap
mak zorunda kalmış ve Edvvard’ı seçmişti. Elbette bu hiçbir
zaman bir seçim değildi. Edvvard’ı bütün kalbiyle seviyor ve
ondan da aynı karşılığı alıyordu. Bu noktadan sonra Jude’un
ailesiyle bütün ilişkisi kesilmişti. Daha önceki hayatından
sadece birkaç yakın arkadaşı kalmıştı. Ama artık daha farklı,
daha kabul edici ve daha mutlu bir dünyaya adım atıyordu
ve yeni hayatında edindiği arkadaşlarıyla da güzel ilişkiler
kurmuştu.
Birkaç yıl sonra Jude ve Edvvard dünya güzeli, küçük kızla
rı Laylayı karşılamışlardı. Jude, torunlarını tanımalarını iste
diği için ailesiyle barışmak konusunda elinden gelen her şeyi
yapmıştı. Jude’un babası en sonunda durumu kabullenmiş ve
ölmeden önce torunuyla sevgi dolu ve kaliteli bir dönem geçi
rebilmişti. Jude’la ilişkileri de iyileşmişti. Edvvard’a karşı nazik
davransa da Jude’un babası hâlâ bir sanatçının, kızının kalbi
ni fethetmiş olduğu gerçeğiyle mücadele ediyordu. Yani pek
de yakın bir ilişkileri yoktu. Yine de Layla’yla olan sevgi dolu
ilişkisi yüzünden annesinin büyük nefretine rağmen hepsinin
yaşayacağı bu liman kenarındaki malikâneyi satın almıştı.
Söylediklerine göre işler oldukça iyi gidiyordu, ta ki Jude
artık görmezden gelinemeyecek kadar sakarlaşıncaya kadar. Bu
hikâyeleri, Jude ve Edvvard hep bir ağızdan anlatıyordu ve Jude
bu hastalıkla mücadele etmiyor olsa da durumun böyle ola
cağını düşünüyordum. Onlar birbirlerine çok yakın bir çiftti.
Sevgilerine tanıklık etmek benim için hem ilham verici hem de
yürek yaralayıcıydı. Bunlar benim akranım olan insanlardı.
Üçümüz arasında saatlerce süren derin ve dürüst konuşmalar
geçerdi. Konuşma konularımızdan biri, bu yaşta ölümü kabul
lenmekti. Hepimiz için sonsuza dek yaşayacağımızı farz etmek
çok kolaydır. Ama hayatın işleyişi böyle değildir. Hayatın fır
tınaları arasında her zaman bazı insanlar genç yaşta aramızdan
ayrılır. Çiçek açan ama henüz bir meyve olma olgunluğuna
erişemeyen tomurcuklar gibi bazıları gerçek potansiyellerine
ulaşamadan aramızdan alınırlar. Bazılarıysa tüm olgunlaşma
süreçlerini tamamlayıp en iyi hallerini ortaya koyabilirler. Yine
de bazı insanlar, en iyi dönemlerini geçer ve yıllar içinde yavaş
yavaş yaşlanırlar.
Genellikle genç ölenler için zamanından önce gittikleri
söylense de aslında durum bu değildir. Herkes kendi zamanı
dolduğunda gider. Milyonlarca insanın kaderinde uzun bir
hayat yaşamak yoktur. Genç biri öldüğünde bu kadar büyük
bir şok ve keder hissetmemizin sebebi, hepimizin sonsuza
dek ya da en azından çok ileri bir yaşa kadar yaşayacağımı
zı varsaymamızdır. Fakat bu aslında tüm türler için hayatın
doğal bir parçasıdır. Bazıları genç yaşta öliir, bazıları orta
yaşlıyken ölür ve bazıları oldukça yaşlanana kadar ölmez.
Elbette, daha önlerinde uzun bir hayat uzanıyormuş gibi
görünen genç insanların ölümünü görmek çok üzücüdür.
Arkadaşlarımdan bazıları da genç çocuklarını kaybetmenin
acısını yaşadı ve ben de yaşadıkları acının içinden geçtim.
Bu acı, bazılarının peşini hiç bırakmadı. Ama bu çocuklar
ya da genç yetişkinler, buraya uzun bir hayat yaşamak için
gelmemişti. Onlar gelip parlak bir ışıkla yanmışlardı ve bu
rada kaldıkları kısa zamanda verdikleri her şey için net bir
biçimde hatırlanacaklardı.

Cevap bırakın