Home » istanbul escort » tropik-diyarlardan-karlara-bolum

tropik-diyarlardan-karlara-bolum

Agnes için gerçekten de çok önemli bir gündü; ama benim için sadece kısa ve
rahat bir araba yolculuğuydu. Agnes’ın kızı kibar bir kadındı
ve buluşmalarımız keyifli geçerdi. Agnes ve kızı her zaman bit
tek, peynir ve turşudan oluşan klasik bir çiftçi yemeği yerlerdi,
ingilizlerin turşu sevgileri sık sık beni hayrete düşürmüştür.
Ama İngiltere, vejetaryenler için de oldukça iyi bir ülkedir. Bu
nedenle seçeneklerim hiçbir zaman çok da kısıtlı değildi. Hava
çok soğuk olduğu için genellikle bir kâse çorba ya da doyurucu
bir turtanın keyfini çıkarırdım.
Cuma günlerini evin yakınlarında geçirirdik. Kendine ait
bir kasap dükkânı olan bir büyükbaş hayvan çiftliğinde yaşı
yorduk. Çiftliği, Agnes’ın oğullarından ikisi işletiyordu. Cuma
günleri gittiğimiz yer, bu kasap dükkânıydı. Agnes her şeyi tüm
detaylarıyla, uzun uzun incelemek konusunda ısrarcı davransa
da her hafta tam olarak aynı şeyleri, aynı miktarda alırdı. Ka
sap ona, siparişlerini eve göndermeyi teklif ederdi ama Agnes
kibarca, “Çok teşekkür ederim ama benim buraya gelip kendi
seçimimi yapmam gerek” derdi.
O zamanlar ben vejetaryendim. Şimdi ise veganım. Fakat bu
rada, bir büyükbaş hayvan çiftliğinde yaşıyordum ve burası doğup
büyüdüğüm yerden çok da farklı değildi. Kendi adıma et yemeyi
savunmasam da bu iş kolunu ve yaşam biçimini anlayabiliyor
dum. Sonuç olarak bu benim için oldukça tanıdık bir hayattı.
Kasap dükkânından çıkıp çiftlik çalışanlarıyla ve ineklerle
konuşarak çiftliğin içinden eve dönerdik. Agnes, bastonunu
kullanarak ağır ağır yanımda ilerlerdi ve Prenses hemen ar
kamızda olurdu. Havanın ne kadar soğuk olduğunun hiçbir
önemi yoktu, sadece daha sıkı giyinirdik. Cuma günleri her
zaman bu şekilde geçirilirdi; önce kasap dükkânını sonra da
ağıllardaki inekleri ziyaret ederek.
İngiltere’deki ineklerin, Avustralya’dakilere göre ne kadar iyi
bakıldığına hep şaşmışımdır. Onların ağılları sıcak olurdu ve
her zaman kişisel ilgi görürlerdi. Ama Avustralya’daki inekler,
İngiltere’nin kışına dayanmak zorunda değildi. Fakat bu inek
leri tek tek tanımak, muhtemelen gelecekte bir gün, etlerini
kasaptan alacağımızı bildiğim için bana çok üzücü geliyordu.
Bu, benim açımdan kabullenilmesi zor bir durumdu ve hiçbir
zaman bu konuda başarılı olduğumu söyleyemem.
Bilinçli sessiz kalma ve ailenin seçmiş olduğu hayat tarzı
na saygı gösterme çabalarıma rağmen vejetaryenlik konusu
evde sık sık gündeme gelirdi. Ben hiçbir zaman bunu yüksek
sesle ilan etmekten hoşlanan bir vejetaryen ya da vegan olma
dım. Fakat yetiştirilme biçimimi düşündüğümde ve bende
hayat boyu taşıyacağım izler bırakacak bir okul gezisinde bir
mezbahaya yaptığımız ziyareti hatırladığımda bazı yeganla
rın neden kendilerini sözlü olarak ifade etmek konusunda
bu kadar tutkulu olduklarını anlayabiliyorum. Bu endüstride
kapalı kapılar ardında neler olup bittiğine dürüstçe bakacak
kadar cesur davranabilirscniz göreceğiniz şeyler yürek parça
layıcıdır.
Ama ben, insanlar için sessiz bir örnek olmayı umarak ve
herkesin kendisi için anlamlı gelen biçimde davranma hakkı
na saygı göstererek yaşamayı tercih ederim. Ben ancak bana
sorulduğu zaman inançlarım hakkında konuşurum ve bunu
seve seve yaparım; çünkü karşımdaki kişi bu konuyla gerçek
ten ilgilenmiştir. Fakat kendi hayatında et yiyen ve benim için
neredeyse yabancı olan kişilerin yıllardır ortada hiçbir kışkırt
ma olmamasına rağmen hayvanları yememe seçimime nasıl
saldırdıklarını görmek gerçekten çok ilginç. Belki de sessiz bir
vejetaryen hayatı sürmeyi seçmemin sebeplerinden biri de bu
dur. Hayatımda sadece huzur istiyor olmam.
Bu yüzden Agnes neden bir vejetaryen olduğum hakkında
sorular sormaya başladığında tereddüt ettim. Onun hayatta
kalmasını sağlayan yegâne şey, büyükbaş hayvan çiftliğinden
elde ettiği gelirdi. Hatta doğrudan bir bağlantım olmasa da sa-
nırım o anda benim de hayatımı sürdürmemi sağlayan şey bu
gelirdi. Bu işi kabul etmemin sebebi, biraz para biriktirmek ve
yaşlı bir kadının hayatını biraz aydınlatmak istememdi.
Fakat o, ısrarla sorularını sormaya devam etti. Ben de ona,
daha çocukken danaların ve koyunların öldürülüşünü izleme-
nin duygularımı nasıl etkilediğini, hayvanları ne kadar çok sev-
diğimi ve ineklerin, ölmek üzere olduklarını bildiklerinde nasıl
normalden farklı mölediklerini fark ettiğimi anlattım. Onların
sesindeki panik ve korku hâlâ kulaklarımdan silinmiyordıı.
Ve bu kadarı yetti. Agnes, o an vejetaryen olduğunu ilan
etti. “Aman Tanrım!” diye düşündüğümü hatırlıyorum, “Bunu
ailesine nasıl açıklayabilirim ki?” Bundan kısa süre sonra bu
konuda oğluyla konuştum, o da Agnes’la konuştu ve onun et
yemeye devam etmesini istediğini dile getirdi. Ama başlan-
gıçta, Agnes’ın fikri pek değişmedi. En sonunda haftanın bir
günü kırmızı et, bir günü balık ve bir günü de tavuk yemeyi
kabul etti. Benim izinli olduğum günlerde yemeklerini ailesi
hazırladığı için o günlerde de et yiyordu.
Zaman içinde görüşlerim daha da kuvvetlendi ve bugün,
et pişirmeyi içeren bir işi kabul etmeyi bile düşünmem. Ama
o zamanlar kabul etmiştim ve işimin bu kısmından nefret edi-
yordum. Bir zamanlar onun güzel, yaşayan, duyguları olan ve
yaşama hakkına sahip bir hayvan olduğu düşüncesiyle hüzün-
lenmeden et pişirmeyi asla başaramadım. Bu yüzden tavuk ve
balık da benim düşünce biçimime göre hayvan olsa da bu yeni
düzenlemeyi çok sevmiştim.
Fakat zaman içinde Agnes ın oğlu Bill’le sadece huzurunu
kaçırmamak için uzlaştığı ortaya çıktı. Hafta boyunca ben ya
nındayken et yemek gibi bir niyeti kesinlikle yoktu. Böylece
bundan sonraki kış ve ilkbahar aylarını ikimize lezzetli vejetar
yen ziyafetleri, sebze köfteleri, harika çorbalar, rengârenk sebze
kızartmaları ve gurme pizzalar pişirerek geçirdim. Sanırım ben
olmasam, Agnes sadece kaynamış yumurta ve elbette haşlanmış
fasulye yiyerek de memnuniyetle yaşayabilirdi. Sonuç olarak o
ingiliz’di ve ingilizler fasulyeye bayılır.
Bahar yaklaşıp nergisler açmaya başladığında karlar da eri
di. Günler uzadı ve gökyüzü yeniden mavi rengine kavuştu.
Çiftlik yeniden hayat bulurken yeni doğmuş danalar titrek,
sıska bacaklarıyla etrafta dolaşmaya başladı. Kuşlar geri döndü
ve bizi her gün şarkılarıyla selamlamaya başladı. Prenses daha
da çok tüy dökmeye başladı. Agnes ve ben, kışlık kabanlarımızı
ve şapkalarımızı kaldırıp aynı rutini bahar güneşinin keyfini
çıkararak birkaç ay daha sürdürdük. Biz çok farklı nesillerden
gelen, her gün kol kola yürüyen ve her zaman kahkahalarımızı
ve hikâyelerimizi birbirimizle paylaşan iki kadındık.
Ama yol, yine beni çağırıyordu. En başından beri ikimiz de
bir gün gideceğimi biliyorduk. Ayrıca Dean’i de özlemiştim.
Artık onunla sadece hafta sonları vakit geçirmek yeterli değildi
ve ikimiz birlikte yolculuğa çıkmayı çok istiyorduk. Çok geç
meden yerime gelecek bakıcı için bir ilan verildi ve günler hızla
geçmeye başladı. Agnes’la geçirdiğim o aylar, muhteşem ve çok
özel bir deneyimdi. Bu işi büyük ölçüde seyahat masraflarımı
karşılayabilmek için kabul ettiysem de can yoldaşlığı çok güzel
bir işti.
Bu benim için bira doldurmaktan çok daha eğlenceli bir
işti. Birinin düzgün yürümesine yardım edeceksem bunun,
genç ve sarhoş, hatta yaşlı ve sarhoş biri olmasındansa yaşlı ve
kırılgan biri olmasını tercih ederim. Adadaki İngiliz barında,
ilk ikisini sık sık yapmam gerekmişti. Kirli ki’ıl tablalarını ya da
boş bira bardaklarını kaldırmaktansa yaşlı bir kadının takma
dişlerini aramayı her zaman tercih ederim.
Dean’le birlikte Ortadoğu’ya seyahat ettik ve bizimkinden
tamamen farklı ama büyüleyici kültürlerin ve çeşit çeşit muh
teşem yiyeceğin karşısında hayrete düştük. Bundan bir yıl ka
dar sonra yeniden Agnes ı ziyarete gittim. Benim yerime başka
bir Avustralyalı kız alınmıştı ve Agnes sandalyesinde uykuya
daldıktan sonra onunla uzun ve keyifli bir sohbete başladık.
Birbirimizle hikâyelerimizi paylaşırken Bill’in onunla görüşür
ken sorduğu ilk sorunun kafasını oldukça karıştırdığını itiraf
etti. Ona Bill’in ne sorduğunu sordum ve verdiği cevap karşı
sında kahkahalara boğuldum.
Bill’in sorduğu ilk soru, “Vejeteryan değilsin, değil mi? ol
muştu.

Cevap bırakın